İşyerlerinde ve sendikalarda etkisini artırmaya çalışan aşırı sağcı ve bölücü gruplara karşı mücadele, Nürnberg’de düzenlenen geniş katılımlı bir toplantıda ele alındı. DİDF Nürnberg ile Uluslararası Otomotiv İşçileri Konferansı bölge grubunun çağrısıyla gerçekleştirilen etkinliğe yaklaşık 70 kişi katıldı.
Fadime Ergen / Nürnberg
Toplantıda, sağcı faşist yapıların sendikaları içeriden bölme, işçileri din ve kimlik üzerinden ayrıştırma ve ortak hak mücadelesini zayıflatma girişimleri kapsamlı biçimde tartışıldı. Mercedes-Benz Stuttgart fabrikasında faaliyet gösteren ve aşırı sağ çevrelerle bağlantılı olduğu belirtilen ‘Zentrum’ adlı işyeri grubunun söylemleri ve örgütlenme pratikleri incelendi. Bu tür yapılara karşı izlenebilecek stratejiler üzerinde duruldu ve bunların “alternatif sendikacılık” söylemi altında işçi sınıfının birliğini hedef aldığı vurgulandı.
Konuşmacılar arasında yer alan Jörgen Scheller (IG Metall VK Mercedes-Benz Stuttgart) ile VVN-BdA temsilcisi Götz Schubert, sendikal mücadelenin tarihsel kazanımlarına dikkat çekerek, bu kazanımların ancak örgütlü ve bilinçli bir duruşla korunabileceğini ifade etti. Aşırı sağın işyerlerinde taban bulma çabalarına, özellikle Almanya için Alternatif (AfD) partisi çevresinin etkisine karşı açık, net ve cesur bir tutum alınması gerektiği dile getirildi.
Toplantıda yapılan değerlendirmelerde şu ortak vurgu öne çıktı: Sendikalar yalnızca ücret pazarlığı yapan kurumlar değil, aynı zamanda eşitlik, dayanışma ve demokrasi mücadelesinin temel dayanaklarıdır. Bu kurumların zayıflatılması, işçi sınıfının gücünün kırılması anlamına gelir.
Dikkat çekilen diğer önemli bir nokta da, aşırı sağcı yapılara bazı göçmen kökenli işçilerin de üye olması ve onlarla birlikte hareket etmesi. Bunun gerekçesi olarak, söz konusu grupların uzun yıllardır işyerlerinde bulunmaları, kendilerini “faşist değiliz” söylemiyle tanıtmaları ve özellikle yabancı işçilerin iş güvencesi kaygılarını, gelecek endişelerini ve işyeri korkularını kullanarak onları etkilemeye çalışmaları gösterildi. Bu durumun, ayrımcı ve bölücü politikaların gerçek niteliğini gizlemeye yönelik bilinçli bir strateji olduğu ifade edildi. Katılımcılar, bu noktada daha fazla bilgilendirme ve bire bir temasın hayati önemde olduğunu vurguladı.
Katılımcılar, yerli ya da göçmen ayrımı yapmadan tüm işçilerle doğrudan temas kurulmasının, işyerlerinde bilinçlendirme çalışmalarının artırılmasının ve sendikal yapının tabandan güçlendirilmesinin hayati önem taşıdığını belirtti. Maskelerin arkasındaki gerçek yüzü teşhir etmek ve bölücü söylemlere karşı işçi birliğini savunmak gerektiği ifade edildi.

İkinci bölümde ise mücadelenin nasıl daha örgütlü ve etkili biçimde sürdürülebileceği konusunda kapsamlı fikir alışverişi yapıldı. Önümüzdeki dönemde daha fazla bilgilendirme toplantısı, işyerlerinde aktif çalışma ve ortak eylem planlarının hayata geçirilmesi yönünde kararlılık vurgulandı.
Bir işçi kadın olarak şöyle düşünüyorum: Mücadele bizim için sadece ücret ya da çalışma saatleri meselesi değildir. Aynı zamanda eşitlik ve onur meselesidir. İşyerlerinde milliyet, köken ya da cinsiyet üzerinden yapılan her türlü ayrımcılık bizi zayıflatır. Kadın işçiler olarak hem emeğimizle üretimin içindeyiz hem de çoğu zaman çifte yük taşıyoruz. Bu nedenle ayrımcılığı, ırkçılığı ve kadınlara yönelik her türlü eşitsizliği kesinlikle kabul etmiyoruz. Sendikalar ancak herkes için eşit, adil ve kapsayıcı olduğunda güçlü olabilir. Biz kadınlar da bu mücadelenin öznesiyiz. Birliğimizi büyütmek, ayrımcılığa karşı net durmak ve dayanışmayı güçlendirmek hepimizin sorumluluğudur. Çünkü daha adil bir çalışma hayatı ancak birlikte mücadele edersek mümkün olur.

