Written by 23:00 KADIN

Kadınları aşırı sağa yedeklemeyi amaçlayan bir örgüt: Lukreta

Irkçı kadın grubu Lukreta, milliyetçi bir gündem ve sağcı seferberlik için kadın haklarını nasıl istismar ediyor?

Gießen’de yapılan AfD’nin yeni gençlik örgütünün kuruluş kongresinde kürsüdeki genç kadın: “Her gün, her birimiz Alman kadınlarının nasıl aşağılanıp av haline getirildiğini görüyoruz,” diye öfkeyle haykırıyor. Kısa bir alkış. Yüksek sesle ekliyor: “Kadınlarımızı yalnızca kitlesel geri göç koruyacak! Bir şey açık: Biz kızlar, kadınlar ve anneleriz ve doğuştan gelen kimliğimizin ve gururumuzun, feminizmin ve uyanışın çılgın ve kötü niyetli ideolojileri tarafından elimizden alınmasına izin vermeyeceğiz.” Bu kadın yeni gençlik örgütü ‘Almanya Nesli’nin yönetim kuruluna seçilen Julia Gehrkens.

Instagramdaki bir videoda başka bir genç kadın Heinsberg’deki bir toplu tecavüz olayından bahsediyor. Suçlananlar Suriyeli mülteciler. Sorunun ne olabileceğini soruyor. Videonun sağ üst köşesinde “Suriyeli” kelimesi beliriyor. Sonra soruyor: “Ya da belki arabası olan insanlar?” Bu sefer bir araba gösteriliyor ve direksiyonun başında siyah bir adam emojisi var.

Video, kendisine “Isi” adını veren bir aktivistten geliyor. Sağcı ve geleneksel “değerlerini” yaymak için sosyal medyayı kullanıyor. Suç türü ile bir kesim arasında tümünü suçlayan ırkçı bir bağlantı kuruyor.

İki kadın da aşırı sağcı bir kadın örgütü olan Lukreta’ya üye olmalarıyla birleşiyor. AfD’nin gençlik örgütünün yönetim kurulunda önemli bir konuma sahip olan bu örgüt ne tür bir örgüt?

LUKRETA NASIL BİR ÖRGÜT

“Güçlü kadınlar. Net değerler. Alman kimliği.” Lukreta kendini böyle tanımlıyor. Toplumsal Cinsiyet Sosyolojisi Profesörü Christiane Leidinger grubun mülteci ve göçmen erkekler tarafından işlendiği iddia edilen sistematik şiddeti temel tema olarak tanımladığını söylüyor. Grup, Instagram’da kadın haklarını savunduğunu ve kadınların kamusal alandan dışlanmasına karşı olduğunu yazıyor.

Kendi açıklamalarına göre, grup adını astronom Caroline Lucretia Herschel’den almış. Ancak, siyaset ve toplumsal cinsiyet ilişkileri profesörü Annette Henninger, Lukreta’nın adını, tecavüzün intikamını aldığı iddia edilen antik figür Lucretia’dan da almış olabileceğini belirtiyor.

AfD milletvekili Irmhild Boßdorf’un kızı Reinhild Boßdorf, 2019 yılında Lukreta kadın grubunu kurdu. Daha önce Kimlikçi Hareket (IB) ve Genç Alternatif (JA) içinde aktifti. Bu çevrelerdeki bağlantılarını daha fazla destekçi bulmak için kullandı. AfD üyesi Manuela Pluta ve JA üyesi Mary Khan’dan destek aldı.

Lukreta, IB’nin kadın grubu 120Db’nin halefi örgüt olarak kabul ediliyor ve bu nedenle onun öncü ağına ait. Correctiv’in araştırmasına göre, Boßdorf “Kadınlar, kendinizi savunun – 120 desibel” kampanyasını başlattı. Kampanya, “kitlesel göçten” kaynaklanan cinsel şiddete karşı sağcı bir MeToo tarzı protestoydu. Ancak Kimlikçi Hareket’ten (IB) erkekler bunu durdurdu. Ardından Boßdorf, Lukreta’yı kurdu.

Bu, büyük bir örgüt olmaktan ziyade, IB yelpazesinden belirgin bir şekilde aşırı sağcı aktivistlerden oluşan yakın bir çevre. Grup ayrıca Ekim ayında Berlin’deki Yaşam Yürüyüşü’ne de katıldı.

ETNİK CİNSİYETÇİLİK

Henninger, 120 Desibel kampanyasını etnoseksizmin (kültürel cinsiyetçilik) en önemli örneklerinden biri olarak görüyor. Kültür çalışmaları uzmanı Gabriele Dietze bu terimi belirli bir cinsiyetçilik biçimini sınıflandırmak için kullanıyor. Henninger ve Leidinger, etnoseksizm’i ırkçılık ve cinsiyetçiliğin kesişimi olarak tanımlıyor. Örneğin, cinsel şiddet etnik veya dini olarak “öteki” bireylere atfediliyor. Bu görüşe göre, kişinin kendi toplumu zaten eşitlikçidir. Bu, cinsiyetçiliği dışsallaştırır ve ırkçı pozisyonları meşrulaştırır. Sağcıların çoğu bu mantık çizgisini kullanıyor.

