Written by 09:00 ÇALIŞMA YAŞAMI

İşçilere karşı ajanda!

Sermaye ve hükümeti, işçi haklarına karşı topyekûn saldırı hazırlığı içinde olduklarını her fırsatta dile getiriyorlar. “Reformlar sonbaharı” başlığı altında gündeme getirilen saldırılara şimdi de, CDU Ekonomi Konseyi’nin hazırladığı “Almanya’da İşçiler için Ajanda” başlıklı saldırılar eklendi. İşçilerden daha çalışkan olmalarını ve çabalamalarını talep edenler, bütün sosyal sigortaların yeniden düzenlenmesini ve hizmetlerin sınırlanmasını istiyorlar. Çalışma sürelerinin esnekleştirilmesi, emeklilik yaşının yükseltilmesi, kısmi çalışma hakkının pratik olarak kaldırılması da sermaye ve hükümetinin planları arasında. Sendikal cephede ise saldırılara karşı bir hazırlık olmaması bir yana sermaye lehine planlar hazırlanmaya devam ediliyor.

UMUT YAŞAR

Son haftalarda kamuoyunda “yarı zamanlı yaşam tarzı” (“Lifestyle-Teilzeit”) üzerinden olabildiğince absürt tartışmalar sürdürüldü. Almanya’da son derece geniş bir kesimin tam gün çalışma yerine “bireysel yaşam tarzı” doğrultusunda yaşadığını ve bunun artık kabul edilemeyeceğini ileri süren CDU/CSU’nun “Orta Ölçekli İşletmeler ve Ekonomi Birliği” (“Mittelstands- und Wirtschaftsunion” – MIT), CDU’nun bu ay yapılacak kongresine sunduğu bir önergede, yarı zamanlı işte çalışma hakkının geri alınmasını talep ediyor.

Buna gerekçe olarak özellikle kadınların yeterince çalışma yaşamına katılmadıkları ve bu hakkın geri alınması veya kısıtlanması yoluyla daha fazla kadın tam gün çalışması sağlanmak isteniyor.

Öncelikle şunu belirtmek gerekiyor: Almanya’da kısmi veya yarı zamanlı çalışma 1980’lerin ortasına kadar çok sınırlı düzeydeydi. Yükselen işsizliğe ve işin yoğunluğuna karşı çelik işçileri Kasım 1978 – Ocak 1979 arası tam ücret ve personel karşılığı 35 saatlik çalışma haftası için greve çıkmışlardı. Çelik işçileri başarılı olamamışlar fakat çalışma sürelerinin kısaltılması içini mücadele başlamıştı.

Sermaye ve partileri bu mücadelenin önüne geçmek için çok farklı çalışma modellerinı gündeme getirmeye başladılar. Bunların arasında bildiğimiz yarı zamanlı çalışma olduğu gibi CDU/CSU ve FDP partilerinin ve BDA, BDI ve IHK gibi sermaye örgütlerinin favorisi haline gelen “job-sharing” modeli vardı. Bu modele göre tam günlük bir iş iki veya üç işçi arasında gönüllü olarak bölünebiliyordu. Daha az çalışmak isteyen bir başka işçiyi ikna edip işi bölebilirdi.

Özellikle kadınların bu tür modellerde çalışmaları teşvik ediliyordu. Sermaye ve partilerine göre nasılsa kadınlar ev geçindirmiyorlardı(!), onlar sadece(!) hane gelirine katkı sunuyorlardı. Dolayısıyla bu tür yarı zamanlı veya daha kısa süreli işler tam onlara göreydi! İster “job-sharing” modeli ister yarı zamanlı veya daha kısa süreli işler olsun bütün bu modeller özellikle CDU’nun kadın örgütü tarafından kadınların aile içindeki geleneksel rollerini korumak adına da destekleniyordu.

Bugün çalışanların yüzde 40,1’i (16 milyon 963 bin) yarı zamanlı işte çalışmak zorunda. Çalışma yaşamında olan kadınların yüzde 49’u yarı zamanlı işte çalışıyor. Yarı zamanlı işlerde çalışanların yüzde 78’ini kadınlar oluşturuyor. Çalışma yaşamında olan erkek işçilerin ise yüzde 12’si yarı zamanlı işlerde çalışıyor.

