Dayatmacı hamleleriyle tüm dünyada terör estiren ABD hükümetinin ülke içinde göçmenlere karşı eylemleri de giderek sertleşiyor. Bunun merkezinde Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilatı (ICE) yer alıyor. Sokaklarda insanlara karşı (silahlı) güç kullanıyorlar, dövüyorlar ve mallarına zarar veriyorlar, hatta çocuklar bile saldırılarla karşılaşıyor. ICE tarafından uygulanan şiddet, ABD Başkanı Donald Trump’ın “Önce Amerika” politikasının doğrudan bir ifadesi. AfD’nin en çılgın hayallerinde Almanya’da bir ICE teşkilatı kurmanın yer alması da bu yüzden şaşırtıcı değil.
Alev Bahadır
ICE, ABD’de 11 Eylül terör saldırılarından sonra kurulan İç Güvenlik Bakanlığı’na bağlı bir alt kuruluş. Son yıllarda ICE, öncelikle Meksika sınırında ve ülke içinde yasal statüsü olmayan ve haklarında tutuklama emri çıkarılmış göçmenlere karşı kullanılıyor.
DONAL TRUMP DÖNEMİNDE ICE KÖTÜLERİN EN KÖTÜSÜ
Donald Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte ABD’deki göçmenlik politikası daha da sertleşti. ICE’nin bütçesi üç katına çıktı ve şu anda 28 milyar ABD dolarına ulaştı. Kurumun günlük olarak kaç göçmenin tutuklanması gerektiği konusunda katı hedefleri var. Özellikle personel sayısında büyük artışlar yapıldı. İnsanlar çok kısa sürede işe alındı; vasıflı olmak neredeyse gereksiz. İnsan hakları örgütleri, diğer şeylerin yanı sıra, kurum içindeki İspanyolca dil kurslarında yapılan kesintileri eleştiriyor. Bunun yerine, ICE’nin web sitesi çok açık bir şekilde belirli bir personel türünü arıyor: Uncle Sam/Sam Amca, (ABD devletinin sembolik bir figürü, özellikle I. Dünya Savaşı’ndaki askere alma posterlerinde “SENİ İSTİYORUM” yazısıyla tasvir edilmiştir) “Amerika’nın Sana İhtiyacı Var” diyor. Şöyle devam ediyor: “Minnettar bir ulus adına, ülkenize hizmet etmeniz için sizi gururla çağırıyoruz.”
Esasen, Trump yönetimi, toplumu simdirmek için tasarlanmış aşırı bir göçmen karşıtı politika izliyor. Vatansever duygulara hitap ediyor ve ABD’nin aşırı sağcılarını işe alıyor; bu kişiler, az eğitimli, gerekli dil becerilerinden yoksun, ancak yine de silahlı olarak halkın üzerine salınıyor. ICE’nin görüntüleri ve eylemleri kendi başına konuşuyor; giderek belirginleşen bu politika, toplumun en savunmasız üyelerini hedef alıyor. Geçen yıl, ICE, Minneapolis’te yetkililer tarafından kaçırılan insanlara yardım etmek için koşan Renee Good ve Alex Pretti de dahil olmak üzere birçok kişiyi vurarak öldürdü. Bu, ülke çapında kitlesel protestolara yol açtı, devam eden uygulamalar da öyle. Uluslararası Af Örgütü, başka şeylerin yanı sıra, şok bombası ve göz yaşartıcı gaz kullanımını eleştiriyor. ICE, araba camlarını kırıyor ve insanları iç çamaşırlarıyla evlerinden, iş yerlerinden ve hatta okullarından sürüklüyor. Kolluk kuvvetleri düzenli olarak çocukları tutukluyor ve ailelerinden ayırıyor – veya onları diğer aile üyelerine ulaşmak için yem olarak kullanıyor.
İNSAN HAKLARI FACİASI: ABD GÖÇMEN SINIRDIŞI MERKEZLERİ
Sadece yetkililerin tutuklama uygulamaları eleştirilmiyor, aynı zamanda sınır dışı edilmeden hemen önceki gözaltı koşulları da eleştiriliyor. Uluslararası Af Örgütü, gözaltı merkezlerindeki (örneğin Florida’daki “Alligator Alcatraz”) koşulları “insan hakları faciası” olarak eleştiriyor. Sadece aileler birbirinden ayrılmıyor ve çocuklar gözaltına alınmıyor, aynı zamanda koşullar da felaket. Uluslararası Af Örgütü, Alligator Alcatraz’da uyku alanlarında dışkı, böcekler, tuvaletlerin üzerinde kameralar ve daha birçok şeyin olduğunu bildiriyor. ABD hükümeti, El Salvador’daki yüksek güvenlikli bir hapishaneye göçmenleri (suçlu oldukları iddia edilen, ancak insan hakları örgütleri tarafından tartışılan bir iddia) gözaltına almak için milyonlarca dolar ödüyor. Bu gözaltı merkezlerinde düzenli olarak ölümler de meydana geliyor. Son zamanlarda, Kübalı bir adam gardiyanlar tarafından boğularak öldü. Ayrıca yetersiz tıbbi bakım nedeniyle bir düzine insan da öldü.
