Written by 12:33 HABERLER

İşçi sınıfı yol gösteriyor

Hükümetin, metal grevini hukuksuzca durdurmasının ardından bu kez kağıt grevi başlıyor. Selüloz-iş Sendikası’nın, Olmuksan İşletmesine bağlı 7 fabrika için aldığı grev kararı 10 Şubat’ta uygulamaya giriyor. Üstelik de, tıpkı metal grevinde olduğu gibi burada da sendikayı ve sendikanın üye sayısını aşan bir grev iradesi sözkonusu. Selüloz-İş’in toplam 630 üyesinin bulunduğu bu fabrikalarda, grev için 717 ‘evet’ oyu kullanılmış.
Hükümetin metal grevini telaşla yasaklamasında kuşkusuz ki, iki grevin birleşmesini önlemek gibi bir kaygı da var. Siyasal iktidar, tam da seçim arifesinde sınıf mücadelesinin bütünleşmesinden kendini korumaya çalışıyor. Bu yüzden de, işçi sınıfı bir kez daha toplumsal muhalefeti top yekün vuran “ileri demokrasi”nin en ileri uygulamalarına maruz kalıyor.
Ancak gerek grev yasağına direnen metal işçileri gerekse geçtiğimiz hafta boyunca Kayseri, Yozgat ve Bilecik’te farklı işkollarında binlerce işçinin alamadıkları hakları için iş bırakmış olması, siyasal iktidar açısından evdeki hesabın çarşıya uymadığını gösteriyor. Öte yandan metal greviyle başlayan süreçten çıkartılması gereken çok önemli bir sonuç da; işçi sınıfını ekonomik tehditle “terbiye” edebilmenin giderek zorlaştığı. Çünkü direnişteki işçilerin tümü çalışırken de açlık ve yoksulluk standartlarında yaşadıklarının farkındalar ve “kaybedecek birşeyimiz yok” diyorlar.
Evrensel gazetesine konuşan maden işçileri ocağın kapanmasından korktukları için, Boytaş’takiler ise üstlerindeki borç yükünden dolayı bugüne kadar ses çıkaramadıklarını anlatıyorlar. 2008 yılından beri kriz bahanesiyle kendilerinden özveri istendiğini, ücret zammı konusunda ödün verdiklerini ancak aylardır zamsız ücretlerini bile alamadıklarını söylüyorlar.
Bir diğer ifadeyle, işçilere dayatılan çalışma ve yaşam koşulları hem burjuvazinin hem de onun siyasal temsilcisi olan iktidarın maskesini düşürecek boyutlara ulaşmış durumda. Bugün katlandıkları fedakarlığın “mutlu bir gelecek” güvencesi olmadığını farkeden işçiler, mücadele iradesini yükseltirken en az patronlar kadar yandaş sendikalara olan tepki ve öfkelerini de açıkça dile getiriyor.
Gerek sendikalar gerekse sol muhalefetin bu tabloyu dikkatle değerlendirmesi ve hızla sorumluluk alması gerkiyor. Sendikalara düşen birbirinden kopuk işçi mücadelelerini ortaklaştıracak bir hattı hızla oluşturmak. Sınıfın, yasaklanan metal grevini sahiplenme biçimi işçilerin beklentilerinin de bu yönde olduğunu açıkça gösteriyor. Boytaş işçilerinin “gözümüz kulağımız diğer fabrikalarda” şeklinde yaptıkları açıklamalar da bu bakımdan oldukça önemli.
Sol muhalefet için ise, tam da ittifak arayışlarının gündemde olduğu bu günlerde, bu tablo seçim programı kadar seçim sonrası ortak mücadelenin zeminini belirleyebilmek bakımından da önem taşıyor. İşçilerin ekonomik tehditlere ve yasal kısıtlamalara başkaldırdığı bir ortamda ortaya emek yanlı, somut ve ikna edici taahhüt ve politikalar koyabilmek çok daha önemli hale geliyor.
Unutmamak gerekir ki; demokrasi arayışının da biçimsellikten uzak, kısıtlanmamış, gerçek ve kapsayıcı olabilmesinin yolu işçi sınıfından ve sınıfsal haklardan geçiyor.

 

Nilgün TUNÇCAN ONGAN

Close