Serdar Derventli
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, başlattığı “Made in Europe” stratejisiyle, birlik sınırları içinde başta otomobil olmak üzere değişik sanayi dallarını güçlendirmeyi hedefliyor. Yıllardır Çin’in “korumacı sanayi politikalarını” eleştiren AB Komisyonu, “Endüstriyel Hızlandırıcı Yasası” ile sadece Çin’e değil, ABD’ye karşı da atağa geçti.
Son haftalarda Türkiye medyasında, AB’nin otomobil sanayisine yönelik “Made in Europe” stratejisinin Türkiye için ne anlama geldiği üzerine bir dizi soru ortaya atıldı. Bunun nedeni ortada: 2025 yılında Türkiye’nin gerçekleştirdiği 41.5 milyar dolarlık otomotiv ihracatının yüzde 72’si (yaklaşık 30 milyar dolarlık kısmı) AB’ye gitti.
Taslak düzenlemede araçların yüzde 70’inin “Avrupa menşeli” üretilmiş olması gerektiği belirtiliyor. Düzenleme, “Made in Europe” tanımına AB üye ülkelerinin yanı sıra Avrupa Serbest Ticaret Birliği (EFTA) üyeleri İzlanda, Norveç ve Lihtenştayn ile daha önce birlikten ayrılan Büyük Britanya’yı dahil edip Türkiye’yi kapsam dışı bırakıyor. AB ile serbest ticaret anlaşması bulunan ülkeler için bazı istisnaların uygulanabileceği ifade edilmesine karşın bunun ne anlama geldiği henüz net değil.
Türkiye’nin 1992’den bu yana EFTA ile serbest ticaret anlaşması bulunması ve 1995’ten bu yana AB ile Gümrük Birliğinde olmasının bir işe yarayıp yaramayacağı da henüz belli değil. Otomotiv Sanayii Derneği (OSD) Başkanı Cengiz Eroldu’nun, Türkiye’de üretilen araçların ve parçaların “Made in Europe” kapsamına alınması talebi de karşılıksız kaldı.
Hindistan sadece dev bir pazar değil…
Türkiye’deki tedarikçi firmalar “Made in Europe” kapsamına girmek için çırpınırken AB’nin Hindistan ile imzaladığı serbest ticaret anlaşması Türkiye üzerindeki maliyet baskısını artıracak. Anlaşmanın yaklaşık altı ay sonra yürürlüğe girmesiyle 2 milyar nüfuslu dev bir pazar kurulmuş olacak. Anlaşmayla Hindistan ve AB arasında ticareti yapılan malların yüzde 96’sına uygulanan gümrük vergilerinin düşürülmesi veya kaldırılması kararlaştırıldı. AB delegasyonuyla birlikte Yeni Delhi’ye giden piyasa uzmanlarına göre anlaşma sayesinde otomotiv, makine mühendisliği, kimya, ilaç ve dijital hizmetler gibi kilit sektörler için özel avantajlar ortaya çıkmakta.
Yapılan analizler, derinleşen ekonomik entegrasyon sayesinde AB ile Hindistan arasındaki ikili ticaretin yüzde 65’e varan oranda artacağı ve bunun da küresel tedarik zincirlerini büyüteceği yönünde.
Ancak AB Hindistan’ı sadece bir pazar olarak görmüyor. Ticari ilişkinin stratejik ortaklığa dönüşmesini de hedefleyen AB aynı zamanda Hindistan’ı ucuz iş gücü cenneti olarak değerlendirmek istiyor. Şimdiye kadar asıl olarak Çin’e biçilen bu rolü Hindistan’ın üstlenmesi bekleniyor.
Geçen yıl Endonezya ve Meksika ile imzalanan anlaşmaların ardından, Güney Amerika bloku “Mercosur” ile de önemli bir serbest ticaret anlaşması imzalanmıştı. AB, Mercosur üzerinden gıda ve ham madde ihtiyacını güvenceye almayı hedefliyor.
AB’nin rekabet gücünü artırma hedefi
Bugün kamuoyunda otomotiv sektörü üzerinden tartışılan “Made in Europe” yönelimi, AB’nin gündemine Almanya tarafından sokuldu. AB ülkelerinin sanayilerinin teknolojik olarak geri kaldıkları ve rekabet gücünü yitirdiği, giderek artan bir düzeyde ham madde ve enerji bağımlısı haline geldiği; 2007-08 dünya ekonomik krizi döneminde olduğu gibi 2020 korona salgını döneminde de açıkça görülmüştü.
