Written by • 23:00• ÇALIŞMA YAŞAMI

DGB Eylem Günü: 26 Eylül bir başlangıç

HANS NÜBEL

Federal hükümetin sosyal saldırılarına karşı DGB’nin ülke çapında düzenlediği eylem günü, 26 Eylül Cumartesi günü “Zor kazanıldı! İşin. Sağlığın. Emekli maaşın.” sloganıyla gerçekleştirildi. DGB’nin verilerine göre 15 şehirde 175 bin kişi gösteri ve mitinglere katıldı. Böylelikle DGB’nin Eylem Günü, yasal emeklilikte, sosyal yardımlarda, çalışma süresi yasasında ve daha birçok alanda yapılan dramatik kesintilere tepki olarak devam eden sosyal protestoların bugüne kadarki en önemli zirvesini oluşturdu.

EYLEM GÜNÜNE GİDEN YOL

Eylem gününün sosyal protestolar için önemli bir aşama olacağı önceden de biliniyordu. İlk protesto eylemleri haziran ve temmuz aylarında Almanya’nın birçok şehrinde gerçekleşmişti; bu eylemlerin bazılarına DGB ve üye sendikaları da katılmıştı. Ancak bu eylemler birbirinden bağımsız olarak, birkaç haftalık bir süre içinde, farklı sloganlar altında ve kısmen de “sadece” tek tek işçi gruplarının kendiliğinden düzenlediği protestolar olarak yaşanmıştı. Bu eylemlerin genel olarak aynı içeriğe sahip olduğu ve büyük ölçüde benzer talepler ileri sürdüğü söylenebilse de, bu protestoların ortak bir harekete dönüşeceğine dair henüz hiçbir işaret görülmüyordu. 5,4 milyon üyesiyle DGB’nin tek bir slogan altında ülke çapında bir eylem günü çağrısı yapması, büyük bir ortak eyleme imkân tanıdığı için tek başına bile önemli bir dönüm noktasıdır.
Eylem günü bu beklentiyi karşıladı. Çok sayıda işçi, dernek, ittifak ve örgüt katıldı ve böylece ulaşılan katılımcı sayılarına belirleyici bir katkı sağladı; bu sayılar, DGB’nin daha önce gayri resmi olarak beklediği rakamların bazı durumlarda neredeyse iki katıydı.

ÇOK NET, AMA SADECE BU DEĞİL
Eylemlerin odak noktasında emekli maaşlarına, sekiz saatlik çalışma gününe, sosyal sigortalara yönelik saldırılar, eğitim ve iş imkânlarının ortadan kaldırılması, sebepsiz süreli iş sözleşmelerinin yaygınlaşması, kamu sektöründeki kesintiler ve devam eden sağa kayma yer aldı. Sosyal politik saldırılar ile kitlesel silahlanma ve toplumsal yaşamına askerileştirilmesi arasındaki bağlantı da birçok konuşmada, pankartlarda ve afişlerde ele aldı; ancak sendika yetkililerinin çoğu konuşmalarında bu konuda sessiz kaldılar. Genel olarak, eylemlerin mücadeleci bir ruhla yürütüldüğü ve birçok konuşmada bu eylem gününün bir protesto hareketinin sadece başlangıcı olduğu da açıkça belirtildi. Özellikle “gençlik ittifakları” adı altında birçok şehirde bir araya gelen sendika gençlik kolları ve gençlik örgütleri bu tutuma katkıda bulundular ve böylece daha iyi bir gelecek için mücadele etmeye hazır olduklarını ve artık yerleşik siyasetin sıcak sözleri ve yatıştırıcı vaatleriyle aldatılmaya razı olmadıklarını açıkça ortaya koydular.

DGB ve üye sendikaları tarafından protesto eylemlerine getirilen bazı içerikler ise daha çok bunun tam tersi bir nitelik taşıyordu. Sendika yetkilileri, defalarca “aktif bir sanayi politikası”, “yatırım teşvikleri” ve özel sektöre yönelik sübvansiyonlar taleplerini dile getirdiler. Örneğin, IG BCE Başkanı Michael Vassiliadis, Hannover’de yaptığı konuşmada “artık ekonomik büyümeyi mümkün kılmanın önemli olduğunu” belirtti. Ancak sermayenin bu ekonomik büyümeyi, şu anda yüzbinlerce iş sahasını tehdit eden rasyonalizasyon planlarının mümkün olduğunca eksiksiz bir şekilde uygulanmasına bağladıkları gerçeği, konuşmasında yer bulmadı. Bunun yerine, IG BCE’nin 26 Eylül’de “harekete geçtiği” “#Ekonomik Mucize” sloganı, Federal Almanya Cumhuriyeti tarihindeki işçi hareketinin kazanımlarına yönelik en ağır ve en köklü saldırılar karşısında bile, sendikanın sosyal ortaklık çizgisini sonlandırmaya ve çalışanların hakları için inandırıcı bir mücadele başlatmaya hazır olmadığını kanıtlıyor.

