Written by 13:00 HABERLER

Paylaşılamayan ada: Grönland

YÜCEL ÖZDEMİR

Dünyanın en büyük adası Grönland, ABD ile Avrupa arasında paylaşılamayan pastaya döndü. Bu nedenle ABD Başkanı Trump geri adım atmadığı takdirde “Grönland sorunu”, ABD ile Avrupa arasında derin çelişkilere yol açacak gibi görünüyor. Son açıklamalarına bakılırsa Trump geri adım atmaya pek de niyetli değil. Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Lokke Rasmussen ve Grönland Dış İlişkiler Temsilcisi Vivian Motzfeldt’in 14 Ocak’ta Beyaz Saray’da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Başkan Yardımcısı JD Vance ile yaptıkları görüşmeden ciddi bir sonuç çıkmadı. Kurulan sadece bir komisyon oldu. Rasmussen ve Motzfeldt, ABD’nin işgalden kararlı olduğunu gördüklerini ifade ettiler. Trump da bu görüşmeden önce ve sonra yaptığı açıklamalarda “Bir milim geri adım atmayacağının” mesajını verdi.

SEMBOLİK ASKER GÖNDERMEYLE VERİLEN MESAJ

Avrupa ise sembolik karşı hamleler yapmaya başladı. Danimarka’nın daveti üzerine İsveç, Norveç, Almanya ve Fransa’dan askerler Grönland’a ulaştı. Sayısı ise gerçekten sembolik. Almanya’dan 13, Fransa’dan 15 asker başkent Nuuk’a iniş yaptı. Alman basını Avrupalı NATO üyesi ülkelerin askeri çıkarmasını “keşif” olarak nitelendirdi. Fransa ise askerlerin gidişini önümüzdeki dönem yapılması planlanan askeri tatbikata hazırlık olarak açıkladı.

Bu nedenle dört ülkenin sembolik asker göndermesini, daha büyük askeri çıkarmanın ön hazırlığı olarak görmek gerekiyor. Dolayısıyla, ABD’ye bir mesaj veriliyor. Trump’ın Avrupa’nın bu “askeri keşif seferine” daha büyük bir askeri çıkarmayla yanıt vermesi durumunda transatlantikte tansiyon şiddetlenebilir. Ki gözünü karartmış Trump’ın yapmayacağı bir hareket değil. Bu nedenle Trump’ın Grönland hayalinin, ne zaman nereye varacağını bugünden kestirmek zor.

Der Spiegel’den Bernhard Zand’a konuşan New York Risk araştırmaları ve danışmanlık şirketi “Eurasia Group” Başkanı Ian Bremmer, sürecin askeri işgal şeklinde sonuçlanmayabileceğini düşünenlerden. Şöyle diyor: “Fiziksel anlamda bir işgal olmayabilir. Bir ülkenin egemenliğini zayıflatmanın birçok yolu var. Açık-gizli operasyonlar, dezenformasyon, siyasi baskı, hatta Grönlandlıları referanduma ikna etmek için ekonomik teşvikler bunlar arasında. Trump, üst düzey danışmanlarına böyle bir plan hazırlamaları talimatını verdi. İşgal önümüzdeki hafta gerçekleşmeyecek ve Amerika’nın hava indirme birliklerini Grönland’a gönderip NATO’nun sonunu getirmesi de söz konusu değil.” (14.01.2026)

Açıklamaları, hamleleri niyet belirtisi olarak okumak mümkün. ABD’nin Grönland’ı kendi etkisi altına almak için pek çok değişik yola başvuracağı anlaşılıyor. Avrupa ile askeri olarak karşı karşıya gelmek ise en son seçenek görünüyor. Avrupa’nın ciddi temaslar ve görüşmeler yapmadan asker göndermeyi gündemine alması ise dikkat çekici. Buradaki hedefin Grönland’ın paylaşımında söz sahibi olacak şekilde askeri güç konuşlandırılması olduğu anlaşılıyor.

Ancak, Avrupa’nın ne kadar bütünlükle davranacağı tartışmalı. Danimarka’nın çıkarlarının genel olarak AB’nin ya da daha geniş anlamda Avrupa’nın çıkarı olduğu biçimindeki yaklaşıma her ülkenin aynı şekilde tepki vermesi beklenmiyor. Almanya, Fransa ve İngiltere’nin merkezinde olduğu büyük güçler Danimarka’ya destek vererek paylaşımda söz sahibi olmak isteyeceklerdir. Ancak, özellikle Doğu Avrupa ülkelerinin, Rusya’ya karşı ABD’nin koruyuculuğunu tehlikeye düşürmemek için daha geride durmaları muhtemel görünüyor.

OLMAYAN ‘ULUSLARARASI HUKUK’

Trump’ın önüne gelen ülkeyi tehdit etmesi, Venezuela ve Grönland’da yaptıkları nedeniyle “uluslararası hukuk”u tanımadığı gerçeği, sermaye basını tarafından şu sıralar sıkça gündeme getiriliyor. Güçlünün sözünün geçtiği “orman kanunları” devrinin başladığından söz ediliyor.