Almanya’nın 2011 yılında “Sanayi 4.0” başlığıyla dördüncü sanayi devrimini ilan etmesi, teknolojik dönüşüm alanında “liderliği” hedeflemesi ve bunu bir “devlet politikası” haline getirmesi de somut durumu değiştirmemişti. Yıllarca doğa bilimleri (fizik ve kimya), tıp, matematik, sosyal ve beşeri bilimler alanlarında temel araştırmalara gerekli ağırlığı vermeyen Almanya, devlet araştırma enstitüleri ve üniversiteleri de sermayenin kısa vadeli ihtiyaçlarına yanıt vermek üzere yapılandırmıştı. Dolayısıyla birçok alanda ABD ve Çin’in çok gerisine düştü. Yıllarca “mühendislik harikaları yaratan” Alman tekelleri, uzun yıllar sahip oldukları güçlü pozisyonu büyük bir hızla yitirdiler.
Rusya’nın Ukrayna’ya savaş açması, ABD’nin Çin’i ana rakip olarak belirlemesi, Almanya’nın işini birçok açıdan daha da zorlaştırdı. Ucuz enerji kaynağının (Rusya) kesilerek pahalı enerji kaynağına (ABD) muhtaç edilmesi, yine ABD tarafından Çin ile ticari ilişkilerini yeniden düzenlemeye zorlanması Almanya’nın bu aşamada ABD ve Çin’le tek başına rekabet etmesini olanaksız hale getirdi. Şimdi bu nedenle Almanya, AB’yi arkasına almaya çalışıyor. Son gelişmeler Almanya’nın bu konuda bir dizi adım attığını gösteriyor.
ABD ve Çin ile stratejik rekabet
Almanya geçtiğimiz yıl ekonomik ve politik ağırlığını kullanarak AB Komisyonu üzerinden bir dizi stratejik kararlar alınmasını sağladı. “2030 yılına kadar Avrupa’yı biyobilimlerin dünyanın en cazip merkezi haline getirme” hedefiyle AB Komisyonu, bağımsız ve iddialı bir “yaşam bilimleri stratejisi”ni (“Life-Sciences-Strategie”) sundu. Komisyonun verilerine göre 2022 yılında, Avrupa Birliği’nin biyobilim sektörlerinde yaklaşık 29 milyon kişi istihdam ediliyordu; bu sektörler yaklaşık 1.5 trilyon avro değer yaratarak, birliğin toplam istihdamının yüzde 13.6’sını ve GSYİH’sinin yüzde 9.4’ünü oluşturuyordu.
“Made in Europe” sloganı altında AB, yapay zeka alanında da stratejik bir yön değişikliği gerçekleştirmeyi hedefliyor. AB dışı şirketlere yönelik salt düzenlemelerden uzaklaşarak yapay zeka için aktif bir sanayi politikası gündeme alındı. Planlanan “Sanayi Hızlandırma Yasası” (“Industrial Accelerator Act”), ocak ayında çip üretiminden buluta kadar tüm yapay zeka (AI) değer zincirini Avrupa’da yerleştirmeyi hedefliyor. Hedef Avrupa dışındaki teknoloji devlerine olan bağımlılığı azaltmak.
Gelecekte büyük AI modellerini tamamen Avrupa’da geliştirebilmek için güçlü veri merkezlerine duyulan ihtiyacı karşılamak üzere AB Bakanlar Konseyi, 16 Ocak’ta üye ülkelerde AI giga fabrikalarının hızlandırılmış inşasına yeşil ışık yaktı. Karmaşık modellerin eğitimi için kullanılan bu büyük tesisler, hızlı izinler ve kolaylaştırılmış finansman ile desteklenecek. Buna paralel olarak, veri egemenliği konusunda en yüksek standartları karşılayan bulut altyapıları da kuruluyor. Bu kapsamda ocak ayı ortasında Almanya’nın Brandenburg eyaletinde “AWS European Sovereign Cloud” faaliyete geçti.
Yürürlüğe konulan “Sanayi Hızlandırma Yasası” ile AB’de stratejik öneme sahip ürünler için istikrarlı büyük alıcılar yaratmak amaçlanıyor. Bu öncü pazarlar, yeşil çelikten özel yapay zeka çiplerine kadar sürdürülebilir yüksek teknoloji için güvenilir bir talep yaratılması hedefleniyor.
Her ne kadar Almanya’nın “Made in Europe” sloganı altında AB’yi arkasında birleştirdiği görüntüsü güç kazansa da henüz AB içinde her şey sütliman değil. Fransa ve İtalya’nın ihtiraslarının yanı sıra bir dizi AB üyesi her an AB Komisyonu üzerinden atılan adımlara engel çıkarabilir.

