Written by 09:29 POLITIKA

İşçi sınıfı sosyal saldırılara karşı sessiz mi kalacak?

YÜCEL ÖZDEMİR

Avrupa’nın en büyük ekonomisine sahip Almanya’da şu sıralar işçi sınıfının kazanılmış sosyal haklarının budanmasına dair hararetli bir tartışma yaşanıyor. Başbakan Friedrich Merz’den başlayarak sermayenin bütün sözcüleri, işçilerin kalan sosyal haklarının da budanması, çalışma yaşamının kuralsızlaştırılması ve her düzeyde ucuz çalışmanın yaygınlaştırılması çağrısında bulunuyor.

Bir süredir “reform sonbaharı” adı altında değişik kesimler tarafından sosyal hakların gasbı yönünde yapılan öneri ve açıklamalar, koalisyon hükümetinin büyük ortağı, Merz’in de başkanlığını yaptığı, Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) Partisinin uzantısı sermaye örgütü Ekonomi Konseyi (Wirtschaftsrat der CDU) tarafından bir rapor halinde yayımlandı. Rapor adeta sermayenin değişik fraksiyonlarının üzerinde uzlaşmaya vardıkları bir “manifesto” niteliğinde. Adına da “Almanya’da işçiler için ajanda” (Agenda für die Arbeitnehmer in Deutschland) denildi.

Liste halinde ilan edilen taleplerde, işçi sınıfı ve emekçilere daha uzun, daha ucuz çalışma dayatılırken, sermayeden alınan vergilerin düşürülmesi öne çıkıyor. İşsizlik parası süresinin iki yıldan bir yıla düşürülmesi, emeklilik yaşının yükseltilmesi; bakım, hastalık, kaza sigortalarında yeni düzenlemeler yapılarak prim ödedikleri halde emekçilerin hizmetlerden yararlanması istenmiyor. Sonuçta artan askeri harcamalar ve borçlanmanın faturasının emekçilere kesileceği açıkça ilan ediliyor.

Söz konusu belgede ücret yan giderlerin yüksek olması bir “Alman sorunu” olarak nitelendirilerek şöyle deniliyor: “1960’a kadar sosyal güvenlik katkı payı yüzde 25’in altındaydı. 1974’e kadar yüzde 30’un, 1985 yılına kadar yüzde 35’in altında iken, 2023’te bu yüzde 40’ı aşmış ve bu yasama döneminin sonuna kadar yüzde 45’e ulaşacaktır. Bu gidişle 2040’ta yüzde 50’yi bulabilir.” (wirtschaftsrat.de)

Almanya’da ücret yan giderlerinin yarısını çalışanlar, yarısını da işverenler veriyor. Günümüz Almanya’sında işçilerin maaşlarından ‘yan giderler’ kesilmesine rağmen sağlık başta olmak üzere birçok alanda cepten özel harcama artıyor. Örneğin, eskiden hastane, ilaç masrafları büyük ölçüde hastalık sigortalarına ödenen primlerden karşılanırken, şimdi önemli bir bölümü ekten özel olarak ödeniyor.

Sermayenin sürdürdüğü tartışmanın bir yanını artan bütçe açığını kapatmak için sosyal sigortalara daha fazla bütçe ayrılmaması oluştururken, diğer yandan ücret yan giderlerini düşürerek sermayenin rekabet gücünü artırma adına daha fazla kâr etmesi ve düşen reel ücretleri yan giderlerden yapılacak takviyeyle telafi etme çağrısı yapılıyor. İşçilere ‘Brüt maaşlardan sosyal sigortalara giden primlerin bir bölümü net olarak cebinize girsin’ deniyor. Ancak bu durumun işçileri, hastalık, bakım ve yaşlılık döneminde bugünkünden çok daha fazla yoksullaştıracağı söylenmiyor. Kazanılmış sosyal hakların kırıntıya dönüştüğü, 8 saatlik iş gününün olmadığı bir ülke hayal ediliyor. Parası olanın hizmet gördüğü, olmayanın süründüğü, her bakımdan yoksul kaldığı bir Almanya hayali.

Sermaye örgütü “Wirtschaftsrat”ın taleplerine destek veren Bavyera Başbakanı Markus Söder sermayenin beklentilerini net bir şekilde özetledi: “Savunma kabiliyeti ve rekabet gücü yüksek bir ülke.” Savunma kabiliyetinden kastedilen yüksek askeri güç olurken, rekabet gücünden de şirketler ve tekellerin daha fazla kazanması. Durum bundan ibaret.

Almanya’da işçi sınıfı ve emekçiler, “ajanda” adı altında hazırlanan sosyal kısıtlamaları, SPD-Yeşiller koalisyonu tarafından sunulan mart 2003’teki “ajanda 2010”dan tanıyor. Bu saldırı dalgası hakikaten emekçi sınıflarının sosyal kazanımlarının gasbedilmesinde adeta bir kırılma noktası olmuştu. Bunun sözde sosyal demokrat SPD ve “solcu” Yeşiller tarafından gerçekleştirilmesi ayrıca önemliydi.

SPD bu sosyal saldırıların etkisiyle tarihindeki en düşük oyunu aldığı halde, bugün süreci sessizce izlemeyi tercih ediyor. Daha doğrusu çok fazla direnç göstermeyeceğinin mesajını veriyor. Önerilenler bu ay sonunda CDU genel kongresinde ele alınacak.

Gelişmeler, Alman burjuvazisinin işçi sınıfının kazanılmış haklarına yönelik yeni bir saldırıya hazırlandığını gösteriyor. Sendikalar bunu “sınıf savaşı” olarak nitelendirdi. Evet, Alman burjuvazisi yeni büyük bir savaş ilan etmeye hazırlanıyor.

Peki ya işçi sınıfı?

Mevcut sendikal anlayış olduğu sürece işçi sınıfının hazır olduğunu söylemek zor. Ancak, tarihteki her büyük saldırıya karşı sınıfın kendisinin tabandan gücünü ortaya koyduğu bir gerçek. “İşçiler için ajanda”nın hayata geçirilmesi durumunda, SPD’den sonra muhafazakar CDU/CSU’nun da büyük bir çözülme sürecine gireceği söylenebilir. Ortaya çıkacak kopuştan en çok kimin yararlanacağı önemli. Bu aynı zamanda geleceğin Almanya’sının hangi yönde ilerleyeceği bakımından belirleyici. İşçi sınıfını ve emekçileri kendi çıkarları etrafında örgütleyip seferber etmek, sermayenin başlattığı sınıf savaşına en doğru yanıttır.

Close