Almanya uzun bir süredir aşırı sağla nasıl müdacele edilebileceğini tartışıyor. Aşırı sağcı-ırkçı Almanya için Alternatif (AfD) partisine oy verenler arasında işçilerin oyunun yüksel olması özellikle sendikalar, işçi sınıfının kurtuluşu için mücadele edenler açısından ayrıca önemli. AfD’nin neden ve nasıl işçilerden fazla oy aldığını IG Metall sendikası tarafından işçiler arasında aşırı sağa karşı bilinci yaymak üzere kurulan Demokrasinin Korunması Derneği Baden-Württemberg şubesinden Lucas Hezel ile konuştuk.
YÜCEL ÖZDEMİR
Sayın Hezel, aşırı sağcı parti AfD’ye oy veren seçmen grupları asıl olarak kimler oluşuyor?
Buna genel geçer bir cevap vermek kolay değil. Bunun oldukça karmaşık olduğunu düşünüyorum. Ancak son federal parlamento seçiminden sonra yapılan ilginç ve endişe verici bir seçim çıkış anket vardı. Infratest Dimap tarafından yapılan bu ankette seçmenlere, sosyal gruplara göre ayrıştırılmış şekilde sorular soruldu. Bu gruplardan biri de kendisini işçi olarak tanımlayanlardı.
Bu gruptan olanların yüzde 38’i son seçimde AfD’ye oy verdiğini belirtmiş. Ankete inanacak olursak, Almanya’daki işçiler arasında AfD açık arayla en güçlü parti. Ayrıca çok büyük bir seçmen kayması olduğu da görüldü. AfD yüzde 17 kazandı ve bu neredeyse SPD’nin kaybettiği oy oranıyla birebir aynı.
SPD işçiler arasında oy kaybetmesiyle AfD’nin artırması arasında bir bağlantı var mı?
Bence bu en azından akla yatkın bir varsayım. Ben de sadece bu veriyi yorumlayabiliyorum. SPD, Almanya’da hâlâ, ya da en azından bir zamanlar, işçi sınıfı içinde oldukça güçlü bir seçmen tabanına sahip bir partiydi. AfD ise giderek kendisini büyük bir “işçi partisi” gibi sunuyor.
Bence burada doğrudan bir bağlantı var. Birçok işçi arkadaş, onlarca yıldır kendi çıkarlarına karşı olan en ağır reformların — Hartz IV gibi — SPD liderliğindeki ya da SPD’nin en azından içinde yer aldığı hükümetler döneminde hayata geçirildiğini deneyimledi.
Bugün de SPD hükümetin ortağı. Sekiz saatlik iş gününe ve emekliliğe saldırılar var. Yani işçi sınıfının en temel çıkarlarının tamamına yönelik saldırılar söz konusu ve bunun elbette siyaseten bir etkisi oluyor. İnsanlar kısmen protesto amacıyla “yerleşik partilere” bir ders vermek için AfD’ye oy veriyor. Bir kısmı da kendilerinin de ırkçı tutumlara sahip olmaları nedeniyle yapıyorlar.
Bu ankete dair bir noktayı da açıklık getirmek istiyorum, çünkü gazeteniz özellikle Türkiyeli işçiler tarafından okunuyor. Bu istatistikte doğal olarak sadece Almanya’da oy kullanma hakkı olan işçiler yer alıyor. Alman olmayanları kapsamıyor. Yani bu sonuç, Almanya’daki tüm işçi sınıfı için geçerli değildir. Almanya’daki işçi sınıfına, burada yaşayan ve çalışan ama Alman pasaportu olmayan tüm insanlar da dahildir.
AfD’NİN PROGRAMI İŞÇİLER İÇİN FELAKETTİR
AfD’nin ekonomi programı piyasa yanlısı, hatta işçi düşmanı. Örneğin işten çıkarma koruması ve asgari ücrete baktığımızda bunlara karşı. Buna rağmen neden bu program birçok işçide karşılık buluyor?
Bence çoğu insan AfD’ye protesto amacıyla ya da AfD’nin propagandasına inandığı için oy veriyor. AfD’nin parti programı baştan sona işçi düşmanıdır.
Ayrıca AfD’nin sendika ve işyeri temsilciliklerinin haklarına nasıl baktığına da bakarsak, bu çalışanlar için felakettir. Örneğin toplu sözleşme sisteminin köklü şekilde değiştirilmesi ve toplu sözleşmelerin artık sendikalar tarafından değil, işyeri temsilcilikleri tarafından yapılması gerektiğini savunuyor.
İşyeri siyasetiyle biraz ilgilenen herkes, işyeri temsilciliklerinin ne kadar kolay baskı altına alınabildiğini ve zaten yasal olarak “sosyal ortaklık” fikrine ne kadar sıkı bağlı olduklarını bilir. Ayrıca işyeri temsilcilikleri grev yapamaz.
Bu da demek oluyor ki; AfD, toplu sözleşmelerin, elinde hiçbir baskı aracı olmayan temsilcilikler tarafından yapılmasını talep ediyor. Bu, işçilerin çalışma ve yaşam koşullarını ciddi şekilde kötüleştirir.
