Ali Çarman/Stuttgart
Günümüz kapitalist dünyasında başta işçi sınıfı olmak üzere ezilen, sömürülen bütün toplumsal tabakaların sorunları karmaşık ve çok yönlü olarak varlığını sürdürüyor. Zira, tekeller her şart altında sadece kendi gelecekleri ve karlarını düşünmekteler.
Böyle olumsuz bir durum var olsa da gençlik, enerjisi, yeniliğe açık oluşu ve geleceği temsil edişiyle bensiz hiçbir şey olmaz demekte. Almanya’da son yıllarda bunun canlı örneklerine hep birlikte tanık oluyoruz. Önce çevre ve doğa konusunda gösterilen sorumluluk, duyarlılık ve sokaklara dökülen protesto, sonra silahlanma, askerlik, savaş planlarına karşı yapılan eylemler buna örnek. Ayrıca söylemeye gerek yok ki antifaşist eylemlerin tümünde gençlik ezici çoğunluğu oluşturmakta.
Bugünlerde bir başka olumlu ve çok önemli gelişme var. Gerek TİS dönemlerinde gerekse de olan bütün işçi eylemlerinde genç işçi ve çıraklar dikkatleri üzerine çekmekte. Otomotiv sektöründe devam eden kriz işçiler arasındaki tepkinin büyümesine ve hareket için sendikaları zorlayan bir durum almakta.

Gençliğin temel mücadele alanları
Meslek yeri çıraklık dönemi: Zor bela çırak yeri bulup fabrikada pratik yaparak eğitim alan gençler haklı olarak kalıcı iş talep ederler.
Adil ücret: Çıraklık ve stajyer ödeneklerinin (Ausbildungsvergütung) enflasyona karşı korunması ve artırılması hedeflenir.
Çalışma koşulları: Haftalık çalışma saatlerinin düşürülmesi ve fazla mesailerin kaldırılması veya sınırlandırma.
Gelecek ve dönüşüm: Son dönemlerin moda söylemi halini alan dijitalleşme, teknolojik gelişmelerin bahane edilerek genç istihdamın yok etmemesi amaçlanır. İlk elde akla gelen bu talepler daha da çoğaltılabilir.

Hareketin coşkun damarı gençlik
İki milyon üyeli sendika IG Metall Jugend (IG Metall Gençliği), yaklaşık 200 bin ile 233 bin genç üyeye sahip. Almanya’da meslek eğitim yerlerinin (Ausbildungsplätze) durumu şu an ciddi bir tezat ve kriz içerisinde. Patronlar, bir yandan kalifiye eleman eksikliğinden şikâyet ederken, diğer yandan açılan meslek yeri sayısı hızla azalmakta.
Deutsche Welle’de geçtiğimiz günlerde yayınlanan bir araştırmada her beş gençten birisinin daha iyi yaşam koşulları için ülkesinden ayrılmayı göze aldığını ortaya çıkardı. Gençlik, sınıf niteliği olmayan bir toplumsal kategoriyi oluşturur. Ancak, işçi çocukları genel olarak aynı kaderi paylaşıp işçileşirler.
Bugüne değin katıldığımız, gözlemlediğimiz onlarca işçi eyleminde dikkat çeken bir olgu var ki, o da genç işçilerin, çırakların katıldığı her işçi eyleminin havası ve coşkusu başka olmakta. Ve işçiler de bu durumda oldukça coşku ve umutlanmakta.

Gençliğin kararı: Yalvarmayın, savaşın!
Yeni meslek eğitimi yılı eylül ayında başladı. Tam da böyle biz zamanda IG Metall Stuttgart, Esslingen, Freiburg-Lörrach, Ludwigsburg-Waiblingen, Reutlingen-Tübingen’in yerel gençlik komiteleri (OJA) ve Mercedes-Benz Untertürkheim Gençlik ve Stajyer Temsilcileri (JAV) ses getiren bir çıkış yaptı.
Gençler daha önce daha ilerden bir açıklamada bulunan Untertürkheim Mercedes işyeri işçi temsilcilerinin açıklamalarını kendilerine örnek aldıklarını belirterek yeni bir açıklamayla kamuoyuna seslendiler.
‘’Neredeyse her gün işten atmalarla ilgili haberler duyuyoruz. Artık yeter! Hükümet giderek kapitalistlerin taleplerine boyun eğiyor. 8 saatlik iş günü yok edilmek isteniyor. Düşük ücretli berbat işleri kabul etmemiz dayatılıyor. Sağlık hizmetleri ise paralı hale getiriliyor. Emeklilik yaşı arttırılmak, ölünceye kadar çalışmamız isteniyor.
Kesintiler devam ederken birdenbire yeniden silahlanmaya milyarlar ayrılıyor. Dahası, gerekirse kendi canımız pahasına bile olsa bu sefaleti savunmamız gerektiği ileri sürülerek zorunlu askerlik yeniden getiriliyor. Ama ‘’Vatan için ölmek’’ yerine şunları istiyoruz: “Mesleki eğitim ve üniversite eğitiminden sonra güvenli işler ve kalıcı istihdam. Çıraklık sisteminin korunması. Meslek eğitim ve üniversite eğitimi sırasında yeteri kadar ücret. Askeri harcamalar yerine sosyal hizmetlere, sağlık alanı ve eğitime yatırım.
Kapitalistler ve bizler aynı takımda değiliz. Bizler çalıştıkça onlar kar ediyor, daha da zenginleşiyor. Şikâyet etmek bizi hiçbir yere götürmez. Yalvarmak da yardımcı olmaz. Eğer bir şey değişecekse, bu ancak geleceğimizi kendi ellerimiz alıp bunun için mücadele edersek gerçekleşir. İşte bunun için protesto, direniş, grev diyoruz!’’
Önümüzdeki günlerde Stuttgart ve çevresinde 21, 25, 26 Eylül’de düzenlenecek yürüyüş ve mitingler dikkate alındığında, genç işçi ve çırak temsilcilerinin bu açıklaması büyük bir önem taşıyor.
Günümüzdeki sendikal hareketin kendine biçtiği görev olan işyerlerini koruma ve sadece ücret artışı ile sınırlı kalmada çok zorlanacağı günler yaklaşmakta. Ülkedeki durum ve devam eden tartışmalar bunu göstermekte. Dolayısıyla mücadele alanı hükümetin (tekellerin) ekonomik-politik alanlarına yöneldikçe önemli oranda kazanımlar elde edilebilir.

