Written by 17:00 KÜLTÜR

Sınıflı toplum krizde: Ücretli çalışma neden bölüyor ve bu nasıl değiştirilebilir?

Nicole Mayer-Ahuja, “Sınıflı toplum krizde” (Klassengesellschaft akut) adlı kitabında, güncellenmiş bir sınıf analizinin günümüzdeki sosyal çatışmaları nasıl açıkladığını gösteriyor ve işçilerin paylaştığı ortak zemini vurgulayan dayanışmaya dayalı bir emek politikası çağrısında bulunuyor.

Mayer-Ahuja, yeni kitabında Almanya’da empoze edilmeye çalışılan ‘sınıfsız bir toplumuz’ fikrine itiraz ediyor: “Almanya’da toplum hala eski sermaye/emek ayrımıyla karakterize ediliyor. Bir yandan, mal üretmek veya hizmet sunmak için başkalarının emeğini satın alabilenler varken, diğer yandan emeklerini satmak zorunda olanlar var. Bu ayrım, en azından kısmen zengin ve fakir arasındaki ayrıma paraleldir. Sınıf toplumu hakkındaki tartışmaların yeniden canlanması, sosyoekonomik eşitsizliğin yoğunlaşmasıyla olduğu kadar, ücretli çalışma deneyiminin daha yaygın hale gelmesiyle de bağlantılıdır.” diyen sosyolog, şimdilerde çalışan nüfusun %92’sinin ücret bağımlısı olduğunu ifade ediyor.

DAYANIŞMA BALTALANIYOR

Çalışanlar arasındaki dayanışmanın nasıl baltalandığını, yerli- göçmen, kadın-erkek, genç-yaşlı çatışmasının nasıl körüklendiğini anlatan Mayer-Ahuja, çalışma sürecinde işçilerin yoğun dayanışma içinde olduğunu, işverene karşı birbirini arkaladığını ve bunda işyeri temsilciliği ve sendikaların rolünü ortaya koyuyor.

Kitapta cinsiyete özgü iş bölümü biçimleri çerçevesinde ücretli emek ile emek gücünün yeniden üretilmesi talepleri arasındaki gerilim inceleniyor. Göçmen istihdamı alanında, “çoklu güvencesizlik” sunuluyor. Büyük sanayi şirketleri örneğinden yola çıkarak rasyonelleştirme süreçlerinin nasıl çizmeyi aştığı gösteriyor. Çekirdek ve çevre işgücüne bölünme, geçici işlerin yayılması ve çeşitli görevlerin dış kaynak kullanımı, işyerindeki sosyal ilişkiler üzerindeki sonuçları açısından analiz ediliyor. Temizlik ve güvenlik hizmetlerindeki çalışma örneği, “güvencesizliğin bir iş modeli olarak nasıl işlediğini” gösteriyor. Hemşirelik ve perakende sektöründe, başkalarına hizmet etmenin kişinin kendi çıkarlarını savunmasını nasıl zorlaştırdığı özellikle açık hale geliyor.

Kitap bakım sektörü ve perakende alanında başkaları için çalışmanın kişinin kendi çıkarlarını savunmasını nasıl zorlaştırdığını vurguluyor.

ÖRGÜTLENMEDE YARDIMCI ANALİZLER

Yazar çözüm olarak emek ve sermayenin işçilerin çıkarlarını gözetecek şekilde uzlaşmasını gösteriyor. Bunu ‘adil ekonomi’ olarak tanımlıyor. Ona göre, işyeri işçi temsilcilikleri ve personel temsilcilikleri, temel standartları savunmaktan sorumlu olmalıdır. Öte yandan sendikalar, “esnek çalışma saatlerine ilişkin bireysel hakkın kolektif olarak korunmasına” ve “herkes için daha kısa tam zamanlı çalışma programına” odaklanmalıdır.

Mayer-Ahuja’nın kitabında kapitalist ekonominin işçi sınıfı üzerindeki etkileri ve tahribatı güncel örneklerle açıklansa da, eksik olan, sınıf ve ücretli emek, artı değer, kar, sınıfın oluşumu, işsizliğin sermayenin çıkarına nasıl kullanıldığı konularında Marksist bakış açısı. Zaten yazar, değişik röportajlarda kendisini toplumun analizi ve bu toplum içinde yapılabileceklerle sınırladığını belirtiyor. Bu yönüyle sınıflı toplumu işçi ve emekçilerin lehine değiştirme mücadelesi için örgütlü çalışma sürdürenlere malzeme sunabilir. (YH)

Close