Bu kural aslında hep geçerliydi. Eskiden de güçlü imparatorluklar, kapitalist-emperyalist devletler aynı şeyi yapıyorlardı. Büyük savaşlar ve yıkımlar böyle gerçekleşti. Dolayısıyla son günlerde Avrupa basınında sıkça gündeme getirilen “Trump’ın orman kanunları” yeni değil. Bugün ile en önemli farklılık daha önce “orman kanunları”nı hep birlikte uzlaşma içinde uyguluyorlardı: Yugoslavya’nın parçalanması, Somali, Afganistan, Irak, Libya, Suriye örneklerinde olduğu gibi.

Avrupalı emperyalistler şimdi, kendisini “en güçlü” gören ve ‘patronluğunu’ yaptığı dünya düzenini korumak için rakiplerini sindirme ve yıpratma konusunda agresif bir yönelişe giren ABD’nin, oyunun kurallarını değiştirip, tek başına “orman kuralları” işletmek istemesinden rahatsızlar. İtirazın ana nedeni bu. Ama buna rağmen, henüz ABD ve Trump’ı doğrudan karşılarına alıp net bir şekilde itiraz da etmiyorlar.

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri Fransa ve İngiltere’den ciddi bir ses yok. Avrupa’nın en büyük ekonomisine sahip Almanya da net bir tutum almış değil. Washington’a giden Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, Trump’ın Venezuela Devlet Başkanı Maduro ve eşi Cilia Flores’ın kaçırılmasını açıktan mahkûm etmedi. ‘Oldukça verimli’ bir görüşmenin geçtiği açıklandı. Başbakan Friedrich Merz, Maduro ve eşinin kaçırılmasını “karmaşık/komplex” diyerek tutum almadı.

Halbuki ülke içinde günlerdir ABD’nin uluslararası hukuku hiçe saydığı ve Alman hükümetinin bu konuda açık bir tutum alması gerektiği yönünde çağrılar vardı. Friedrich-Alexander Üniversitesi Erlangen-Nürnberg’de öğretim görevlisi ve Nürnberg İlkeleri Uluslararası Akademisi Direktörü Uluslararası Hukuk Uzmanı Prof. Christoph Safferling, Süddeutsche Zeitung’a verdiği demeçte şöyle diyor: “ABD, BM Şartı’nın 2. maddesinin 4. fıkrasında yer alan uluslararası hukukun şiddet yasağını ihlal etmiştir. Bu madde, her devletin toprak bütünlüğünü ve siyasi bağımsızlığını garanti altına almaktadır. Bu kural, yalnızca istisnai durumlarda, örneğin kendini savunmak zorunda kaldığında, ihlal edilebilir” diyor.

Uluslararası ilişkilerde, döneme ve koşullara göre esneklik gösteren “uluslararası hukuk” denilen nizam, gelinen aşamada yerini “uluslararası haydutluğa” bırakmış görünüyor. Öncesi bir yana İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan “uluslararası hukuk nizamı”nın temeli, Hitler faşizminin yenilgisinden geriye kalan yıkım üzerinden yükselmişti. Sovyetlerin varlığı güç dengeleri bakımından Batılı emperyalistlerin haydutluğuna sınır çekiyor, devletler arası şiddeti yasaklıyordu. Dahası Nazilerin yargılandığı Nürnberg mahkemelerinde, sadece devletlerin değil, insanlık suçu işleyen bireylerin de cezai kovuşturmaya uğrayabileceği ve cezalandırılabileceği benimsenmişti. Küçük ülkeleri büyüklere karşı koruyan koşullarda “uluslararası hukuk” bir anlam taşıyordu. Doğu Bloku’nu çözülmesinin ardından geçen 30 yıllık dönemde, ekonomik ve askeri bakımdan dengelerin değişimi, uluslarası hukukun üzerindeki perdenin açılmasını beraberinde getirdi.

ABD’nin Grönland üzerinden, yıllardır ‘dost ve ittifak partneri’ gördüğü Avrupalı devletlere yönelik ortaya koyduğu burun sürtme ve sindirme tavrı, aslında emperyalist kapitalizmin gerçek hukukunun ne olduğunu bir kez daha göstermiş oluyor. (YH)


İŞTAH KABARTAN YER ALTI ZENGİNLİKLERİ

Adanın emperyalist devletlerin ilgisini çekmesinin bir yanı jeostratejik konumu olurken bir diğer önemli nedeni ise sahip olduğu zengin doğal kaynaklar. Bu kaynaklar şu şekilde sıralanıyor:

Nadir toprak elementleri: Elektrikli araçlar, yenilenebilir enerji teknolojileri ve elektronik cihazlar için kritik olan bu elementler Grönland’da bolca bulunur.

