YÜCEL ÖZDEMİR
1861-65 yılları arasında yaşanan Amerika iç savaşı nedeniyle Avrupa’dan “yeni dünya”ya göç önemli ölçüde azaldı. Ardından 1870’te yaşanan dünya ekonomik krizi göç sürecini yavaşlattı. Krizin etkisinin azalmasından sonra 1875’ten sonra yeniden kitlesel göç dönemi başladı. Birinci Dünya Savaşı ve sonrasında başlayan ekonomik sosyal sorunlar Almanya’dan Amerika’ya göçü yoğunlaştırdı. Savaş yılları Alman göçmenleri ile çoğunluk toplum arasındaki ilişkiler açısından zor bir dönem oldu. Almanya’ya karşı savaşa giren ABD, ülke içinde Alman göçmenleri potansiyel tehlike ilan ederek pek çok kısıtlama hayata geçirdi. Bunların başında Almanca’nın kamu okullarında okutulmasının yasaklanması ve Almanca yayınlanan gazetelerin ne yazdığının anlaşılması için önceden Ingilizce’ye çevrilmesi zorunluluğu geliyordu. Bu yıllarda neredeyse “German” ile başlayan bütün kurumların isimler değiştirildi.
1900’lerin başında kurulan Amerikan-Alman Ulusal Birliği (Deutschamerikanische Nationalbund) politik baskılardan dolayı faaliyetlerine son vermek zorunda kaldı. Bu dönemde artan baskılar nedeniyle geri çekilmek/içe kapanmak zorunda kalan Alman göçmenler, “Amerikanlaşma” sürecine girerek Almanları anımsatan isimler almamaya başladılar. Örneğin ‘Schmidt’ ‘Smith’, ‘Jäger’ ‘Yager’ yapıldı.
Demokratlar ve Cumhuriyetçilerin savaşı savunduğu bu yıllarda ABD’deki göçmen emekçilerin önemli bir bölümü oylarını savaşa karşı çıkan sosyalist/sol devrimci çizgideki partilere verdi.
Savaşın bitmesinden sonra 1921’de normalleşmeye başlayan ABD-Almanya ilişkileri sırasında ise bu kez Almanya’ya Alman göçmenleri soldan/sosyalizmden tekrar uzaklaştırarak kazanmak görevi biçildi. 1921, 24 ve 29 yıllarında ABD, göçü sınırlamak için önemli yasalar yürürlüğe koydu ve bir yıl içinde Avrupa’dan alınacak göçmen sayısının üst sınırını 150 bin belirledi. Bu sınır Almanya için 26 bin idi.
HİTLER’IN ÇAĞRISI YANITSIZ KALDİ
Hitler faşizminin işbaşına gelmesinden sonra da benzer gelişmeler yaşandı. Faşist NSDAP, Amerika’daki Alman göçmenlere ülkeye dönme çağrısı yaptı, ancak, sadece bir kaç bin kişilik bir azınlık bu çağrıya uydu. Buna rağmen faşistler, Alman göçmenleri kazanmak için ABD’de Nazi Party USA adında bir örgüt kurdular. Bu örgütün faaliyetleri daha sonra yasaklandı. Ancak faşistler değişik isimler altında faaliyetlerini sürdürdüler. Aynı yıllarda Alman göçmenler tarafından değişik antifaşist örgütler, dernekler de kuruldu.
Bu yıllarda faşizm tarafından takibata uğrayan çok sayıda Alman antifaşist, ABD ile olan tarihsel göç bağlantısının da etkisiyle bu ülkeye göç etti, sığınma talebinde bulundu. Bunların başında elbette Yahudiler geliyordu. Sadece Pogrom Gecesi’nin yaşandığı 9 Kasım 1938’den kısa bir süre sonra 40 bin kişi Almanya’dan kaçtı ve bunların önemli bölümü ABD’den sığınma talebinde bulundu. Resmi kayıtlara göre toplam 150 bin Yahudi Hitler faşizminden kaçarak ABD’ye sığındı. Savaşın bitmesinden sonra ise toplama kamplarında tutulan, fabrikalarda “köle işçi” olarak çalıştırılan 100 bin kişi ABD’ye göç etti.
1950 yılına gelindiğinde 1 milyonu Amerika’da doğmak üzere toplam 6 milyon Almanca konuşan Alman kökenli “yeni dünya” ABD’de yaşıyordu.
