Yücel Özdemir
Daha önce İsrail için “Bölgede bizim için pis işleri (Drecksarbeit) yapıyor” diyen Almanya Başbakanı Friedrich Merz, ABD-İsrail koalisyonunun İran’a saldırmasının dördüncü gününde Beyaz Saray’da ABD Başkanı Trump ile saatler süren baş başa bir görüşme yaptı. Çıkan sonuç iki ülkenin “pis işler” yapılmaya devam etmesine tam destek oldu.
Süddeutsche Zeitung’un yazdığına göre Merz’in bu üçüncü Beyaz Saray ziyareti, Noel öncesindeki ziyaret sırasında planlanmış. Yani “Görüşmeyle İran’a yönelik saldırı arasında doğrudan bir bağlantı yok” denilmek isteniyor.
Ne var ki görüşmeye asıl olarak İran damgasını vurdu. 28 Şubat’ta başlayan ve İran Dini Lideri Hamaney’in ölümüyle sonuçlanan bombalamanın hemen ardından pazar günü bir açıklama yapan Merz, ABD-İsrail saldırısını “İran’daki terör rejimiyle mücadele” olarak tanımladıktan sonra, uluslararası hukukun ihlal edildiği yönünde içeriden yapılan eleştirileri de “Şu anda ortaklarımıza ve müttefiklerimize ders verme zamanı değil. Çünkü onların hedeflerini paylaşıyoruz, ancak kendimiz gerçekleştirebilecek durumda değiliz” (Junge Welt, 04.03.2026) demişti.
Bu sözün yalın anlamı, “Gücümüz olsaydı biz de ABD gibi rejim değişikliği için bombalama yoluna başvururduk”tan başka bir şey değil. Burada önemli olan ve altı çizilmesi gereken, İsrail ve ABD’nin İran’ın ele geçirilmesi “hedeflerinin paylaşılması.” Bu olduktan sonra geriye bunun gerçekleştirilmesi için hangi yönteme başvurulacağı kalıyor.
1 Mart’ta Almanya, Fransa ve İngiltere liderleri tarafından yapılan ortak açıklamada da hemfikir olunduğu için ABD-İsrail’e tam destek verilirken, İran, attığı füzeler nedeniyle “uluslararası hukuku” ihlal ettiği gerekçesiyle mahkum edilmişti.
Bir haftadır olup bitenlere baktığımızda Avrupa’nın üç büyük emperyalist gücü, ABD-İsrail gericiliğinin, uluslararası hukuku, BM şartlarını bir yana bırakarak İran’a yönelik açık haydutluğa tam destek verirken, henüz doğrudan savaşın parçası olmuş değiller.
Girme niyetinde olanlar ise adeta dişlerini gıcırdatıyor. Bunların başında NATO Genel Sekreteri Mark Rutte geliyor. Alman birinci televizyon kanalı ARD’ye verdiği demeçte şöyle diyor: “ABD ve İsrail’e, savunma amaçlı ihtiyaçlarınızı karşılamaya hazırız dedim. Almanya ve Fransa da bu konuda açık mesaj verdi. Avrupa, askeri olarak katılmasa da yapılması gereken her şeyi yapıyor.”
Beyaz Saray’da Trump ile Merz arasında açık ve kapalı toplantılardan yansıyan bilgiler Rutte’yi doğruluyor ve ortak hareketin bir hayli yüksek seviyede olduğu anlaşılıyor. Washington’dan ARD’deki ana haberlere bağlanan Merz, “Görüşmeler çok iyi geçti” derken İran’a karşı ABD ile İsrail arasında bir görev dağılımı yapıldığını, ABD’nin askeri altyapıyı ve sığınakları hedef aldığını, İsrail’in genel altyapıyı hedef aldığını söyledi. Merz, askeri operasyonun risklerle dolu olduğuna dikkat çekerken, “Bundan sonra ne olacak?” sorusunu sormayı da ihmal etmedi.
