Written by 11:00 POLITIKA

Avrupa’nın iki yüzlülüğü, Kürtlerin öfkesi

Başta Almanya olmak üzere Avrupa’nın bir çok ülkesinde yüz binlerle ifade edilebilecek sayıda insan Rojava’ya yönelik saldırılara karşı sokağa çıktı. Eylemlere sadece Kürtler değil, başta Colani olmak üzere ona destek veren bütün güçlere tepki gösteren farklı uluslardan ve inançlardan emekçiler de katıldı. Süreç, Kürt halkının asıl dostunun hükümetler, devletler değil, yıllardan beri dayanışma içinde olan Avrupa halkları, gençliği olduğunu bir kez daha gösterdi. Avrupalı devletler Colani’nin ayakları altına kırmızı halılar sererken, Avrupalı gençler gruplar halinde Rojava’ya doğru yola çıkarak bunu somut olarak ortaya koydu.

Geride bıraktığımız iki haftanın en önemli gündemlerinden birisi Suriye’de Kürtlere yönelik saldırılardı. Muhammed el Colani’nin başını çektiği Suriye Geçici Yönetimi ve onu destekleyen ABD, Avrupa ve Türkiye’nin tam desteğiyle, 2011’den bu yana bölgede radikal dinci terör örgütlerine karşı mücadele eden, dünya çapında sempati uyandıran Rojava Kürtlerine dayattığı teslimiyetti. Var olan askeri gücün dağıtılması, özerk yapının son bulması şeklinde dayatılan anlaşmaya askeri saldırıların da eşlik etmesi, başta Rojava olmak üzere dünyanın dört bir yanında Kürtleri ayağa kaldırdı.

Neredeyse Kürtlerin yaşadığı dünyanın her yerine irili ufaklı gösteriler ve mitingler düzenlendi. Bu eylemler sırasında asıl olarak Kürtlerin saldırılara karşı birlik olması gerektiği öne çıkarken, Colani ve radikal İslamcılara tepki dikkat çekiciydi. Colani’den sonra en fazla tepki duyulan ise Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan oldu.

Daha önce kimi gösterilere İsrail bayrağıyla katılan bazı işbirlikçi Kürtler ise bu kez pek görünmedi. Bu kesimlerin başlıca tezi, ABD ve İsrail’in bölgedeki Kürtlerin başlıca koruyucusu olduğu idi. Bu nedenle Kürt halkı arasında özellikle bu iki gerici ülkeye karşı bir sempati yaratılmaya çalışılıyordu. Bundan hızını alamayan bir grup, bir süre önce Berlin’de Kürt-Yahudi Kongresi düzenleyecek kadar ileri gitmişti.

HAYAL KIRIKLIĞI VE ÖFKE BİR ARADA

Ancak, ocak başından bu yana olup bitenler ne ABD’nin ne İsrail’in ne de Almanya’nın “Kürt dostu” olmadığını net olarak gösterdi. Halep’te Kürt mahallerine yönelik saldırıların başladığı gün AB Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen ve AB Konseyi Başkanı Antonio Costa, Şam’da Colani’nin huzuruna çıkmış, birlikte çalışmanın şartları ve imkanlarını konuşuyorlardı. Keza 19 Ocak’ta, Berlin’de Colani’nin kırmızı halıyla karşılanmasının hazırlıkları yapılıyordu. Avrupa’nın bu yaptıkları yetmediği gibi, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, Kürtlerin en büyük örgütü SDG’ye “Sizinle işimiz bitti, yeni ortak Colani ve HTŞ” çağrısı yapıyordu.

Bütün bunlar Almanya başta olmak üzere Avrupa’nın pek çok ülkesinde sokağa çıkan Kürtler tarafından “Batı yine Kürtleri yüz üstü bıraktı” ya da “arkadan hançerledi” şeklinde hayal kırıklığıyla karışık bir öfkeye yol açtı. Emperyalist devletlerin asıl olarak kendi çıkarlarına baktığı, Kürtlerle ilişkisini de bu çıkarların belirlediği gerçeği bir kez daha görülmesine rağmen, halen beklenti içinde olanların sayısının az olmadığı da ortadaydı. Ancak büyük çoğunluk açısından genel olarak Batı’nın özel olarak Avrupa’nın Kürtlere yönelik iki yüzlü siyasetin maskesi düşmüş durumda. Emperyalistlere güvenden çok kendisine, kendi birliğine ve halklar arasındaki dayanışmaya güvenmenin daha önemli olduğu bir kez daha tecrübe edildi.