2007 yılında yapılan bir araştırmaya göre, Amerika’da yaşayan 49 milyon insan (Toplam nüfusun yüzde 17’si) atalarının “Germen” kökenli olduğunu söylüyor. Ancak günümüz Amerikan toplumunda göçmenlik bakımından “Alman kökenli” olma pek de rol oynamıyor. Çünkü, neredeyse 350 yıl öncesine kadar uzanan göç, pek çok zor aşamadan geçmekle birlikte, doğal asimilasyon sürece başka bir boyut kazandırmıştır. Bugün Amerika’da göçmen deyince daha çok Meksika, Çin, Hindistan, Latin Amerika ve dünyanın diğer bölgelerinden gidenler akla geliyor.
GÖÇMENLERIN KADERI HER YERDE AYNI
Yaklaşık 350 yıl önce “yeni dünya” başlayan ve Ikinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar değişik biçimlerde devam eden “Alman göçü”nün nedenlerinin inançsal, politik baskılar ile birlikte asıl olarak açlık ve yoksulluktan kurtuluş umudu olduğu kendiliğinden görülüyor. Yeni keşfedilen ve eski kıtalardaki kol ve beyin göçüne muazzam bir ihtiyaç duyan ABD, Alman göçmenleri tıpkı 50 yıl önce Almanya’da Türkiye kökenli göçmenlerin karşılandığı gibi karşılamıştı.
Yeni kurulmakta olan ABD’ye göç etmek o dönem Almanya’daki yoksullar için oldukça zor ve çetrefilli idi. Rotterdam’dan Londra’ya yapılan aktarmadan sonra asıl yolculuk başlıyordu. 17. ve 18. yüzyıllarda açık denizdeki yolculuk hava koşullarına bağlı olarak 7-10 hafta sürüyordu. Bu çileli yolculuk sırasında hastalıktan ölenlerin sayısı da az değildi.
Yol masraflarını ödeyecek kadar parası olmayan göçmenler, götürüldükleri yerlerde gemi kaptanları tarafından zengin çiftlik sahiplerine pek çok haktan yosun olarak bir kaç yıllığına hizmetçi (köle) olarak veriliyordu.
Dünden bugüne bakıldığına, işsizlikten, yoksulluktan ötürü göç etmek zorunda kalan emekçilerin durumu gittikleri ülkelerde her zaman aynı olmuştur: Aşırı bir şekilde sömürülmek, ayrımcılığa tabi tutulmak, toplumsal sorunlar karşısında günah keçiler olarak ilan edilmek.
Ama; dönemin ekonomik yapısı, teknolojik ve ulaşım ve iletişim alanındaki gelişmişlik düzeyi, ülkeler arasındaki mesafenin çok uzak oluşu vb. gibi nedenler ABD’ye göç eden Alman göçmenlerin doğal asimilasyon sürecini olumlu yönde etkiledi. Bunda elbette göç edilirken geri dönüşü düşünmeden “yeni dünya’ya taşınma fikri ve duygusunun da büyük bir rolü bulunuyor.
Buna rağmen, içinde yaşanılan toplumla kaynaşma, doğal asimilasyon sürecinin gerçekleşmesi için, ekonomik-politik-kültürel koşulların yanı sıra aradan bir kaç neslin de geçmesi gerekiyor. Bu perspektiften bakıldığında, Almanya’da Türkiye kökenli göçmenlerin bugün içinden geçtikleri süreci bir yönüyle Alman göçmenlerin ABD’da geçirdikleri başlangıç evrelerinden birisi olarak görüp, kimi gelişmelerin zaman içinde zorunlu olarak gerçekleşeceğini görmek ve anlamak gerekiyor.
‘Yeni dünya’nın ilk günah keçileri: Alman göçmenler
Değişik kaynaklara göre 19. ve 20. yüzyılda Amerika’ya göç eden toplam Alman sayısı 6 milyon olarak ifade ediyor. Hal böyle olunca özellikle Amerika’nın doğudaki sahil bölgelerindeki kentlerde Alman nüfusunda önemli bir artış meydana geldi. Almanlar, sömürgeciler sayılmaz ise, en büyük “yabancılar” grubunu oluşturuyordu.
Bu yüzden de çoğunluk toplumuna uyum sağlamadıkları, sürekli kendi aralarında yaşadıklar, Ingilizce bilmedikler sürekli tartışma konusu oldu. Kendi kiliselerini kuran, kendi dükkanlarını işleten, dernekler, tiyatrolar açan, gazeteler-dergiler yayınlayan Almanlara karşı düşmanlıklar oldukça fazla idi.
