Written by 15:00 POLITIKA

Sol Parti 10. Genel Kongresi yapıldı: Dönüşüm, yeni dengeler ve ucu açık sorular

19-21 Haziran tarihleri arasında Potsdam’da yapılan Sol Parti (Die Linke) kongresinde önümüzdeki döneme dair değişik kararlar alındı. “Sınıf partisi” olma iddiasının altı boş kalırken, hükümetin sosyal kısıtlama planlarına karşı eylemlere katılma çağrısı yapıldı. Parti içindeki çelişkiler “uzlaşma önergeleriyle” yumuşatıldı. Ancak bu kanatlar arası tartışmanın bittiği anlamına gelmiyor. Kongrenin en dikkat çekici yanı ise ilk kez katılanların sayısının fazla ve genç olması oldu.

Die Linke (Sol Parti), 10. Genel Kongresi 19-21 Haziran tarihleri arasında Potsdam’daki Metropolis-Halle’de yaptı. Bu kongre, son yıllardaki üye patlamasının ardından seçilen delegelerin tamamen damga vurduğu ilk kongre olma özelliğini taşıyordu. Partinin üye sayısı bu süreçte 126.000’in üzerine çıkmış ve bu kongrenin delege yapısına da açıkça yansımıştı.

Delege dağılım anahtarına göre toplam 580 delegenin katılımı olurken; bunların 500’ü il teşkilatlarından, 30’u gençlik örgütünden, 50’si de parti içi platformlardan geliyordu. Yaş ortalaması 36,8 olarak açıklanırken, delegelerin 139’u partiye 2025 veya 2026 yıllarında üye olmuş. Yaklaşık yüzde 60’ı ise ilk kez bir parti kongresine katıldı. Bölgesel dağılıma bakıldığında 176 delege Doğu Almanya’dan, 294’ü Batı Almanya’dan, 92’si Berlin’den katılım sağladı.

Bu yeni, genç ve siyasi olarak heterojen delege yapısı, kongrenin atmosferine yansıdı. Aynı zamanda tek bir blok halinde hareket eden homojen bir “sol kanat” da öne çıkmadı. Bunun yerine tartışmalara, çeşitlilik gösteren ve zaman zaman birbiriyle çelişen pozisyonlar yön verdi.

KONGRE ÖNCESİNDE GERGİN HAVA

Daha kongre başlamadan önce hava oldukça gergindi. Ana akım medya ve bazı Doğu Almanya eyalet teşkilatları, kongrenin hemen öncesinde gençlik örgütünün belirli kesimlerine karşı sert argümanlar öne sürmüş ve otoriter ya da “Stalinist” eğilimler olduğu yönünde iddialarda bulunmuştu. Bu açıklamalar parti içinde tepkilere yol açtı ve atmosferi daha da gerilimli hale getirdi.

TARTIŞMA KONULARI VE İÇERİK

Genel kurul tartışmalarında söz alan delegeler, diğer hususların yanı sıra, ana önergede AB’nin fazla olumlu sunulmasını sorguladılar. Ayrıca partinin, medyadaki provokasyonlara genellikle çok hızlı tepki verdiği ve bu süreçte ana akım medya tarafından fazla yönlendirilmesine izin verdiği eleştirildi.

Parti yöneticileri ve milletvekillerinin konuşmalarında “sınıf mücadelesi” kavramını yeniden daha sık kullanmaları dikkat çekti. Birçok kişi bunu delegelerin değişen yapısına bağladı.

İsrail/Filistin konusundaki en etkileyici konuşmalardan birini, davetli olarak katılan Knesset (İsrail Parlamentosu) Milletvekili Aida Touma-Sliman yaptı. İsrail hükümeti üyelerini “faşist” olarak nitelendiren Touma-Sliman, savaşa ve işgale yönelik geniş toplumsal desteği eleştirdi.

