AB genelinde artan faiz oranları, patlayan borçlar, gergin piyasalar: Avrupa tehlikeli bir dönemin eşiğinde. Giderek daha fazla uzman, yeni bir Euro krizi konusunda uyarıda bulunuyor –İşin “ilginci” bu sefer odakta ne Yunanistan ne de İtalya var… AB’nin ikinci büyük ekonomik gücü olan Fransa gündemde.
2008 ekonomik krizi öncesinde Almanya ve Fransa, AB ile dünyaya meydan okuma hayalleri içindeydiler. Her ne kadar Anglosakson Büyük Britanya sürekli bu tür planlara çomak sokmaya çalışsa da, Almanya ve Fransa adım adım planlarını hayata geçiriyor görünüyorlardı. İki ülke aralarındaki çelişkileri ekonomik yakınlaşmayla (şirket ortaklıkları vb.) çözme yoluna girme eğilimi ortaya koyuyorlardı.
2008 kriziyle birlikte Almanya ve Fransa’nın, AB’yi de arkalarına alarak ABD ile “göz hizasında ilişki sürdürme” ve dünyaya meydan okuma hayalleri ciddi bir şekilde sarsıldı. 2010 yılına gelindiğinde ise “Euro krizi” patlak vermiş ve para birliğinin çöküşü gündeme girmişti. Yunanistan, Portekiz ve daha sonra İtalya ve İspanya gibi ülkeler, birkaç hafta içinde uluslararası mali sermaye tarafından zapturapt altına alındılar: Faiz oranları fırladı, bankalar iflas etti ve bunlara karşı hızla devasa kurtarma paketleri hazırlanmak zorunda kalındı.
Dönemin Avrupa Merkez Bankası (AMB) Şefi Mario Draghi, mali sermayeyi yatıştırmak için “ne gerekiyorsa yapacağız” sözü vermek durumunda kaldı. Ancak bunun bedeli AB halkları için ağır oldu: Yıllarca süren tasarruf programları, Güney Avrupa’da kitlesel işsizliğe ve yoksulluğa yol açtı. Bu programların etkileri bugün bile hissediliyor. O dönem uzak bir geçmiş gibi görünse de, şimdi Fransa’nın tökezlemesiyle tekrar gündeme geliyor.
KRİZİN YENİ MERKEZİ: FRANSA
Fransa’nın devlet borcu seviyesi yaklaşık 3,3 trilyon euroya ulaştı, bu da Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’nın (GSYH) yaklaşık yüzde 115’ine denk geliyor. Bütçe açığı ise yüzde 5,8’i düzeyinde. Her iki veri de İstikrar Paktı sınırlarının oldukça üzerinde. AB, şimdiden bir bütçe açığı prosedürü başlattı.
Ancak rakamlar sorunun sadece bir kısmı. Siyasi olarak ülke sürekli bir kriz içinde. Hükümetler güven oylamalarından erken seçimlere sürükleniyor, sermayenin talep ettiği “reformlar” geniş bir emekçi kitlesi tarafından protesto ve grevlerle geri püskürtülüyor. Toplumsal direniş iniş çıkışlarına karşın hâlâ yüksek.
Uluslararası mali sermeye Fransız devletinden daha sert önlemler talep ediyor ve baskıyı artıyor: Kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, Fransa’nın kredi notunu AA–’den A+’ya düşürdü, Moody’s ise görünümü negatife çevirdi.
Özellikle Eylül 2025 sembolik bir dönüm noktasıydı: İlk kez Fransa’nın on yıllık tahvillerinin getirisi İtalyan tahvillerinden daha yüksek oldu –analistlerin “tarihi bir dönüm noktası” olarak nitelendirdiği bir sinyal. Bir zamanlar Euro Bölgesi’nin güvenilir limanı Fransa, artık yatırımcılar tarafından güvenli bir liman olarak görülmüyor. Bu durum oldukça kritik: Avrupa’nın ikinci en büyük ekonomisi olarak Fransa sistemik bir öneme sahip. Paris tökezlerse, sonuçları Yunanistan krizinden çok daha ciddi olacağı açık.
YÜKSELEN FAİZLER AB’Yİ ZORLUYOR
2022’den 2024’e kadar yapılan sert faiz artırımlarının ardından Avrupa Merkez Bankası (AMB) biraz gevşeme sağladı –ancak sıfır faiz dünyasına dönüş, en azından şimdilik sözkonusu değil. Faiz oranları, borçlu ülkeleri ciddi şekilde zorlayacak kadar yüksek kalmaya devam ediyor. Enflasyon yüzde 2’ye yaklaşmış olsa da ücretsiz (faizsiz) para dönemi sona erdi.
Özellikle tehlikeli olan şey: Birçok ülke düşük faiz döneminde, çok düşük faiz oranlarıyla uzun vadeli tahvilleri piyasaya sürdüler. Şimdi bu tahvillerin vadesi yavaş yavaş doluyor ve çok daha yüksek faiz karşılığı yenilenmek zorunda. Devletler için ortaya çıkan için milyarlarca euroluk bu sorun gerçekte milyonlarca işçi ve emekçi için sorun haline geliyor. Devlet faturayı artan vergi yükü ve kısıtlanan sosyal haklarla işçi ve emekçilerin sırtına yıkıyor.
BİRDEN FAZLA ÜLKE ÇÖKEBİLİR
Diğer yandan artan finansman maliyetleri domino etkisine yol açabiliyor: Bütçelerde daha az hareket alanı, mali sermayenin baskısı ve yeniden daha yüksek finansman maliyetleri.
