Written by • 09:23• POLITIKA

Sosyal adalet olmadan eşitlik olmaz

Christoph Butterwegge / Neues Deutschland

Partisinin üç eyalet seçiminde aldığı son yenilgilerin ardından, bizzat Başbakan -ki kendisi bir multimilyoner ve eski bir BlackRock yöneticisidir- (İster bir farkındalık anı isterse tamamen taktiksel nedenlerle olsun) Almanya’da sosyal adaletsizlik olduğunu kabul etti. Friedrich Merz, buna örnek olarak yasal sağlık sigortası kapsamındakiler ile özel sağlık sigortasına sahip olanların uzman doktordan kısa sürede randevu alma konusundaki farklı fırsatlarını gösterdi. AB’nin diğer ülkelerinde bu tür bir “iki sınıflı sağlık sistemi” neredeyse hiç kalmamış olmasına rağmen; serbest meslek sahiplerinin, serbest çalışanların, devlet memurlarının ve profesyonel siyasetçilerin de prim ödemek zorunda kalacağı dayanışma temelli bir “vatandaş sigortası” talebini reddediyor.

Başka adaletsizlik biçimleri ise çok daha vahim. Federal Cumhuriyet’in kapitalist ekonomik sistemindeki en büyük adaletsizlik şudur: Nüfusun küçük bir azınlığı şirketlere, bankalara ve sigorta kuruluşlarına sahipken, nüfusun büyük çoğunluğu esasen yalnızca kendi iş gücüne sahiptir. İnsanlar bu iş gücünü iş gücü piyasasında ücret veya maaş karşılığında satmak zorundadır; ancak sağlık sorunları, psikolojik rahatsızlıklar veya nitelik eksiklikleri söz konusu olduğunda bu durum büyük zorluklar yaratır.

Sosyal adaletsizliğin giderek daha fazla tepki uyandırması ve aşırı sağcı demagogların işine yaraması, giderek artan ve şehir görünümüne de yansıyan maddi eşitsizlikten kaynaklanmaktadır: Lüks ürün satan mağazalar patlama yaşarken; borç danışma merkezleri, gıda bankaları ve tren istasyonlarındaki sosyal yardım noktaları da yoğun bir şekilde çalışmaktadır. Giderek daha fazla insan çöp kutularını karıştırmakta, bazı mahalleler tamamen gözden çıkarılmakta ve kimi semtler çöküş tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadır.

Bunun nedenleri nelerdir? Yoksulluk uzun süredir toplumumuzun orta kesimlerine doğru daha fazla yayılırken, zenginlik giderek daha az sayıda ailede yoğunlaşıyor. Bir yandan, ülkemizde yoksulluktan etkilenme oranı 2025 yılında rekor bir seviyeye ulaştı: 13.3 milyon insan (nüfusun yüzde 16.1’i), ihtiyaçlara göre ağırlıklandırılmış medyan hane halkı net gelirinin yüzde 60’ından daha azına sahipti. Federal İstatistik Dairesi verilerine göre, bu tutar bir önceki yıl bekarlar için aylık 1446 avro seviyesindeydi.

Diğer yandan, büyük özel servetler çok az sayıda kişinin elinde toplanmış durumda: En zengin beş Alman girişimci ailesi (Albrecht/Heister, Böhringer/von Baumbach, Kühne-Erben, Quandt/Klatten ve Schwarz) toplamda yaklaşık 250 milyar avroluk bir servete sahip; bu da nüfusun daha yoksul yarısının, yani 40 milyonu aşkın insanın toplamından daha büyük bir meblağa tekabül ediyor. Bu insanların birçoğu tam anlamıyla günübirlik yaşıyor; çünkü özellikle finansal kriz durumlarında ihtiyaç duyulan birikimlerden yoksunlar ve aslında sadece bir işten çıkarılma ya da ciddi bir hastalık kadar yoksulluğa yakınlar.

Her gün, aşağıdan -yani sıkı çalışanlardan- yukarıya, yani büyük servet sahiplerine doğru bir yeniden dağılım gerçekleşiyor: Şirket kârları, hissedarların satış ve değer artış kazançları, temettüler, faiz gelirleri ile gayrimenkul şirketlerinin kira ve kullanım hakkı gelirleri ağırlıklı olarak maddi durumu iyi olanların cebine akıyor. Oysa bu kazançlar normalde, çok daha az paraya sahip olan -ve çoğu zaman onurlu bir yaşam sürmeye bile yetecek geliri olmayan-insanlar tarafından yaratılmıştır.

