Ali Çarman
Birinci paylaşım savaşı sonrası başta İtalya olmak üzere Avrupa’nın birçok ülkesinde faşist partiler devreye sokularak toplumsal mücadele bastırılmak ve insanlar korku ortamı ile birlikte sindirilmek doğrultusunda girişimler başlatılmıştı. Daha doğrusu, büyük Ekim Devrimi’nin rüzgarından korkan sömürücü egemen sınıflar-tekeller, el birliğiyle anti-komünizm seferberliğine girmişlerdi.
Faşist hareketler yaratmış oldukları terör ortamında iktidar ve güç odağı oldular. Yazımızın konusu işin bu yanı değil! Zira bu konuda yazılmış bir hayli kitap ve makale insanlığın bilgi kütüphanesinde yer almış durumda.
İnsanlık tarihinin en karanlık, en uğursuz dönemi diye tarif edilen faşizmi ve faşistlerin yaptıklarını kağıda dökmede dahi insan zorlanıyor. Hitler ordularının işgal ettiği bütün topraklarda ve kendileriyle işbirliği yapılan ülkelerde bu dehşetin, katliam ve soykırımın, bu akıl almaz vahşetin yaşandığı yerlerin izleriyle sık sık karşılaşmaktayız.
İşte onlardan bir örnek: Macaristan’ın başkenti Budapeşte’yi ikiye ayıran Tuna nehri kıyısına bırakılmış 60 demir ayakkabı. Daha doğrusu, faşizmin kanlı yüzünü ve işlediği katliamları unutmamak üzere yapılmış bir anıtlık.
Bu anıt, 1944-1945 yıllarında faşist Ok Haç (Arrow Gross Party) diktatörlüğü döneminde katledilen Yahudileri anmak üzere; Türkiye Komünist Partisi soruşturmalarından sakınarak Macaristan’da mülteci hayat sürdüren bir anne-babanın oğlu Can Togay tarafından yapılmış. Çok yönlü bir aydın ve sanatçı olan Can Togay aynı zamanda film yönetmeni, senarist, oyuncu ve şair.

Anıtlığın yanı başına yapıştırılmış çelik plakta; Macarca, İngilizce ve İbranice ‘’ 1944-45 yıllarında Ok Haç üyeleri tarafından vurularak Tuna’ya atılan kurbanlar anısına’’ cümlesi bulunuyor.
Kadın, erkek ve çocukların giymiş oldukları 60 çift ayakkabı Tuna’nın doğu kıyısında ve parlamento binasına 300 metre ve Macar şair Atilla Josef anıtına da 500 metre kadar uzaklıkta suyun kenarına ustaca yerleştirilmiş.
Belirtmekte yarar var; Macar hükümeti ülkenin yüz akı ve dünyaca tanınmış olan proletarya şairi Attila Jozsef’in anıtından rahatsız olup kaldırmak istemişler. Ancak, bu hevesleri toplumdan gelen yoğun tepki ile kursaklarında kalmıştı.
Her mevsimde binlerce insanın dikkatini çeken ve adı günümüzde adeta Budapeşte ile özdeşleşen anıt faşistler tarafında kurşuna dizilerek, Tuna nehrine atılan 3600 Yahudi’yi unutmamak üzere yapılmış. İnsanlar ellerinde gülleri getirip büyük bir hüzün ve özenle ayakkabıların yanına bırakmakta, saygı duruşuna geçmekte, kimi zaman ise hâkim olmadıkları gözyaşlarını Tuna nehrine dökmekteler.

Çok basit gibi görülen bu anıtlık aslında insan yüreğin, insan sevgisini en yalın, en çarpıcı biçimde bizlere hatırlatıyor. Ve adeta “unutma”, “faşizmi ve savaşı ve de korkunç sonuçlarını asla unutma” diye haykırmakta. Faşizme karşı mücadele edenler ün veya çıkarları uğruna değil, yeryüzündeki yaşam uğruna, özgürlük uğruna büyük oranda ölümle sonlanacak bir yola girmekten çekinmediler.
İnsanlığın belleğine kazınmış karanlık bir dönemi en çarpıcı ve düşündürücü bir şekilde yeniden hatırlatan ‘Demir Ayakkabılar’ anıtlığı kısa yazımızı Attila Jozsef’in Tuna Kıyısında şiirinden dizelerle noktalayalım:
‘’Akıp duruyordu Tuna. Doğurgan, düşünceleri başka yerde olan bir annenin kucağında köpükler küçük bir çocuk gibi usulca oynadılar ve gülümsediler bana. Ve titreştirdi onları zamanın akıntısı yalpalayan gömütlükler gibiydi gömüt taşları.’’