“O zaman en çok Almanların açtığı birahaneler Amerikan kültürüne aykırı görülüyordu. Yabancı düşmanlığı tam anlamıyla Alman düşmanlığı ile eşdeğerdi. Bir Alman tiyatrosu bu yüzden ateşe verilmişti. (Heribert Prantl, Süddeutsche Zeitung, 2011 yıllığı)
Almanların bira tüketmesini “uyumsuzluk” olarak değerlendiren dönemin sağcı Chicago Belediye Başkanı Levi Bone, alkol vergisini bir gecede yüzde 600 artırdı ve yaz aylarında bira çadırlarının açılmasını yasakladı. Kararın uygulandığı 21 Nisan 1855’te Alman göçmenler bir gösteri yaptı ve 200 kişi gözaltına alındı.
Sonraki yıllarda, örneğin Philadelphia’da bir grup Ingiliz, artık daha fazla Alman göçmenin gelmesini engellemek için bir inisiyatif kurdu ve göçün sınırlandırılması için yasa çıkarılmasını talep etti.
Aynı yıllarda Alman göçmenlere Ingilizce bilmedikler, komşularıyla iletişim kuramadıkları için yaptırımların uygulanması da gündeme getirildi. Gerçekten de “yeni dünya”ya göç eden hiç bir Alman doğru dürüst Almanca bilmiyordu ve en önemlisi de dörtte birinin okuma yazması dahi yoktu. (Brunner, Nach Amerika)
1859 yılında Chicago’da ilk kez bir Alman göçmen şerif seçildiğinde basında karşı yazılar yer almıştı.
18. yüzyılda Alman göçmenler Philadelphia’nın yanı sıra diğer kıyı ve iç bölgelere doğru da göç etmeye başladılar. Bu dönemde Alman göçmenlerin en çok gittiği başka bir kent de New York idi. (New York’un önceki adı Nieuw Amsterdam idi). Burada da kendi içinde kapalı bir şekilde yaşayan Alman göçmenler yerleştikleri semtlere Little Germany, Klein Deutschland ya da Dutchtown gibi isimler verdiler.
Dil sorunu nedeniyle “Alman-Amerikalılar” kendi dillerinde gazeteler ve dergiler da yayınlamaya başladılar. New Yorker Staats-Zeitung (1834’ten itibaren), Anzeiger der Westens (1835) ve Volksblatt (1836), Volkszeitung (sosyalist çizgide yayın yapıyordu) gibi gazeteler yayınlandı. 1876’ya gelindiğinde Almanca olarak ABD genelinde 74, 1894’te ise 90 günlük gazete yayınlanıyordu. 1910’a gelindiğinde ABD’de yayınlanan günlük, haftalık, iki haftalık ve aylık yayın sayısı 500’e çıktı, kısa bir süre sonra ise 150’ye düştü. Yayıncılık konusunda Alman göçmenler diğer göçmen gruplarına göre çok ileride idi.
Alman göçmenlerin Amerikan kurumlarına güven duymasını, orta vadede içinde bulunulan topluma asimilasyonu önemseyen Almanca gazetelerin bir bölümü Demokratları, bir bölümü de Cumhuriyetçileri destekliyordu.
Halen ABD’de Amerika Woche, Neue Presse, Nordamerikanische Wochenpost, California Staats-Zeitung, Das Fenster, Pazifische Rundschau ve New Yorker Staats-Zeitung adlı gazeteler yayınlanmaya devam ediyor.
Almanca, Birinci Dünya Savaşı’na kadar Amerika’da okutulan birinci yabancı dil konumunda idi. Ikinci Dünya Savaşı’na kadar ise Pazar okulları (Sonntagsschulen) Almanca konuşuluyordu. 1960’lı yıllardan sonra ise Almanca’nın Amerika’daki önemi oldukça azaldı, okullarda öğretilmemeye başlandı. 2000 yılında Almanca’yı yabancı dil olarak seçen öğrenci sayısı 283 bin iken Ispanyolca’yı seçenlerin sayısı 657 bin idi.
Alman göçmenlerin yaşadığı bölgelerde ise Almanca ile Ingilizce eşit tutuluyordu. Örneğin Philadelphia Eyaleti’nde parlamentonun aldığı kararlar ve yaptığı açıklamalar aynı zamanda Almanca olarak yayınlanıyordu.
Yararlanılan Kaynaklar:
1- Nach Amerika-Die Geschichte der deutschen
Auswanderung, Bernd Brunner
2- forum-auswanderung.de
3- suite101.de
4- wikipedia.de
5- bigcountry.de