GÖSTERİLERİN GÖSTERDİKLERİ

İki haftayı aşkın bir süre neredeyse her gün sokağa çıkan “diaspora Kürtlerinin” eylemleri birkaç açıdan önemli ve dikkat çekiciydi. Öncelikle eylemlere Türkiye, Irak, Suriye, İran’dan gelen bütün Kürtlerin katıldığı söylenebilir. Atılan sloganlarda, yapılan konuşmalarda dört parçadan Kürtlerin ilk kez bu denli kenetlendiği görülüyor ve bir olduğuna dikkat çekiliyordu. Farklı siyasi parti ve gruplardan, inançlardan Kürtlerin Rojava etrafında birleşmesi, Kürt ulusal hareketi açısından dikkat çekici oldu. Emperyalist devletlerin ve bölgedeki işbirlikçilerinin eliyle parçalanan Kürtler, uzun yıllar ulusal temelde hareket edemediler. Ettikleri durumlarda ise genellikle katliamlarla karşı karşıya kaldılar. Eylemlerde en çok Rojava’dan gelen Kürtlerin katılması kısmen anlaşılabilir. Zira, ateşin düştüğü ilk yer orası.

İkinci önemli dikkat çekici nokta ise eylemlerin sadece Kürtlerle sınırlı kalmadığı. Türkiye kökenli ilerici örgütler ve kişiler de eylemlerde yerini aldı. Rojava’nın kazanımlarının korunmasının Türkiye’de Kürt sorununun çözümü için önemli olduğuna biliniyor. Daha önce Suriye’de Alevilere yönelik yapılan katliamlara karşı sokağa çıkan Suriyeli Arap Alevilerle Türkiyeli Aleviler, gösterilerde örgütlü halde görünmedi. Ancak bu kesimlerden de kişisel olarak katılımlar oldu.

Yine bir çok eylemde yerli emekçilerin, gençlerin katıldığı da görüldü. 2014’de Kobani’nin kuşatılmasına karşı Almanya ve diğer ülkelerde ortaya çıkan enternasyonalist dayanışma bir kez daha öne çıktı. Örgütlü-örgütsüz bir çok Alman emekçisi, genci eylemlerde dayanışma içinde oldu. Bu tablo en büyük eylemlerden biri olan 24 Ocak’taki Köln gösterisinde daha bariz fark edilebiliyordu.

Alman devleti ise bu süreçte net bir açıklama yapmaktan kaçındı. Genel olarak eylemlerin yapılmasına izin verilirken güvenlik önlemleri bir çok yerde en üst düzeyde seyrediyordu.

AVRUPA’NIN “KÜRT POLİTİKASI” DEĞİŞMEYECEK

Gelişmeler, Almanya başta olmak üzere Avrupa’nın pek çok ülkesinde Kürtlere yönelik politikaların kısa sürede değişmeyeceğine işaret ediyor. Suriye’nin paylaşımından pay almak isteyen ülkelerin çoğu bundan sonra Colani ve geçici yönetimi muhatap almayı daha fazla önemseyecekler. Yıllardır PKK üzerinden kriminalleştirdikleri Kürtlere, Türkiye ile olan çıkarlar nedeniyle mesafeli durmaya devam edecekler.

Süreç, Kürt halkının asıl müttefikinin, asıl dostunun yıllardan beri dayanışma içinde olan Avrupa halkları ve gençliği olduğunu bir kez daha gösterdi. Avrupalı devletler terör listesinden çıkardıkları Colani’nin ayakları altına kırmızı halılar sererken, Avrupalı gençler gruplar halinde Rojava’ya doğru yola çıkarak bunu somut olarak ortaya koydu. Mirjam Piechamoa’nın gazetemize anlattıkları bunun en somut ve çarpıcı örneklerinden birisi. (YH)

Close