Alligator Alcatraz Trump yönetimi, şovenist ve saldırgan politikalarını hem iç hem de dış politikada sürdürüyor. Dış politikada “orman kanunu”nu kullanan herkes –örneğin, devlet başkanlarını kaçırarak, diğer ülkeleri işgal ilan ederek veya devlet başkanlarını çocuklar gibi azarlayarak– bu şiddeti kendi halkına karşı da kullanır. Trump, bir yıl önceki göreve başlama töreninde kimin için yönettiğini bir kez daha açıkça ortaya koydu. Trump’ın göreve başlama törenine bu kadar çok milyarderin katıldığı bir devlet etkinliği nadiren görülmüştür. Trump, Grönland ve Venezuela’da olduğu gibi agresif eylemlerle ve gümrük tarifeleriyle ABD sermayesinin çıkarlarını savunuyor. Aynı zamanda, özellikle Hispanik göçmenleri haklarından mahrum bırakıyor ve suçlu ilan ediyor, bir yandan da başta siyah nüfus olmak üzere ırkçı polis şiddetini kullanmaya devam ediyor. Böylece, ABD’de asgari ücretle, bazen sigortasız çalışan, çok zor durumda yaşayan gruplar eziliyor ve toplumsal dayanışma zayıflıyor. Bu durum, öncelikle çalışan nüfusu daha da sömürmek isteyenlere fayda sağlıyor. Trump, seleflerinden daha agresif ve açık bir şekilde hareket ediyor. Yapısal ırkçılık ve siyahi insanlara ve göçmenlere yönelik şiddet, Demokrat başkanlar Joe Biden ve Barack Obama dönemlerinde de mevcuttu.
AfD’NİN HAYALİ
ABD’de şu anda yaşananlar, Bavyera AfD parlamento grubunun kulağına da hoş geliyor. Kapalı kapılar ardında yapılan bir toplantının ardından sunulan bir bildiride, Amerikan sistemine benzer bir polis sınır dışı birimi kurulmasını talep ediyorlar. Bildiride ayrıca, sığınmacılar için sokağa çıkma yasağı, zorunlu çalışma ve henüz Almancayı iyi konuşamayan göçmen çocukların özel eğitim okullarına yerleştirilmesi gibi başka talepler de yer alıyor.
Ancak AfD bu girişimde yalnız mı? Avrupa ve Almanya’daki göçmenlere karşı politikalar daha az acımasız değil. Uluslararası Göç Örgütü’ne (IOM) göre, geçen yıl Akdeniz’de 1300’den fazla insan boğuldu. Deniz kurtarma AB’nin gündeminde değil; tam tersine. Sorun, denizlerin kapatılması. Boğulmaktan kurtardıkları insanları kurtardıktan sonra bile yargılanan gemi kaptanlarının öne çıkan örnekleri var. Tüm AB devlet başkanları, mahkemelerin itirazlarına rağmen Arnavutluk’ta insanların fiilen hapsedildiği sınır dışı etme merkezleri inşa ettiren İtalyan faşist Giorgia Meloni’yi alkışladı. Ve Almanya’daki sığınmacı varış merkezleri, mülteciler için güvenli sığınaklardan çok kampları andırıyor. Orada da insanlar izole ediliyor, gözetim altında tutuluyor ve neredeyse hiç mahremiyetleri yok.
Alman ve Avrupa siyaseti son yıllarda göçmenliğe karşı giderek daha düşmanca bir tutum sergiliyor. Friedrich Merz ve hükümeti de Alman şirketlerinin ve politikacılarının çıkarlarını temsil etmeyi amaçlayan “Önce Almanya” politikasını izliyor. Bu, burada yaşayan ve koruma arayan insanların pahasına oluyor. Amerikan tarzı koşullar Avrupa’da uzun zamandır gerçek bir olasılık olarak ortaya çıkmakta. ABD’de insanlar ırkçı politikalara ve ICE’nin eylemlerine giderek daha fazla direniyor. İş arkadaşlarının ve komşularının kaçırılmasını önlemek için girişleri kapatıyorlar. Binlerce insan gösteri yaparak kaçırılanlarla dayanışma gösteriyor ve ırkçılıktan arınmış, dayanışmaya dayalı bir toplum için çağrıda bulunuyor. Alman halkı da son iki yıldır bunu yapmaya olan istekliliğini defalarca gösterdi. Bu hareketlere gelecekte daha da sık ihtiyaç duyulacak.

