Ali Çarman
Sosyalist dünya görüşünü yaşamının ayrılmaz bir parçası sayan, sosyalist gerçekçilik için dünya genelinde kabul görmüş çalışmalar ve eserlere imza atmış Maksim Gorki’nin her bakımdan derinlikli bir kitabı ‘’Edebiyat Yaşamım’’dan söz edeceğiz.
Adı halklar hapishanesi olarak anılan Rus Çarlık döneminin, 1. paylaşım savaşı ve sınıf mücadelesinin bütün evrelerinden geçerek devrimle sona erdiği sürecin kültür-sanat alanındaki en belirgin, en saygın ismi hiç kuşkusuz ki Maksim Gorki’dir.
Kitabın çevirisini (1978), alanında kendini kabul ettirmiş ve yetmişe yakın çeviriye imza atmış olan Şemsa Yeğin yapmış. 25 Aralık 2015’te bedenen aramızda ayrılan bu değerli, titiz sanat emekçisini de saygı ile anıyoruz!
Seçerek-bilerek okuma dönemi
Kitabın hemen ilk sayfalarında “seçerek ve bilerek okumaya başladığımda henüz on dört yaşlarındaydım” diyor Gorki ve devam ediyor ‘’Betimlemelerin güzelliğinden tat almaya, öykünün kadın ve erkek kahramanları üzerine düşünmeye, yazarın amaçları konusunda belli belirsiz yargılara varmaya ve kitaplarda sözü edilenlerle, yaşantının getirdikleri arasındaki ayrımları sezmeye ve bunlardan ürkmeye başlamıştım o yaşlarda.’’
‘Yazmayı nasıl öğrendim’ başlığı taşıyan bu bölümde, yazar Fransız edebiyatına verdiği önemi örneklendirerek anlatmakta: “Sürgün olduğum yıllarda bir bayram günü tek gözü kör bir adam evime geldi. Sürgün edilmiş birisini ziyaret etme tehlikeli olduğunda bu zeki adam elinde çizme paketi ile kapımı çaldı. Çizmeye ihtiyacım olmadığını söyledim. Sizi görebilmek için bahaneydi. Yaşamın yasalarına ilişkin bir şeyler okumak istiyorum bay yazar. O anda elime geçen küçük bir kitabı uzattım ona: Dreyfus’un Dünya ve Toplumsal Evrim adlı kitabıydı bu.”
Dreyfus’un “Dünya ve Toplumsal Evrim” kitabı Gorki’nin birçok eserinde yine karşımıza çıkar. Örneğin Ana romanında bilinci aşılayan etkili bir eser olarak vurgulanır.
Parçalanmış kişilik ve bireyciliğe karşı mücadele
“Gençliğimde, yaşamdan yakındığımı hatırlamıyorum hiç. Aralarında yaşadığım insanlar homur homur yakınmaktan hoşlanan kişilerdi, ama bu insanların, salt birbirlerine yardım etmekten kaçınmak ve insanlara karşı ilgisizliklerini gizlemek için yakındığını, bu tutumun bir kurnazlık ifadesi olduğunu anladığımda, onlara öykünmemeye karar verdim. Az sonra gördüm ki, yakınan bu insanların çoğu karşı çıkma, direnme yeteneğinden yoksun kişiler, çalışmayan ya da çalışmak istemeyen ve genellikle rahatlarını başkalarının sırtında arayan tembel insanlardır.” diye not düşülmüş, !yazmayı nasıl öğrendim! başlıklı bölümde.
Kitabın bütünlüğü içinde dünya edebiyatının seçkin isimleri ve kimi öz deyişlerine rastlamak mümkün. Okuyucuya bu açıdan aslında okunacak kitaplar için de ip ucu veriyor denebilir. Tümüyle yalın bir dil kullanılan eser okuru hiç zorlamadan okumaya davet etmekte. Bir başka gerçeklik ise, Gorki’nin bütün eserlerinde insanın insanı sömürmesine, insanın insanı ezmesine karşı tutkulu bir yürekten dökülenlerin sınıfsal bir bakış açısıyla yazıldığını bütün benliğinizle hissedersiniz.
Kapitalizmin en belirgin özellikleri arasında doğayı, insanın emeğini, toplumsal yaşama dahil olan ne varsa her şeyi ama her şeyi metalaştırması yer alır. İnsan ilişkileri, bilimsel çalışmalar, eğlence alanları, eğitim ve dinsel kurumlar metalaştırılır, yabancılaştırılıp anlamsızlaştırılır. En önemlisi de bütün bunlar ilerleme denilerek topluma sunulur.
Edebiyat Yaşamım kitabının en uzun bölümleri arasında olup 66 sayfalık “Kişiliğin Parçalanması” başlıklı bölümü okuduğunuzda, günümüz dünyasını yansıtıyor demekten kendinizi alamazsınız.
“Halk yalnızca bütün maddesel değerleri yaratan güç değil, tinsel değerlerin de tek ve tükenmez kaynağıdır.” tespitinin ardından kolektif yaratıcılığa ve insanlık tarihindeki gelişime, özel mülkiyet ilişkileri ve bunun ortaya çıkardığı uzlaşmaz çelişkilere dikkat çekilmekte.
“Dürüst ve yürekli biri, yakın bir gelecekte, ‘Kişiliğin Parçalanması’ adında acıklı bir yazı yazarak bize, insanın özünün giderek bozulması sürecini, ‘’ben’’in acımasız küçülmesini canlı olarak gösterecektir belki de. Teknolojinin gelişmesi? Elbet, bu çok büyük bir başarıydı. Ancak, teknolojinin ‘kendi kendisiyle yetindiği’ söylenebilir, çünkü teknoloji bireysel çabaların değil kollektif çabaların sonucudur; fabrikada, işçiler arasında büyür ve gelişir.”
Rusya’da 1905 devriminin yenilgisinde sonra boy veren bireyciliği engin bilgisi ve tutkulu bakış açısıyla olağanüstü bir dil ile eleştiren ve gelecek güzel günlerin hangi yollardan geçeceğini anlatan bu bölüm için ne dense azdır.
414 sayfalık kitap Sanat işçiliği üzerine söyleşi, Sovyet edebiyatı, Yazınsal portreler ve edebiyat üzerine mektuplar başlıkları ile devam ediyor.
İnsanlık tarihi alınması gerekli derslerle dolu. Ancak, sömürücü egemen sınıflar her şeyi tepe taklak ederek kendi sınıf iktidarlarını uzatmanın gayreti içindeler. Sosyalist gerçekçiliğin en saygın ismi Gorki, kitabında bunun için “örgütlenmek, kendimizi geliştirmekten ve mücadele etmekten başka yol yoktur” der.
Sosyalizm bilimi ışığında kaleme alınan kitabı okuyup bitirdiğinizde bugünkü zamanda olup bitenleri daha iyi anlıyor ve insana, geleceğe olan umudunuzu perçinlemiş oluyorsunuz.