Leidinger, cinsel şiddet hakkında kamuoyunda konuşmanın feminist bir ilke olduğunu vurguluyor. Ancak feminist hareket, tarihsel olarak yakın sosyal alandaki (aile içi, akraba çevresi, okul, işyeri, vb.) şiddeti kınamıştır. Öte yandan Lukreta, kamusal alanda yalnızca sözde ‘yabancı’ faile odaklanıyor.”

Henninger ayrıca, kadınlar için en tehlikeli yerin kendi evi olduğunu vurguluyor. “Ayrılık ve boşanma bağlamında artan ilişki çatışmalarının, şiddet riskinin milliyetten daha iyi bir göstergesi olduğunu” savunuyor.

MODERN GÖRÜNÜŞLÜ IRKÇILIK

Lukreta, sosyal medyada klasik sağcı bir estetikle kendini sunmuyor. Bunun yerine, bilinçli olarak feminist kodları ve imgeleri benimsiyor. Bunu yaparken, Leipzig Federal İdari Mahkemesi’nin anayasaya aykırı bulduğu, aşırı sağcı Martin Sellner tarafından ortaya atılan “geri göç” sloganını defalarca kullanıyor.

Giysilerini özgürlüklerinin bir ifadesi olarak tanımlıyorlar. Başörtüsü takan kadınları “özgür olmayan” kadınlarla karşılaştırıyorlar. Bir Instagram gönderisinde, Müslüman peçesinin cinsel şiddete karşı koruma sağlamadığını, ancak geri göçün sağladığını açıklıyorlar. Tekrar tekrar öldürülen kadınların resimlerini paylaşıyorlar. Bunların kadın cinayetleri olduğunu veya ataerkilliği hiç belirtmiyorlar, ölümleri ırkçı motiflerle açıklıyorlar.

SAĞCI FEMİNİST NİTELEMESİ

Lukreta kendisini feminist bir grup olarak görmüyor, ancak bazı üyeleri bu terimi kullanıyor ve sözde feminizmlerini “sağlıklı” olarak tanımlıyor. Bu, Lukreta’nın benimsediği geriye dönük toplum görüşüyle keskin bir tezat oluşturuyor. Lukreta, beyaz üstünlüğünü ve heteronormatif ve ataerkil rolleri sürdürüyor. Modern aşırı sağın antifeminizmi anne rolünün ideolojik olarak yüceltilmesi ve üreme haklarına saldırı, erkekliğin ve kadınlığın özselleştirilmesi ve biyolojikleştirilmesi ve eşitliğin zaten elde edildiği iddiasında kendini gösteriyor. Bu, Lukreta’nın çalışmalarında da, modern bir şekilde paketlenmiş olsa da, açıkça görülüyor.

KADINLARI AŞIRI SAĞA KAZANMAK İÇİN

Giessen’deki, “Almanya Nesli”nin kuruluş kongresinde Julia Gehrckens konuşmasında, sağcı siyaseti kadınlar için daha erişilebilir hale getirme niyetini açıklıyor. Hem kurucu kongrede hem de partinin gençlik kanadının yeni yürütme kurulunda açık bir erkek çoğunluğu var. AfD (Almanya için Alternatif) de ağırlıklı olarak erkeklerden oluşuyor.

Kadınları kazanmak, hem eski hem de yeni sağ için her zaman bir sorun oldu. Lukreta, bunu başarmak için neoliberal seçim özgürlüğü söylemini benimsiyor.

Lukreta, kadınları siyasete, erkek egemen ağlara sokuyor. Bu ağlar bunu kolayca kabul ediyor – ayrıca destekçileri ve seçmenleri arasında kadın eksikliğini gizlemek için de buna ihtiyaçları var. Giessen’de de durum böyleydi: Gehrckens, bir erkek adaya karşı yarıştı, “yeniden göç” sloganını kadınların korunmasıyla ilişkilendirerek, bir kadın olmasına rağmen, kitleyi kazandı. Rakibi daha sonra adaylığını geri çekti.

Giessen’de bu, aşırı sağın genel bir stratejisini de ortaya koydu: Modern aşırı sağ, Alice Weidel’den Marine Le Pen’e ve Giorgia Meloni’ye kadar önde gelen kadın liderleriyle karakterize edilir. Bu önde gelen isimler, sistemi ayakta tutmayı hedefleyen erkek egemen sınıf ideolojisinin savunucuları olarak azınlığı temsil etseler de, bu partilerin post-feminist öz imajı için son derece önemlidirler: Bakın, eşitliği sağladık – hem de kotalar olmadan!

Close