Merz hükümeti, ücretli çalışanlara yönelik mevcut saldırıları, sıkça sözü edilen “sosyal ortaklık” lehine gerçekleştirdiğini açıkça ortaya koyarken, sendika yönetimleri, “Almanya’nın bir ekonomi merkezi korunması” konusundaki sözde “ortak çıkar” adı altında bir araya getirmeye devam ediyor.

BİR BAŞLANGIÇ – ŞİMDİ BAŞLIYOR
Sendikaların saflarından gelen mobilizasyon da çok farklı şekillerde gerçekleşti. Bazı işyerlerinde, temsilci ve kararlı işçi arkadaşlarının kendi inisiyatifleriyle geniş çaplı bir mobilizasyon yaşanırken, büyük bir patlama yaşanmadı. DGB sendikalarının tek başına 5,4 milyondan fazla üyeye sahip olması ve işyerleri aracılığıyla milyonlarca çalışana doğrudan erişim imkânına sahip olması, bu potansiyelin yalnızca çok küçük bir kısmının gerçekten ulaşılabildiğini ve ikna edilebildiğini göstermekte.

DGB tarafından sıkça dile getirilen ve DGB’nin bazı sosyal derneklerle birlikte kurduğu “20 milyon ittifakın” da, fiili katılım göz önüne alındığında “kâğıttan kaplan” olduğu ortaya çıkıyor. Bunun neden böyle olduğunu anlamaları için sendika yönetimlerinin kendilerine bakmaları yeterli olacaktır. Merz hükümetinin politikalarına onay oranlarına ve halkın geniş kesimlerinde hâkim olan ruh haline bakıldığında, mevcut federal hükümete karşı kitlesel bir protesto için siyasi desteğin yetersiz olduğu söylenemeyeceği kesin.

Emekçiler için, şu noktalar daha net görülmüştür: Eylem günü, genel olarak sosyal protestolar ve sosyal politikaya yönelik saldırılara karşı olası bir hareket için önemli bir dönüm noktası olsa da, hâlâ iyileştirilebilecek çok şey var. Birçok işyerinde, yıllar hatta on yıllar sonra ilk kez sendikacılar tarafından siyasi konular için geniş çaplı bir seferberlik gerçekleştirildi. Geçtiğimiz yıllarda, birçok şehirde farklı alanlar, sektörler ve örgütler arasında ortak bir eylem için harekete geçilen bu tür anlar son derece nadirdi; ülke çapında ortak bir eylemden söz etmek ise hiç mümkün değildi. Bu eylem günü, bu açıdan bazı önemli sınırları aştı ve bir bakıma yolu açtı.

Ancak şimdi şunu söylemeliyiz: Pes etmemeliyiz, devam etmeliyiz! Katılımcı sayısı- her ne kadar daha fazlası mümkün olsa da, bir başarı olarak değerlendirilmelidir. Bu biriken öfke ve tepkinin bir dışavurumuydu.

Şimdi, özellikle işyerlerindeki sendika yapılarının görevi, “rutine” dönmemek, aksiyonlar sayesinde kazanılan enerjiyi ve geniş tabanı işyerlerine taşımak, ortak mücadele gücünü güçlendirmek ve bir sonraki eylem gününe hazırlanmaktır– bunu da sendika temsilci toplantıları, işyeri toplantıları ve işyerinde mümkün olduğunca kapsamlı tartışmalar yoluyla gerçekleştirmek gerekiyor. Ancak böylesine sabırlı ve kararlı bir çalışma sayesinde, hükümeti rotasını değiştirmeye zorlamak için gerekli olan geniş çaplı direniş ortaya çıkabilir.

“Bu sadece hafta sonu mitingleriyle başarılır mı” sorusu da öncelikle işyerlerinde tartışılmalıdır. Birçok yerde duyulan “Grev olmadan hiçbir şey değişmeyecek!” sloganı, bu açıdan önemli bir düşünce kıvılcımı oluşturmuştur.

↑
Close