Yarı zamanlı işlerde çalışan kadınların yüzde 17’si tam günlük iş bulamadıkları için yarı zamanlı çalıştıklarını belirtirlerken yüzde 45’i ise çocuklarına kreş olanağı bulsalar tam gün çalışabileceklerini beyan etmişler.

Dolayısıyla özellikle hedefe konulan kadın emekçilerin önemli bir bölümü istemediklerinden değil olanak olmadığı için tam gün çalışmıyorlar. Sonuçta yarı zamanlı işle geçinmek mümkün olmadığı için kadınların önemli bir kesimi de iki yada üç işte çalışmak zorunda kalıyorlar.

ÇALIŞMA SÜRELERİ MASAYA YATIRILDI

Sermaye ve hükümetlerinin çalışma sürelerine yönelik saldırıları uzun bir süredir gündemde. Her ne kadar koalisyonun küçük ortağı SPD çalışma süreleriyle ilgili tartışmalardan uzak duruyor gibi görünse de bu gerçeği yansıtmıyor. Bugün Federal Çalışma Ajansı’nın başkanı olan Andrea Nahles, federal çalışma bakanı olduğu dönem (2013-2017), “çalışma sürelerini düzenleyen yasaları bir süreliğine rafa kaldıralım – bakalım ne olacak” önerisi henüz unutulmadı.

Başbakan Friedrich Merz (CDU), için çalışanların çoğunluğu tembel! Her fırsatta telefonla rapor alan, izin günlerini uzatmak için resmi tatil günlerini kötüye kullanan ama iş çalışmaya, üretkenliği artırmaya ve Almanya’nın uluslararası alanda rekabet gücünü artırmaya gelince kaytaran bir işçi kesimi! Merz’e göre “herkesin daha fazla çalışması gerekiyor.” Merz ayrıca “günlük 8 saatlik gibi katı uygulama” yerine çalışma sürelerinin haftalık saatler üzerinden belirlenmesinin ülke ekonomisi için daha iyi olacağını ileri sürüyor.

Merz’e destek vermek için herkesi haftada bir saat daha fazla çalışamaya çağıran CSU Başkanı Markus Söder, “Haftada bir saat fazla çalışma, bize muazzam düzeyde ekonomik büyüme sağlayacaktır ve bu gerçekten çok fazla bir şey değildir” diyor. Söder, telefonla rapor alma uygulamasının hemen kaldırılmasını ve 63 yaşında emeklilik, yani özellikle uzun yıllar sigortalı olanlar için kesintisiz erken emeklilik uygulamasının kademeli olarak kaldırılması gerektiğini savunuyor. “Gündemdeki eyalet seçimleri reformların önünde engel olmamalı” diye konuşan Söder, “reformlar en kısa zamanda hayata geçirilmeli” dedi.

Merz ve Söder’in bu sözlerini okuyan Almanya’da ekonomi şaha kalkmış, işsizlik sorunu çözülmüş ve olağanüstü bir işgücü ihtiyacı olduğunu düşünebilir. Fakat gerçek şu: Ekonomi durgunluk-cüzi büyüme ve cüzi daralma arasında gidip geliyor, resmi işsizlik 3,06 milyon, gizli işsizlerle birlikte bu rakam 4,3 milyon dolayında.

Az çalışma meselesine gelince: Kadınların yüzde 74’ü erkeklerin ise yüzde 81’i çalışma yaşamında bulunuyor. 2025 yılının ilk üç çeyreğinde kişi başına 19,9 saat fazla mesai yapılmış. Bunların ise 8,4 saatinin ücreti ödenirken 11,5 saatin ücreti bile ödenmemiş! Kısacası işçiler fazlasını yapmışlar!

İŞÇİLER İÇİN AJANDA” – SERMAYEYE UCUZ ENERJİ, VERGİ İNDİRİMİ…

CDU Ekonomi Konseyi (“Wirtschaftsrat der CDU e.V.”), “Almanya’da İşçiler için Ajanda” başlığı altında altı sayfalık bir saldırı planı yayınladı. Hazırlanan metinde işçilerin nelerden vazgeçmeleri gerektiği ve sermaye lehine nelerin yapılması gerektiği de yer alıyor.

