Almanya Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF) yaptığı açıklamada, Saksonya-Anhalt eyaletinde AfD’li Tobias Rausch’un CDU ve BSW oylarıyla meclis başkanı seçilmesine tepki göstererek, ırkçı AfD’nin normalleştirilmesinin işçi ve emekçiler için büyük bir tehlike olduğuna dikkat çekti.
Yapılan açıklamada şöyle denildi: “6 Ekim Salı günü Saksonya-Anhalt Eyalet Parlamentosu, yeni yasama döneminin ilk oturumunu yaptı. Eyalet parlamentosu başkanı ve iki başkanvekili için yapılan seçimlerde ilk kez AfD’li bir kişi eyalet parlamentosunun başkanı oldu. AfD, BSW ve CDU’nun bir bölümünün desteği olmadan bunu gerçekleştiremezdi.
Saksonya-Anhalt’taki AfD, federal düzeydeki AfD içerisinde de özel bir konuma sahip. 250 sayfalık seçim programı kültürler çatışması söylemiyle dolu. Saflarında neonazi kadrolar ve Kimlikçi Hareket üyeleri bulunuyor. Başbakan adayı Ulrich Siegmund ırkçı açıklamalarının yanı sıra silahlanmaya da karşı olmadığını açıkladı. Göçmenlerin zorla sınır dışı edilmesini, kendilerinin “remigrasyon” olarak adlandırdığı politikayı hayata geçirmek için silahlara ihtiyaç duyduklarını söylüyor.
BSW’nin “Geçilmez Duvar (Brandmauer) aptallığını bitirme” olarak adlandırdığı politika, aslında Ulrich Siegmund’un eyalet başbakanlığı makamına oturmasını sağlayan yolun açılmasıdır. Böylece göçmenleri ve mültecileri suçlu ilan eden, sınır dışı etmek isteyen bir cepheyle karşı karşıyayız. AfD’nin normalleştirilmesi anlamına gelen bu adım, yalnızca biz göçmenler için değil, herkes için büyük bir tehlikedir.
AfD’nin yükselişine neden olan politikalarla içerik temelinde hesaplaşmadan yalnızca “Geçilmez Duvar” mantığına dayanmak, etkisiz olmanın yanı sıra gerçeklikle de örtüşmemektedir. CDU ve SPD bir yandan silahlanmayı artırarak, halkın yaşam koşullarını zorlaştırarak, sosyal haklara saldırarak AfD’nin başarısının maddi koşullarını yaratıp, diğer yandan kendilerini “demokrasinin kalesi” olarak sunamaz. Bu nedenle Friedrich Merz ve diğer siyasetçilerin Saksonya-Anhalt’ta olanlara gösterdiği tepki, hesapçılık ve ikiyüzlülükten başka bir şey değildir.
BSW de milliyetçi bir politika izliyor
Ancak bu, ırkçıların etkili makamlara getirilmesinin kabul edilebileceği anlamına gelmez. Hem CDU’nun bir bölümünün hem BSW’nin aldığı sert şekilde eleştiriyoruz. Aşırı sağcı bir ismi meclis başkanı seçmenin demokrasiyle ve seçmen iradesiyle hiçbir ilgisi yoktur. BSW, Alman sermaye gruplarının kâr çıkarlarını savunmayı amaçlayan milliyetçi bir politika izlemektedir.
Göçü sürekli ve genelleyici bir biçimde suçla ilişkilendirmek, mültecilere ve göçmenlere karşı düşmanlığı körüklemeye yönelik bir stratejidir. BSW, AfD adayı Tobias Rausch’u meclis başkanı seçerek ırkçıların makamlara getirilmesine yardımcı olmaya hazır olduğunu göstermiştir. Bunu kınıyoruz!
AfD’yi normalleştirip daha fazla güç kazanmasına yardımcı olmak yerine, oy veren geniş seçmen kitlesinin gelecek kaygılarını ve endişelerini giderecek ekonomik ve sosyal politikalar hayata geçirilmelidir. Bu, tüm partilerin görüşleriyle içerik temelinde hesaplaşarak ve sağa kayıştaki rollerini açığa çıkararak mümkündür.
Bunun yolu; sosyal sorunları, silahlanmaya ve savaşa karşı mücadeleyi ve antifaşist direnişi bir araya getirmekten; sokaklarda, işyerlerinde, okullarda ve mahallelerde mücadele etmekten geçmektedir.”