Bu görüşmenin en dikkat çekici yönü ise Trump’ın Merz’e yaptığı abartılı övgüler oldu. Trump, Oval Ofis’te kameralar karşısında Merz’e şunları söyledi: “Biz iyi anlaşıyoruz, ülkelerimiz çok iyi anlaşıyor. Birbirimizi çok seviyoruz, Şansölye Almanya’da çok iyi karşılanıyor. Çok çok başarılı bir adam. Şansölyeliği büyük bir olay, çok iyi iş çıkarıyor.”
Bu övücü sözlerin karşısında Merz’in ağzı kulaklarına varıyor. Gerçi kendisi de çoğunun abartı olduğunun farkında olsa gerek. Örneğin Merz ne Almanya’nın çok sevilen politikacısı ne de başarılı bir performansa sahip. Anketlere göre bir yıl önce kurulan hükümete güven dipte seyrediyor.
Aynı görüşmede Merz’in Trump’a İspanya’yı üsleri kullanmadığı için sarf ettiği tehdit dolu sözlere cevap vermemesi birkaç gündür Avrupa’da eleştiri konusu. Trump, İngiltere’yi de ABD üssünün kullanımını geciktirdiği için eleştirmişti.
Bu durumda Trump’ın Merz’i neden bu kadar övdüğü kendiliğinden ortaya çıkıyor. ABD ordusunun Avrupa’daki en büyük ve önemli askeri üsleri ve en fazla askeri Almanya’da bulunuyor. Bu üsler kullanılmadan ABD ordusunun Afrika ve Ortadoğu’da hareket etmesi mümkün değil. Dolayısıyla İran’a saldırı sırasında Almanya’daki üslerin sorunsuz kullanıldığı açık olarak anlaşılıyor.
Berliner Zeitung’un “austrianwings.info” portalına dayandırdığı habere göre haftalardır Almanya’da bulunan Ramstein hava üssünden Boeing C-17 Globemaster III ve Lockheed C-130 Hercules tipi nakliye uçakları inip kalkıyor. Personel ve malzeme Ramstein üzerinden Al Udeid (Katar) ve diğer üslere nakledildi. Ramstein, Amerika kıtası ile Ortadoğu arasında merkezi bir bağlantı noktası olma özelliği taşıyor.
Denilebilir ki; Almanya’nın İspanya gibi üslerin kullanılmasına izin vermemesi durumunda, ABD’nin İran’a yönelik saldırıyı düzenlemesi mümkün olmayacaktı. Bu nedenle Trump, verdiği destek, gösterdiği anlayış nedeniyle Merz’e ve Almanya’ya ne kadar teşekkür etse azdır!
Almanya bu şekilde savaşın içinde yer aldığı halde Savunma Bakanı Pistorius’un “Almanya savaşın tarafı değildir. Alman federal ordusu bu savaşa katılmayacak” demesinin hiçbir anlamı yok. Çünkü gerçek değil.
Üstelik şu günlerde emperyalist paylaşım mücadelesinde rol oynamak isteyen bütün ülkeler, İran’da rejim değişikliği olması durumunda pastadan ne kadar pay alacağının hesabını yapıyor. Örneğin Fransa Kıbrıs’ı savunmak iddiasıyla harekete geçerken, Körfez ülkelerinde de değişik güvenceler verdi. Keza İngiltere de kendi bölgede olmanın hesaplarını yapıyor. Bu durumda Almanya’nın askeri olarak geride durması pek mümkün görünmüyor.
En kolayı, NATO üzerinden savaşa dahil olma seçeneği. Bu nedenle İran’dan atılan bir füzenin parçalarının Türkiye’ye düşmesi bu niyette olanları hareketlendirdi. Savaşın seyrine bağlı olarak, Türkiye’deki ABD üslerinin açıktan kullanılması, buna karşılık Türkiye’ye füze gönderilmesi, NATO’nun ünlü 5. maddesinin devreye konulması, bütün NATO ülkelerinin İran’a karşı savaşa müdahil olma olasılığı bugün düşük görünse de yok sayılamaz.
Unutmamak gerekiyor ki; savaşla masa başında belirlenen hedeflere varmak isteyenler, buna ulaşmak için bütün yollara başvurmaktan çekinmeyecekler. Yine, masa başında hazırlanan emperyalist planların tarih çöplüğüne atıldığını da hep akılda tutmak gerekiyor.

