Dünya insanoğlunun bir kez daha en fazla barışa ihtiyaç duyduğu bir dönemden geçiyor. Bu nedenle 1960’lı yılların başından bu yana yapılan geleneksel Paskalya Yürüyüşlerinde bir kez daha savaşa ve silahlanmaya karşı çıkmak büyük bir önem taşıyor.
Dünya, 2026’de ABD emperyalizminin çekmece beklettiği savaş planlarını devreye koymakla başladı. Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun kaçırılması, Grönland adasının ele geçirilmesi adına yapılan açıklamaların ardından, İran savaşı başlatıldı. ABD emperyalizmi ve İsrail siyonizmi tarafından başlatılan savaş bir ayını geride bırakırken bölgesel bir savaş olasılığı her geçen gün daha da artıyor.
İsrail, Gazze’de 70 bin inanın canına mal olan soykırımın ardından, bir taraftan İran’a yönelik savaşı sürdürürken diğer taraftan ise Lübnan’a karşı işgali sürdürüyor. Binlerce insan Lübnan’ın güneyinde saldırıların hedefi haline geldi. Gelişmeler, İsrail’in komşularına yönelik saldırılarınını devam edeceğini gösteriyor. Filistin halkının yaşam alanları sürekli daraltılıyor.
İRAN’DA YIKIM VE DİRENİŞ BİR ARADA
İran’ı kısa sürede rejim değişikliği yoluyla ele geçirmeyi planlayan ABD ve İsrail’in bu hedefine kısa sürede varması beklenmiyor. Ancak havadan bombardıman yoluyla askeri olarak güçsüzleştirmeye, altyapısını imha etmeye devam etmesi bekleniyor. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasından sonra boğazın ele geçirilmesi, adeta ABD’nin öncelikleri haline gelmiş görünüyor. Bu kapsamda karadan askeri çıkarma da seçenekler arasında görünüyor. Dünya petrolünün yüzde 20’nin geçtiği Hürmüz Boğazı’nın uzun süre kapalı kalması durumunda dünya akaryakıt fiyatlarındaki atışın sürmesine yol açacağı anlaşılıyor. Bu durumda saldırgan ülkelerin hesaplamadığı yeni toplumsal hareketlerin ortaya çıkmasının koşulları oluşuyor. Savaşa, silahlanmaya ve yükselen akaryakıt fiyatlarına karşı mücadelenin küresel çapta ortaya çıkmasının koşulları, savaş uzadıkça olgunlaşıyor.
ALMANYA’NIN ABD VE İSRAİL’E DESTEĞİ SÜRÜYOR
Gazze soykırımında İsrail’e tam destek veren Almanya, İran savaşında da ABD ve İsrail’e destek vermeye devam ediyor. Savaşın başlamasından hemen sonra Beyaz Saray’a giden Başbakan Friedrich Merz, daha sonra ABD’nin İran’a karşı savaş açarken kendilerine danışmadığını ileri sürerek “Bu bizim savaşımız değil” açıklamasında bulundu. Buna rağmen Almanya’daki ABD üsleri, İspanya’nın yaptığı gibi, kapatılmadı. Ayrıca, Hürmüz Boğazı’nın güvenliğinin sağlanması için diğer müttefik güçlerle birlikte hareket edebileceğinin açıklaması yapıldı. Gelişmeler, Almanya’nın Ortadoğu’nun yeniden paylaşımı sürece seyirci kalma niyetinde olmadığını gösteriyor. Saldırgan ikilinin (ABD ve İsrail) zor durumda kalarak yardım çağrısında bulunması durumunda bunu fırsata çevirmenin hesapları içerisinde. Bu nedenle Merz ve Savunma Bakanı Pistorius’un “Bu bizim savaşımız değil” şeklindeki açıklamaları, gerçek anlamda savaşa karşı çıktıkları anlamına gelmiyor. İran savaşına karşı gerçekten karşı olmanın yolu Almanya’daki, Ramstein başta olmak üzere ABD üslerinin kullandırılmamasından geçiyor.