Tam da bu dinamik, euro bölgesinin durumunu bu kadar tehlikeli hale getiriyor –ve bu durum Fransa’nın çok ötesine geçiyor. Çünkü AB’nin borç temeli bugün 2010’a göre çok daha büyük. O dönemde ortalama borç oranı GSYİH’nin yaklaşık yüzde 85’i civarındaydı, bugün ise bu oran yüzde 90’a yakın. Fransa’nın (yüzde 115) yanı sıra “gırtlağa kadar borç batağında” olan başkaları da var: Yunanistan yaklaşık yüzde 150, İtalya yüzde 140, Belçika ise yüzde 106 civarında –bunlar, faiz oranlarının yükselmesiyle özellikle baskı altında kalan ülkeler. Her ek faiz artışı, her ek kredi notu kırılması bu ülkeler için birkaç yıl öncesine göre çok daha büyük bir borç yükü anlamına geliyor.
YENİ BİR EURO KRİZİ Mİ GELİYOR?
Burjuva gazetelerin ekonomi sayfalılarında “Euro Krizi 2.0” ve “Borç krizi sil baştan” gibi terimlerin yeniden tartışmalarda yer alması şaşırtıcı değil. Uluslararası Para Fonu (IMF), yakın tarihli bir raporunda, Avrupa’yı “cesur kararlar” olmazsa “yakında yeni bir devlet borç krizi” ile karşı karşıya kalabileceği konusunda uyarıyor. IMF’ye göre 15 yıllık bir zaman diliminde, büyüme reformları, bütçe konsolidasyonu ve kamu programlarında değişiklik yapılmazsa, ortalama bir Avrupa ülkesinin borcu 2040 yılına kadar GSYİH’nin (gayri safi yurtiçi hasıla) yüzde 130’una ulaşacak.
BlackRock Almanya’nın Denetleme Kurulu eski başkanı ve Almanya’nın yeni başbakanı Friedrich Merz, genel seçimlerde bir hafta önce verdiği bir demeçte, “Bir sonraki finans krizi kesinlikle gelecek… ve bu bir devlet borç krizi olacak. Ne zaman geleceğini bilmiyoruz. Nereden geleceğini bilmiyoruz, ama gelecek” demişti.
Diğer yandan Avrupa Merkez Bankası (AMB) daha az dramatik bir tablo çiziyor. Durumun gergin olduğunu ancak 2010 ile kıyaslanamayacağını belirtiyor. Yüksek faiz maliyetleri, zayıf büyüme ve siyasi tıkanıklığın karışımı euro bölgesini hissedilir şekilde zorluyor –ve Fransa, kimsenin göz ardı edemeyeceği bir risk faktörü olmaya devam ediyor. AMB’ye göre AB’nin kurumsal koruma mekanizmaları, 15 yıl öncesine göre çok daha güçlü.
AMB’NIN OLANAKLARI SINIRSIZ MI?!
Doğru olan şu: Euro Bölgesi bugün daha hazırlıklı çünkü koruma mekanizmaları daha güçlü. En önemli araç: Geçiş Koruma Aracı (Transmission Protection Instrument – TPI). Eğer bir ülkenin faiz oranları aniden yükselirse, AMB doğrudan müdahale ederek bu ülkenin tahvillerini satın alabiliyor.
AB’nin ortak borçlanması da Euro Bölgesini daha istikrarlı hale getiriyor. “Next Generation EU” ile Brüksel, ilk kez tüm üye ülkelerin ortak sorumluluğu altında tahvil çıkardı. Bu tahviller, yatırımcılar tarafından özellikle güvenli kabul ediliyor ve Avrupa piyasasına sermaye çekiyor.
Bütün bunlar var, bu gerçek –ama diğer gerçekte AMB’nin günün sonunda bu faturayı ödemek zorunda olduğu ve onun da olanaklarının sınırsız olmadığı. Bu nedenle asıl tehlike, ani bir euro çöküşünde değil –uluslararası rekabette geri düşen, düşük büyüme ve yüksek faiz oranları ve AB üyeleri arasında giderek artan siyasi tıkanıklıklar euro bölgesini zorlayacak. Bu açından AB’nin ikinci büyük ekonomisi Fransa tekrar istikrar kazanırsa, Avrupa bu süreci “çiziklerle” atlatabilir. Eğer Fransa’da istikrar sağlanamazsa, “Euro Krizi 2.0” uyarısı hızla gerçeğe dönüşmekle kalmaz bütün bir AB’yi tehdit edebilir.
“Next Generation EU”
“Next Generation EU” (NGEU), Avrupa Birliği’nin 2020 yılında hayata geçirdiği, 750 milyar euroya kadar çıkabilen geçici bir yeniden yapılanma aracıdır. Amacı, COVID-19 pandemisinin ekonomik ve sosyal etkilerini gidermek ve aynı zamanda daha yeşil, daha dijital ve daha dirençli bir ekonomiye geçişi teşvik etmektir.
Finansman: NGEU, hibeler ve krediler şeklinde fon sağlar ve bu fonlar esas olarak AB’nin sermaye piyasalarından borç almasıyla finanse edilir.
Hedefler: Fonlar, üye ülkelerdeki reformları ve yatırımları desteklemeyi amaçlayan Yeniden Yapılanma ve Dayanıklılık Mekanizması (RRF) gibi çeşitli programlara yatırılır.
Odak Noktaları: Fonların önemli bir kısmı, AB ekonomisini geleceğe daha dayanıklı hale getirmek için yeşil ve dijital dönüşüme ayrılmıştır.
Zaman Çerçevesi: Araç, 2026’ya kadar aktiftir ve finansmanı 2021–2027 AB bütçesine bağlıdır.