Metnin ilk sayfasında milyonlarca işçi ve emekçiyle alay edercesine, “Sosyal piyasa ekonomisinin temel fikrini yeniden canlandırmak istiyoruz: Çalışkan olursan ve gayret gösterirsen, ailenle birlikte küçük bir refah düzeyine ulaşabilirsin” deniliyor. Birkaç satır sonra, sosyal sigorta kesintilerin yüksek olması nedeniyle işçilerin brüt ücretlerinden sürekle daha az net ücret aldıkları söyleniyor ve bunun kanıtlanması için, “1960 yılına kadar sosyal güvenlik primleri yüzde 25’in altındaydı, 1974 yılına kadar yüzde 30’un altında ve 1985 yılına kadar yüzde 35’in altında iken, 2023 yılında yüzde 40’lık barajı aştı ve bu yasama döneminin sonuna kadar yüzde 45’e ulaşacaktır” denilen metinde, “yürürlükteki yasal düzenlemelerle ek ücret maliyetleri 2040 yılına kadar dramatik bir şekilde yüzde 50’ye çıkacak” diye korku salınıyor.

CDU Ekonomi Konseyi’nin buna karşı önerileri hazır: İşsizlik parası en fazla 12 ay ödensin, annelik dönemi emekliliği (“Mütterrente”), 63 yaşında emeklilik ve temel emeklilik kaldırılsın. Erken emekliye ayrılanların maaşlarından kesinti daha yüksek olsun ve emekliliğe ayrılma yaşı 67’de kalmasın – yaşam beklentisine bağlansın. Sermaye temsilcilerine göre bakım sigortasına bu haliyle gerek yok! Bakım sigortasının kısmi hizmet sunması yeterli – daha fazlasını isteyen özel sigorta yaptırabilir! Evden işe giderken gerçekleşen kazaların yasal kaza sigortası kapsamından çıkarılması ve diş bakımının tamamen sağlık sigortası kapsamı dışına alınması da gelen parlak fikirler arasında yer alıyor!

2023 yılı sonunda Almanya’da yaklaşık 5,7 milyon kişi SGB XI kapsamında “bakım gerektiren kişi” olarak sınıflandırılmıştı. Bunların yaklaşık 5,24 milyonu bakım sigortası hizmetleriyle aktif olarak destekleniyordu. Yüzde 83’ün üzerinde bir çoğunluğun (yaklaşık 4,4 milyon) evde bakımı yapılırken, yaklaşık yüzde 16’sı (843.000) bakım evlerinde yatılı bakımları yapılıyor. “Bakım sigortasına bu haliyle gerek yok” demek milyonlarca insanı kaderlerine terk etmek anlamına gelecek.

SERMAYENİN İHTİYACI NEYSE O OLSUN”

Altı sayfalık metnin birçok yerinde “işçiler için” denilse de “işçiler için” bir şey yok. “Çok çalışılıp çaba gösterilirse” gelecekte “küçük bir refah düzeyi olabilir.” Metinde işçilerden beklenen feragate ve sermaye lehine ileri sürülen taleplere bakıldığında “küçük refah düzeyinin” de mümkün olmayacağı görülüyor.

Metinde önce gelir vergisinin genel olarak düşürülmesi, üst gelir vergi sınırının yükseltilmesi, miras vergisinin daha fazla sermaye lehine değiştirilmesi, dayanışma vergisinin herkes için kaldırılması gibi taleplerle bir giriş yapılıyor. Ardından ucuz enerji talebi ileri sürülüyor ve bilumum işletme vergileri alt alta sıralanarak, “daha fazla yatırımları önü açılması için vergilerin düşürülmesi” isteniyor.

Bundan sonra yine “işçiler için” bir bölüm geliyor: “Özellikle çalışanlara işi, esnekliği ve mesleki katılımı daha çekici hale getirmek ve en doğru teşvikleri sunabilmek için bürokrasi azalmalı. Regülasyon (yasal düzenleme anlamında) gerçekten sadece gerekli olduğu yerde devreye girmeli.” Denilmek istenen şu: Bütün koruyucu yasalar kırpılsın, işçileri her türlü işe zorlamanın, dileğimiz zaman işten atmamızın önü açılsın!