Orta Doğu Kararı: Gerekli Ancak Gecikmiş

Orta Doğu’daki gelişmeler konusunda yaklaşık üç yıl süren parti içi tartışmaların ardından kongrede, ortak bir uzlaşı metnini kabul edildi. Bu metinde iki devletli çözüm ile İsrail ve Filistin’in karşılıklı var olma hakkı tanınıyor. Aynı zamanda İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki eylemleri soykırım olarak nitelendiriliyor. Metin açık farkla kabul edildi.

Yönetim Kurulu Seçimleri ve Stratejik Belirsizlik

Parti yönetim kurulu seçimlerinde Ines Schwerdtner yüzde 85,7 oyla yeniden eş başkan seçilerek güven tazeledi. Görevini sağlık sorunları nedeniyle bırakan Jan van Aken’ın yerine aday olan Stuttgart Milletvekili Luigi Pantisano ise karşısında başka bir aday olmamasına rağmen oyların yalnızca yüzde 53,3’ünü alabildi. Bu da parti içindeki desteğin düşük olduğunu gösteriyor.

Delege kulislerinde, Pantisano’nun düşük oy almasının arkasında yatan birkaç neden olduğu dile getirildi. Birçok delege, van Aken’in yeniden aday olmayacağını açıklamasının hemen ardından Pantisano’nun kendisini başkan adayı ilan etmesine tepki gösterdi. Adaylığın perde arkasında önceden hazırlandığı ve diğer olası adayların gözünü korkuttuğu da ileri sürülenler arasında.

İçerik açısından bakıldığında ise, Pantisano’nun aşırı sağcı AfD hükümetlerini engellemek adına CDU (Hristiyan Demokrat Birlik) ile olası iş birlikleri yapılması konusundaki duruşu eleştirilere neden oldu. Bu yöndeki sorulara Pantisano, karar verme özgürlüğünün eyalet teşkilatlarının kendisinde olduğunu söyleyerek yanıt verdi. Bu durum, birçok delegede bu kritik stratejik soruda kendisi net bir çizgi çizmek yerine, konuyu ilk etapta eyalet düzeyine havale ettiği izlenimini bıraktı.

Parlamento, Protesto ve Sınıf Partisi

Partideki sorunlar devam ediyor. Parti, bir yandan eyaletlerde hükümette yer almayı veya yönetme kabiliyetini kanıtlamayı isterken, diğer yandan Merz hükümetinin reformlarına karşı kitleleri harekete geçirmeye çalışıyor.

Eş başkan Schwerdtner, adaylık konuşmasında “sınıf partisi” olma iddiasını yeniden vurguladı. Ancak sınıf partisinden neyi kast ettiği ucu açık kaldı. İşçi sınıfına yönelik daha fazla talepler öne sürmekle işçi sınıfının iktidarı için mücadele eden bir parti olunmayacağı açık.

Keza Sol Parti’nin fabrikalarda, iş yerinde veya sendikal mücadelelerde ne kadar yer aldığına dair bir geri bildirim bulunmuyor. Eyaletlerde ve federal düzeyde hükümette yer alma arayışına yapılan vurgular da asıl olarak bu partinin düzen içi muhalefeti temel aldığını gösteriyor.

Kararlar, Atmosfer ve Sonuç

Kongrenin son gününde delegeler, önümüzdeki yasama döneminden itibaren geçerli olmak üzere Federal Meclis ve AP milletvekilleri için brüt 5.300 Euro maaş sınırı getirilmesini kararlaştırdı. Bu tartışma nispeten sakin geçti. Buna karşın, “seks işçiliği” üzerine sunulan bir önergeye dair tartışma hararetli geçti. Gençlik örgütündeki “Stalinizm” konusunda sunulan bir acil önerge ise oylamaya sunulmadı ve bazı delegelerin protestolarına yol açtı.

Ayrıca kongrenin sahnelenme biçimi de dikkat çekiciydi. Işık ve ses teknolojisinin yanı sıra adayların dakikalarca süren şov niteliğindeki sunumları, Sol Parti’nin geçmiş kongrelerinden ziyade Amerikanvari bir siyasi etkinliği andırıyordu. Birçok delege bu durumu yeni ve alışılmadık olarak nitelendirdi.

Close