Münih Güvenlik Konferansı’nda Avrupa ile ABD arasındaki transatlantik gerilim öne çıkarken, Rojava Kürtlerinin sürpriz katılımı Suriye ve Ortadoğu denkleminde yeni diplomatik arayışların işareti olarak dikkat çekti.
Yücel Özdemir
Cuma günü başlayan 62. Münih Güvenlik Konferansına, Avrupa ile ABD arasındaki gerilimin damgasının vuracağı önceden belliydi. Hem konferans öncesinde Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un gazetelere verdiği ortak söyleşide ifade ettikleri, hem de Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in Grönland üzerinden ABD yönetimine gönderdiği mesajlar bunun ön habercisiydi. Nitekim öyle de oldu. Merz, konferansın açılış konuşmasında açık olarak, hem de İngilizce “Otokrasiler biat isterken, demokrasilerin ortakları ve müttefikleri vardır” dedi. ABD Başkanı Donald Trump’ın temsil ettiği MAGA’ya de mesafe koymayı ihmal etmedi ve salondan büyük alkış aldı. Merz ayrıca açık olarak, ABD’nin dünya liderliğinin tartışmalı olduğunu ve ABD’nin her şeyi tek başına yapabilecek güçte olmadığını, bu nedenle müttefiklere ihtiyaç duyduğunu da belirtti.
Merz’in ABD’ye koyduğu mesafenin bir benzerini akşam saatlerinde konuşan Macron da koydu. “Avrupa yeniden jeopolitik bir güç olmalı” diyen Macron, Rusya’yı karşıya alırken ABD’yi ihmal etmedi. Keza, geçen yıl konferansa katılan ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’ye yanıt vermeyi ihmal etmedi. Nefret söylemleri, ırkçılık ve antisemitizmin yasaklanmasının ifade özgürlüğünün kısıtlanması anlamına gelmediğini ifade eden Macron, ifade özgürlüğü için de kurallar olması gerektiğini belirtti.
Merz ve Macron’un mesajlarında Almanya ile Fransa arasında değişik alanlarda süren rekabet geri plana itilirken, Avrupa’nın ekonomik ve askeri olarak dünyadaki paylaşım mücadelesinde önemli bir aktör olmaya niyetlendiği açık olarak dillendirildi.
Rubio, Merz ve Macron’a yanıt vermemeyi tercih etti
Merz ve Macron’un konuşmalarına bugün sabah konuşan, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun nasıl yanıt vereceği en büyük meraklar arasındaydı. Rubio yaptığı konuşmada transatlantik ilişkilerde tansiyonu yükseltmemeye önem verdi. J. D. Vance’in aksine Rubio, Avrupalı müttefikleri eleştirmedi, aksine ABD’nin yeni yüzyılı “Avrupalı değerli müttefiklerimiz ve en eski dostlarımızla birlikte şekillendirebileceğini” ifade etti ve ekledi: “ABD, güçlü müttefikler istiyor.”
Ancak genel olarak Trump’ın yaptığı gibi dünyanın nizamında değişiklikler yapılmasını gerektiğini de vurguladı. Rubio konuşmasında, uluslararası düzenin yeniden insanlara hizmet etmesi, sanayisizleşmenin durdurulması ve Batı toplumlarını istikrarsızlaştırdığı için göçün sınırlandırılması gerektiğini söyledi. Ayrıca “iklim politikalarının bir tür ‘kült’e dönüştürüldüğünü belirtti. Rubio, Avrupa’daki eski dostlarına olan açık bağlılığı nedeniyle konuşmasının sonunda ayakta alkışlandı. Meydan okuma değil, ilişkileri normalleştirme üzerine kurulu bu konuşma şimdilik Avrupalıların gönlüne su serpmiş durumda. Ancak ne zamana bu mesaja göre hareket edeceği belirsiz. Zira emperyalist paylaşım sertleşiyor ve ABD dünyanın en güçlüsü olarak kalmak için her tür yola başvuruyor.