Demir ve alüminyum: Adada geniş demir cevheri ve boksit yatakları mevcut.

Grönland’da büyük altın, platin, uranyum, petrol ve doğal gaz rezervleri olduğu tahmin ediliyor. Özellikle yüzde 80’lik buzul bölgenin altında zengin maden kaynaklarının olduğunu iddia edenler var.

Yerel hükümet çevre nedeniyle petrol ve doğal gaz çıkarılmasını yasaklamış durumda. Madencilik sektörünün gelişimi de bürokratik engeller ve yerli halkın direnişi nedeniyle durmuş halde. Ekonomi, ihracatın yüzde 95’inden fazlasını oluşturan balıkçılık üzerinde dönüyor.

DANİMARKA ADAYI NASIL KOLONİLEŞTİRDİ?

Kuzey kutbuna en yakın ada olduğu için yüzde 80’i halen buzullarla kaplı Grönland’da yaşam şartları oldukça zor. Buna rağmen bin yıllardır insanlar burada yaşamaya devam ediyor. Adanın Danimarka Krallığı’nın sömürgesi olmasının tarihi ise 1721’e kadar uzanıyor. Danimarkalı Misyoner Hans Egede, Grönland’a Danimarka adına yerleşti. Bu sayede Grönland, Danimarka’nın sömürgesi haline getirildi. 1814’teki Kiel Antlaşması ile Danimarka, Norveç ile olan birliğini sona erdirdi, Grönland üzerindeki kontrolünü ise sürdürdü.

1953’te yapılan anayasa değişikliği ile Grönland, Danimarka Krallığı’nın resmi bir parçası haline getirilerek, sömürge statüsü kaldırıldı ve “eşit bir bölge” olarak kabul edildi. 1979’da ise Grönland’a geniş bir özerklik tanındı. Ulusal parlamento kuruldu, içişlerinde bağımsızlık kazandı.

2009 ise özerklik hakları genişletilerek ada kendi dilini (Kalaallisut) resmi dil ilan etti ve doğal kaynaklar üzerinde kontrol hakkını elde etti. Ancak dış politika ve savunma hâlâ Danimarka’nın kontrolünde. Bağımsızlık, Grönland halkı için önemli bir hedef olsa da ekonomik bağımlılık ve stratejik konum nedeniyle bunu gerçekleştirmesi zor görünüyor. Eğitim, sağlık gibi temel ihtiyaçlar Danimarka tarafından verilen maddi yardımlarla ücretsiz yapılıyor. Danimarka’dan her yıl yaklaşık bir milyar dolar tutarında maddi yardım geliyor ve bu adanın kamu bütçesinin yaklaşık yarısını oluşturuyor.

Grönland 40 yıldır AB’nin bir parçası değil. 1973 yılında Danimarka’nın bir parçası olarak Avrupa Ekonomik Topluluğuna üye oldu. Ancak 1982’de referandumla AB’den ayrılma yönünde oy kullandı ve süreç 1985 yılında tamamlandı. Grönlandlılar Danimarka vatandaşı, dolayısıyla da AB vatandaşı. Ancak Grönland AB üyesi olmadığı için Grönland’da yaşayan Danimarka vatandaşları Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy kullanamıyor.

TRUMP BAĞIMSIZLIĞI DESTEKLEYEREK KENDİSİNE BAĞLAYABİLİR

Grönland’da sömürgeciliğe karşı bağımsızlık talebi yüksek. 2021’deki seçimlerde adanın yer altı ve yer üstü kaynaklarının sömürülmesine karşı çıkan sol görüşlü “Inuit Ataqatigiit” (IA) partisi oyların yaklaşık yüzde 37’sini alarak birinci oldu ve 31 sandalyeli parlamentoda 12 sandalye kazandı. Bu sonuç IA’nın madencilik karşıtı politikalarının halk tarafından desteklendiğini gösterdi. Ancak bunun ne kadar kalıcı olacağı belirsiz.

Ekonomik olarak Danimarka’ya bağımlılık, bağımsız devlet olma isteğini sürekli bastırıyor. Ancak ABD’nin bağımsızlık yanlılarını daha fazla maddi destek sözüyle destekleyerek bir referandumla Danimarka’dan ayrılmayı teşvik etmesi güçlü senaryolar arasında. Bu durumda, ABD’nin “bağımsız Grönland”ı Danimarka ve AB olmadan daha kolay sömürmesi, askeri ve politik olarak etki altına alması da kolaylaşabilir.

Son yıllarda özellikle ABD ve Çin gibi ülkelerin Grönland’a olan ilgisi, adanın jeopolitik önemini de arttırmış bulunuyor. ABD’nin adada bulunan Thule Hava Üssü, Arktik bölgesindeki en önemli askeri üs olma özelliği taşıyor. Küresel ısınmanın etkisiyle buzulların erimesi, yeni ticaret yollarının açılmasına da yol açacak. Bu nedenle Grönland’ın önemi artacak.

Close