2025 yılında konjonktürü teşvik etmek izin borç freni gevşetildi ve yüzlerce milyarlık alt yapı ve silahlanma paketleri sermayenin emrine sunuldu. Şimdi sıra sosyal güvenlik sistemini tarihin en kapsamlı reformuna tabi tutma, çalışma süre ve koşullarını düzenleyen koruyucu yasaların tasfiyesine geldi. Geçtiğimiz yıl kurulan “Sosyal Devlet Reformu Komisyonu”* (“Kommission zur Sozialstaatsreform”) komisyon 26 öneri hazırladı ve sundu. Federal Çalışma Bakanı Bärbel Bas, “Sosyal devlet reformu ile her şey daha basit, daha adil ve daha dijital hale geleceğini” duyurdu. Sosyal devlette gereksiz bürokrasiye son vereceklerini söyleyen Bas, “Birçok vatandaş, karmaşık bürokrasi ile uğraşmak zorunda kaldıkları için hak ettikleri yardımları alamıyor” dedi. Fakat önerilere bakıldığında bundan sonra hak diye bir şey kalmayacak. Yasal emeklilik sigortası için kurulan reform komisyonu çalışmalarını henüz sürdürüyor – sonuç yaz aylarında açıklanacak.

SENDİKALAR NE YAPIYOR?

BDI ve BDA gibi sermaye örgütleri seçimlerden önce ve sonra taleplerinin yer aldığı katalogları yayınlamışlardı. MIT ve Ekonomi Konseyi’nin ileri sürdükleri talepler, koalisyon hükümetinin uygulamaya koydukları ve yapmayı taahhüt verdikleri de ortada. Kısacası gizli-saklı bir şey yok, her şey ortada.

Peki IG Metall, Ver.di ve IG BCE gibi sendikalar ne yapıyor? IG Metall Başkanı Christiane Benner ve Ver.di Başkanı Frank Werneke, 24 Ekim 2025 tarihli SZ gazetesine verdikleri demeçte, hükümetin önüne koyduğu bütün sosyal saldırı planlarını eleştirmişler ve gerekirse protesto eylemleri yapacaklarını ilan etmişlerdi.

Üç aydan fazla bir süre geçmesine ve hükümetin birçok yasa tasarısını hazırlayıp meclise sunmasına karşın sendikalarda henüz bir hareketlilik yok.

IG Metall sendikası işçi ve emekçi kitlelerini mücadeleye çağırmadığı gibi Frankfurt’ta düzenlediği yeni yıl resepsiyonunda “İş ve Ekonomik Canlanma Girişimi” (“Initiative für Arbeit und Aufschwung”) kamuoyuna tanıttı. İşçilerin milyarlarca eurodan, tatil ve Noel ikramiyelerinden feragat ettiklerini, daha az ücret karşılığında daha uzun süre çalıştıklarını söyleyen Benner, “Endüstri merkezi Almanya, krizden çıkmak için yeni stratejilere ihtiyacı var. IG Metall için açık olan bir şey var: Siyaset, işverenler ve sendikalar şimdi birlikte bir gelecek hamlesi başlatmalı. Endüstri merkezi Almanya’nın yeniden hak ettiği yere, yani zirveye ulaşması için yeni yollar denemeliyiz. Değişimde cesaretli olmalıyız” dedi.

Görüldüğü gibi sendika merkezlerinin kendiliğinden işçilerin lehine harekete geçmelerini beklemek saflık olacaktır. Sınıftan yana sendikacılar ve ileri işçiler sendika tabanında ve fabrikalarda artan hoşnutsuzluğu mücadeleye kanalize etmek, mücadeleci kesimlerin birleşmelerini sağlamak için harekete geçmeliler. Aşırı sağcı, gerici gruplar işçiler içindeki bu hoşnutsuzluğu kendi potalarında eritmek için harekete geçtiler bile – bu da gözden kaçmamalı.

*Federal hükümet, eyaletler ve yerel yönetimler üst kuruluşlarının temsilcilerinden oluşan bir komisyon

Close