8 Mart pazar günü, on binlerce insan Uluslararası Emekçi Kadınlar Günü’nde gösteri yaptı. Son yıllarda katılımcı sayıları sürekli yüksek olsa da bu yıl dikkat çekici bir artış vardı. Berlin’de 30 bin katılımcı ve Hamburg, Münih ve Köln gibi şehirlerde önceki yıllara göre binlerce daha fazla katılımcıyla gösterilere genç kadınlar hakim oldu. Bu durum sadece “güzel hava” ile değil tabii ki.
Alev Bahadır
Geçmişte, özellikle kadın hakları tehdit edildiğinde ve kadın sorunlarına odaklanan büyük hareketler olduğunda, 8 Mart gösterilerine katılımda artışlar yaşandı. Örneğin, Donald Trump ABD başkanı yani sözde “özgür dünyanın” lideri açıkça ve hiçbir gizleme girişiminde bulunmadan cinsiyetçi bir şovenist olduğunda. Ya da “Me Too” hareketi, cinsel şiddetin ve iktidarın kötüye kullanılmasının küresel boyutunu eşi benzeri görülmemiş bir ölçekte ortaya çıkardığında. Almanya’da Doktor Kristina Hänel’in Ceza Kanunu’nun 219a maddesi uyarınca “kürtajı teşvik etmek” suçundan mahkûm edilmesi, kürtajın suç sayılmasına karşı yeni bir hareketi tetiklemişti. Bu yılki gösteri, bir kez daha, bir kargaşa ve değişim döneminde olduğumuzu ve Almanya’daki kadınların sessiz kalmaya niyetli olmadığını gösterdi.
SAVAŞA IRKÇILIĞA CE SOSYAL KISITLAMALARA KARŞI
8 Mart’ta kadınları ilgilendiren birçok konu gündeme getirildi. Bunlar arasında, kadınların ve çocukların akıl almaz boyutlarda katledildiği Filistin’de devam eden soykırım da vardı. Rojava’ya yapılan saldırı, kadın savaşçıları ve örgülü saçlarıyla kadınların kendi kaderlerini tayin etme ve teröre karşı mücadelesini simgelemekteydi. Ve ABD ve İsrail’in uluslararası hukuku ihlal eden İran’a yönelik son saldırıları da gündeme geldi. Tabi ki İran İslamcı rejim tarafından Jina Mahsa Amini’nin vahşice öldürülmesiyle ayrılmaz bir şekilde bağlantılı. Devam eden ve giderek tırmanan savaşlar da Almanya’daki kadınlar için büyük bir endişe kaynağı. Pazar günü sokaklara dökülenlerin birçoğunun Filistin veya İran için bir gösteriye katılması beklenmezdi. Ancak 8 Mart’ta, dünya genelinde kadınların güvenlik ve barıştan yoksun yaşaması, diğer faktörlerle birlikte önemli bir rol oynadı.
Bu aynı zamanda Almanya’da kadınların ekonomik ve siyasi durumlarının giderek zorlaştığı anlamına da geliyor. Gerçek ücretler durgun kalırken, yaşam maliyeti artmaya devam ediyor ve bugün bile, atipik işlerde çalışanlar çoğunlukla kadınlar. Süpermarket raflarını dolduruyorlar, huzurevlerinde yaşlılara bakıyorlar veya anaokullarında çocuklara eğitim veriyorlar. Bütün bunlar genellikle düşük ücretlerle ve aşırı personel eksikliği altında yapılıyor. Geçen yıldan beri CDU liderliğindeki federal hükümet, bu saldırıları önceki koalisyon hükümetinden daha açık ve pervasız bir şekilde uyguluyor. Emeklilik yaşı yükseltilecek ve çalışma saatleri uzatılacak. Yarı zamanlı çalışma bir “lifestyle/yaşam tarzı” seçimi olarak nitelendiriliyor, oysa çoğunlukla bakım işlerinden sorumlu olan kadınlar için bu acımasız bir gerçeklik. Siyaset, göçmenleri istismar ederek ırkçılık ve önyargıyla dolu seçim kampanyaları yürütüyor. Şansölye Merz’e “şehir manzarası” ile ne kastettiği sorulduğunda, kameraya sırıtarak “Kızlarınıza sorun” diyor. Bu tür babalara sahip olanlar, kadın haklarını bölücü politikalarını ilerletmek için araçsallaştıran “koruyucu” bir erkek eline ihtiyaç duymuyorlar.
Ve sanki tüm bunlar yetmezmiş gibi, Baden-Württemberg seçim kampanyasının son anlarında, CDU’nun lider adayının 16 yaşındaki bir öğrenci kızdan cinsel ilgi duyarak bahsettiği ve ardından Yeşiller Partisi’nin rakip adayı tarafından savunulduğu bir video yayınlanıyor.
“DEVLET BİZİ KORUMUYOR”
Birçok genç kadın için 8 Mart 2026, bir gösteriye ilk katılım olabilir. Ancak farkındalık açık: Devlet kadınların hayatlarını korumuyor- tam tersine. Dünya çapındaki savaşlara katılımı nedeniyle, gezegenin dört bir yanındaki kadınlar yoksulluk, şiddet ve ölümden mustarip. Kadınların korunmasına yönelik fonların kesilmesiyle, kadınların hayatları güçlülerin yeniden silahlanmasına ve kâr elde etmesine kurban ediliyor. Egemen sınıfın ırkçılığı ve şovenizmi, cinsiyet ayrımı gözetmeksizin bu ülkenin çalışan insanlarını bölmeyi amaçlıyor. Ancak bunların ardından teslimiyet ve durgunluk değil, öfke, kararlılık ve eylem geliyor.
Protesto hareketleri büyüyor. Barış hareketi ve onunla birlikte geçen hafta zorunlu askerlik hizmetine karşı protesto eden 50 bin öğrenci olsun; ya da binlerce kişinin yürüttüğü ırkçılık karşıtı mücadeleler olsun ve şimdi de açıkça görüldüğü üzere, eşitlik, güvenlik ve uluslararası dayanışma için mücadele etmeye bir kez daha hazır olduğunu gösteren kadın hareketi olsun…