SENDİKALAR AHLAKİ ELEŞTİRİYLE SINIRLI KALMAKLA HATA YAPTI
Sendikalar bunları biliyor. Sizce AfD konusunda yeterince bilinçlendirme yapıyorlar mı?
Bence son yıllarda bu konuda olumlu yönde çok şey değişti. Sendikalar geçmişte sık sık AfD’yi sadece ahlaki açıdan eleştirme hatasına düştüler. Yani sadece ırkçılığını ya da eşcinsel düşmanı tutumlarını eleştirdiler.
Son yıllarda ise sendikalar, ortak sınıf çıkarları perspektifinden daha iyi argüman geliştirmeye başladı. İnsanlara açıkça AfD’nin onların çıkarlarını temsil etmediğini, marjinal bir parti olduğunu anlatıyorlar. Bu anlamda gerçekten bir ilerleme var.
Yine de özeleştirel olmak gerekirse: Bu süreci yalnızca bilinçlendirme ve eğitim çalışmalarıyla durdurmak mümkün değil. AfD’ye karşı en etkili araç, saldırılara karşı bir işçi hareketiyle olur. Sokağa çıkan, daha iyi çalışma koşulları için, sosyal kesintilere karşı mücadele eden, sekiz saatlik iş gününü aktif biçimde savunan bir harekete ihtiyacımız var.
Sadece bilinçlendirme yetmiyor, mücadele de gerekiyor, doğru mu?
Bence ikisine de ihtiyaç var. Bilinçlendirme tek başına yeterli değil. İşçilerin gerçek hayatta, hissetmesi gereken şey sendikanın onların çıkarları için mücadele ettiği ve kendilerinin de bu mücadelenin bir parçası olduğunu görmesi gerekiyor. Benim kişisel görüşüm şu: Sendikal hareket, kim iktidarda olursa olsun, “yukarıdan sınıf mücadelesi” dediğimiz şeye karşı mücadele etmek zorunda.
GÖÇMEN İŞÇİLERE KARŞI İKİYÜZLÜLER
Göçmen işçiler arasında durum nasıl? Untertürkheim’daki Mercedes’te Zentrum listesindeki 206 adaydan 22’si Türkiye kökenli. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu doğru ve ilk kez de olmuyor. Yıllardır Zentrum listelerinde çok sayıda göçmen kökenli işçi yer alıyor. Bunun iki nedeni var. Birincisi, Zentrum Automobil’in ikiyüzlü bir dil kullanması. Dışarıda, AfD’nin Björn Höcke kanadıyla ve diğer aşırı sağ örgütlerle iç içeler. AfD’nin ne kadar ırkçı ve İslam karşıtı olduğu malum. Ama Zentrum Automobil bu pozisyonu işyerinde açıkça savunmuyor. Örneğin Zentrum’un işyeri gazetesinde “Remigrasyon” gibi konularda bir yazı görmezsiniz. Çünkü bu fabrikada açık ırkçılıkla çoğunluk kazanamayacaklarını biliyorlar.
Untertürkheim için Zentrum ayrıca bir broşür bastı. Broşürde Zentrum’un geçen yıl Türkiyeli işçilerle birlikte yaptığı bir Türkiye gezisi anlatılıyor. Amaç çok açık: Türkiyeli işçilere “biz ırkçı değiliz, sizin yanınızdayız.”
IG Metall temsilcileri, insanlara Zentrum’un dışarıda nasıl konuştuğunu anlatmaya çalışıyor ve onlara güvenmemeleri gerektiğini söylüyor.
İkinci neden ise Almanya’da sık görülen bir olgu: Bazı göçmenlerin, kendilerini “yerleşik göçmen” olarak görmeleri. Yıllardır burada yaşadıklarını, çalıştıklarını, vergi ödediklerini, AfD’nin ırkçılığının kendilerini hedef almadığını düşünmeleri. Hatta yeni gelen göçmenler yüzünden kendi konumlarının tehlikeye girdiğinden korkmaları.
IG Metall listesinde yer bulamayanlar için Zentrum bir alternatif mi?
Eğer insanların tek derdi işyeri temsilciliğine girip işten muafiyet almaksa, bu taktiksel bir seçenek olabilir. Ama işçi sınıfının geneline hiçbir faydası olmaz; aksine durumu daha da kötüleştirir.
TARİHTEN ALINACAK EN ÖNEMLİ DERS
Aşırı sağın işçi sınıfını yedeklemesi bakımında tarihten ne öğrenebiliriz?
Seminerlerimizde her zaman şunu anlatmaya çalışıyoruz: NSDAP de, tıpkı bugün AfD gibi, kendisini bir işçi partisi olarak tanıttı, onların çıkarlarını savunduğunu iddia etti. Oysa gerçekte büyük sermaye tarafından finanse edilen, onların çıkarları doğrultusunda bir ekonomi ve savaş programı uygulayan bir partiydi.
Tarihten çıkarılacak en önemli ders şudur: NSDAP iktidara gelir gelmez yaptığı ilk şey komünistleri, sosyal demokratları ve sendikacıları tutuklamak, sendika binalarını işgal etmek ve işçi hareketini ezmek oldu. Bence bu, tarihten öğrenilmesi gereken en temel derstir ve bizim sınıfımızın asla unutmaması gerekir.