Mazlum Abdi ve İlham Ahmed sürprizi
62. Münih Güvenlik Konferansına damgasını vuran diğer bir önemli gelişme ise son anda Rojava’dan konferansa katılan SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi ve Rojava Dış İlişkiler Komitesi Eş Başkanı İlham Ahmed’in katılması oldu. Daha önce yayımlanan konferans programında yer almayan, pazartesi günü Berlin’de düzenlenen basın toplantısında konferans başkanı Wolfgang Ischinger tarafından da belirtilmeyen Kürt siyasetçilerin katılımı dikkat çekiciydi. İkili konferansın ilk gününde Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile birlikte ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi. Merkezi yönetim ve Kürtler arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi açısından önem atfedilen bu görüşmede tarafların entegrasyon anlaşması üzerinde görüş alışverişinde bulunduğu ifade edildi.
‘Fransa önerdi, Almanya davet etti’ iddiası
Daha önce konferans programına yer almayan Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’in davetinin asıl olarak Fransa Cumhurbaşkanı Macron tarafından istendiği ileri sürülüyor. Konferans kapsamında Macron ve Abdi’nin kameralar karşısında samimi bir şekilde sarılması bu iddiayı güçlendiriyor. Fransa, eski sömürgeci güç olarak bölgenin ve Suriye’nin yeniden dizaynını bütünüyle ABD’ye bırakma niyetinde değil. ABD tercihini Colani ve eski IŞİD yeni HTŞ’den yana yaparken, bu terör örgütlerinin en fazla can aldığı Avrupa ülkelerinden biri olan Fransa, Kürtleri gözeterek bu kesimleri dengelemenin planını yapıyor. Bunu aynı zamanda Fransa’nın değişik alanlar ve bölgelerde ABD’yi sınırlama, kendi çıkarlarını koruma ve güçlendirmenin bir parçası olarak da görmek gerekiyor. Suriye sahasında ve bölgede Kürtlerle iyi ilişkiler üzerinden bunu yapabileceğini hesaplıyor.
Değişik aralıklarda Rojava Kürtleriyle temas içinde olan Macron’un, Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’i Almanya’daki bir konferansa davet ettirmesi ayrıca önemli. Zira, Almanya bugüne kadar genel olarak Kürtlere, özel olarak da Rojava’ya en mesafeli Avrupa ülkelerinin başında geliyor. Avrupa’da Kürtlerin en fazla yaşadığı ülke olan Almanya, Kürt politikasını hep Türkiye ile olan çıkarlarını gözeterek yaptı. Bu nedenle PKK’yi 1993’te ilk yasaklayan ülke oldu. Çok sayıda Kürt siyasetçi de halen Almanya cezaevlerinde bulunuyor.
Konferans üzerinde Alman hükümeti etkili
Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’in davetinin sadece konferansı örgütleyenlerin inisiyatifiyle değil, bir devlet politikası olduğu söylenebilir. Çünkü, Münih Güvenlik Konferansının finansmanı asıl olarak Federal Dışişleri Bakanlığı ve Federal Savunma Bakanlığı üzerinden yapılıyor. Konferansın katılımcıları ve yöneticilerinin kimler olacağında bu nedenle hükümetin etkisi var. Örneğin, Alman basınında yer alan haberlere göre, İran’ın devlet olarak davet edilmemesini doğrudan Dışişleri Bakanlığı istedi.
Gelişmeler, Almanya’nın Suriye ve Ortadoğu politikasında ABD’den çok Fransa’ya yaklaştığını gösteriyor. Bundan sonra bölgenin inşasında her iki ülkenin öncülüğündeki Avrupa tekelleri daha fazla etkili olmaya çalışacaklar.
Kürtler ise konferansı ABD tarafından bir köşeye sıkıştırılmak istenen Rojava Kürtleri açısından yeni ilişkiler kurmanın arayışı ve imkanı olarak gördü. Bunun karmaşık bölge denkleminde karşılık bulup bulmayacağını ise zaman gösterecek.