SİLAHLANMA TAM HIZ SÜRERKEN, İŞÇİLERDEN İTİRAZ
Paskalya Yürüyüşlerinin en önemli gündemleri arasında Ukrayna ve İran savaşları gelirken, Almanya’nın askeri harcamaları devasa düzeye çıkarması, zorunlu askerliği dayatması, sosyal alanlardan kesintiler yaparak silahlanmaya dava fazla bütçe ayırması da bulunuyor. Yanı sıra, ekonomideki büyüme ve enerji fiyatlarını gerekçe göstererek üretimi durduran ya da başka ülkelere taşıyan, taşımaya hazırlanan tekeller de son yıllarda silah üretimine yönelmeye başladılar. En son VW’nin Osnabrück’teki fabrikasında İsrail için askeri araçlar üretileceği kamuoyuna yansıdı. Benzer şekilde daha önce Ford, ZF gibi otomobil ve tedarik firmalarında ordu için üretime geçileceği ilan edilmişti. IG Metall sendikasının “işyerlerinin korunması” adı altında silah sanayisine verdiği desteğe itiraz işçiler ve sendikacılar arasında yükseliyor. VW işçileri tarafından başlatılan imza kampanyası bu konuda dikkat çekici bir örnek oldu. Kampanya çağrısında şu mesaj ve çağrılara yer verildi: “Silahlanma ve savaş ekonomisi, işçilerin ve ailelerinin çıkarlarına aykırıdır ve sendikal hedeflerimize ters düşmektedir. ‘İşyeri için mücadele’ sloganımızı vurgulayalım ve ‘Barış, silahsızlanma ve halklar arası dayanışma’ hedefimiz için mücadele edelim. IG Metall Yönetim Kurulu’nu, iş yeri temsilciliklerini ve tüm üyelere şu çağrıda bulunuyoruz: Savaş ekonomisine geçişe hayır!”
İşletmeler düzeyinde işçiler ve sendikacılar tarafından başlatılan bu ve buna benzer imza kampanyaları ve çağrıların yaygınlaştırılması, işçi sınıfı içinde savaşa ve silahlanmaya karşı olan güçlerin birleştirilmesi konusunda büyük bir önem taşıyor.
BARIŞ HAREKETİ SESSİZ KALMAYACAK
Savaş ve silahlanma politikasının hız kazandığı günümüzde barış hareketinin henüz güçlü bir tepki koyamadığı açık. Ancak savaş uzadıkça, halkın yaşamını daha fazla etkiledikçe bu tablonun değişmesi mümkün. Bu nedenle 3-6 Nisan tarihleri arasında Almanya’nın dört bir yanında yapılacak Paskalya Yürüyüşlerinin güçlü geçmesi pek çok açıdan büyük bir önem taşıyor. Türkiye kökenli işçilerin, gençlerin, kadınların bu gösterilere katılarak güç vermesi önemli olacak. Çünkü uzakta gibi görünen savaşların aslında Almanya’da yaşayan bütün uluslardan emekçileri çok yakından ilgilendirdiği, artan enerji fiyatları, hayat pahalılığı, sosyal kısıtlamalar ve işçilerin ücret ve çalışma koşullarının kötüleşmesi ile daha somut olarak görülüyor.
Paskalya boyunca Almanya genelinde yapılacak gösteri ve yürüyüşlerin yerleri için “friedenskooperative.de/termine?thema=69” sitesine bakılabilir. (YH)
Dünden bugüne Paskalya Yürüyüşleri
Almanya’daki Paskalya Yürüyüşleri’nin kökeni İngiltere’ye dayanıyor. 1958’de İngiliz pasifistlerin Aldermaston’daki atom araştırma merkezine yaptığı yürüyüşten ilham alan Alman aktivistler, ilk yürüyüşü 1960 yılında gerçekleştirdiler. İlk olarak Hamburg yakınlarındaki Bergen-Hohne askeri eğitim alanına doğru yapıldı. O dönemdeki en büyük korku olan “nükleer silahlanma” ve Doğu-Batı arasındaki nükleer savaş tehdidiydi.
1960’ların sonuna gelindiğinde, hareket sadece nükleer silahlanmaya değil, genel bir sistem eleştirisine dönüştü. Vietnam Savaşı yürüyüşlerin ana protesto konularından biri haline geldi.
Paskalya Yürüyüşleri tarihinin en kitlesel dönemini 1980’lerin başında yaşadı. NATO’nun Avrupa’ya yeni nükleer füzeler (Pershing II) yerleştirme kararı almasına karşı eylemler yapıldı. 1983 yılında yaklaşık 700.000 ile 1 milyon arasında insan sokaklara döküldü. Bu, Alman tarihinin en büyük barış eylemlerinden biri olarak kayda geçti.
Soğuk Savaş’ın bitmesiyle hareket bir miktar ivme kaybetse de, küresel siyasi krizler bu geleneği canlı tutmaya devam etti. Körfez Savaşı (1991) hareket yeniden canlandı. Kosova ve Irak savaşları 1990’ların sonu ve 2000’lerin başında protestoların odağındaydı. Günümüzde Paskalya Yürüyüşleri; Ukrayna ve İran savaşları, Gazze, silahlanma, iklim değişikliği ve silah ihracatının durdurulması gibi taleplerle devam ediyor.