Servetin yukarıdan aşağıya doğru yeniden dağıtılmasıyla, çok yüksek servete ve gelire sahip az sayıda kişi bir miktar kayba uğrarken; mülk sahibi olmayan, düşük gelirli ve sosyal yardım alan çok sayıda kişi kazançlı çıkacaktır. Farklı bir vergi politikasının yanı sıra, kamu hizmetlerinin ve sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi ile sosyal altyapının, eğitim ve bakım hizmetlerinin geliştirilmesi de yerinde olacaktır. Siyasi karar vericiler -her fırsatta vurguladıkları üzere- toplumsal dayanışmayı güçlendirmek istiyorlarsa, izledikleri politikalar zengin ile yoksul arasındaki uçurumu kapatmaya gözle görülür bir katkı sağlamalıdır…

Federal Meclis (Bundestag) ve Federal Konsey (Bundesrat) tarafından yeniden karara bağlanan akaryakıt indirimi uygulamasında görülen “Herkese eşit paylaştırma” yaklaşımının da ortaya koyduğu üzere, yoksullara ve zenginlere eşit muamele edilmesi adil değildir. Bu uygulamadan, büyük lüks araçlar ve pahalı SUV’ler kullananlar, hiç aracı olmayan veya ancak küçük bir araç sahibi olabilen kişilere kıyasla çok daha fazla yararlanmaktadır. Fiyatların bütçesini zorlaması nedeniyle mali desteğe ihtiyaç duyanlar bu desteği hedefe yönelik ve gereken ölçüde almalı; buna ihtiyacı olmayanlar ise vergi gelirlerinden pay talep etmemelidir. Petrol şirketlerinin yakıt indirimini deneyimlerin de gösterdiği üzere tüketicilere yalnızca kısmen yansıtması sorununun yanı sıra, devlet sübvansiyonları nedeniyle gereğinden fazla benzin ve dizel tüketilmesine yol açılması da vahim bir durumdur. Genel bir ilke olarak -ki bunu Antik Çağ’ın Yunan filozofları da biliyordu- eşit olanlara eşit, eşit olmayanlara ise durumlarına uygun şekilde farklı muamele edilmelidir.

Sosyal adaleti gözeten bir politikanın nihai hedefi; zengin sermaye sahiplerinin ve finans yatırımcılarının bugüne kadar kendilerine mal ettikleri, toplumdan ve bireylerden esirgedikleri -hatta gezegen için yıkıcı ve ekolojik açıdan sakıncalı biçimlerde kötüye kullandıkları- maddi kaynakların yeniden bölüştürülmesi olmalıdır. Bu durumda yeniden bölüşüm, yalnızca sosyal adaletin değil, aynı zamanda iklim adaletinin de bir gereği olarak görülmeye başlanacaktır.

Daha fazla eşitlik sağlanması ve eşitsizliğe karşı duyulan kayıtsızlığın kırılması için şu husus iyi anlatılmalıdır: Servetin yeniden bölüştürülmesi süreci, sadece sosyal adaletin hayata geçirilmesiyle ilgili değil; aynı zamanda toplumsal refahın korunması, demokrasinin güvence altına alınması, gezegenin kurtarılması ve bir savaşın önlenmesiyle de ilgilidir.

Eşitsizlik ne dinamizmini yitiren ekonomi ne de toplumsal bütünlüğü zayıflayan toplum için yarar sağlar. Yukarıdan aşağıya doğru yapılacak bir yeniden bölüşüm ekonomiye fayda sağlar, kitlesel alım gücünü artırır ve zayıflayan konjonktürü canlandırırdı. Özellikle asgari ücretin ve temel geçim desteği ödemelerinin güçlü bir şekilde artırılması yoluyla en alt gelir gruplarının alım gücünün kalıcı olarak yükseltilmesi, sadece sosyal açıdan adil olmakla kalmaz, aynı zamanda ekonomik açıdan da akılcı bir adım olurdu. Bu nedenle, zengin ile yoksul arasındaki uçurumu bir nebze olsun kapatmak, sistemin kendi çıkarınadır.

Buna karşılık, eşitsizliğin derinleşmesi hem toplumsal uyum hem de demokrasi için zehir niteliğindedir. Ekonomik ve toplumsal kutuplaşma eğilimleri, kural olarak, yalnızca kahvehane sohbetlerinde, seçim kampanyalarında veya oy verme sırasında kendini gösteren türden olmayan siyasi kutuplaşma eğilimlerini de beraberinde getirir.

CDU/CSU/SPD koalisyonunun daha fazla eşitsizliğe yol açan reform projeleri ne alternatifsizdir ne de geri döndürülemez niteliktedir. Toplumsal eşitsizlik, varlıklı, zengin ve aşırı zengin kesimler lehine alınan siyasi kararlar sonucunda derinleştirildiğinden; yoksullar ve toplumsal denge lehine yapılacak devlet müdahaleleriyle bu eşitsizliği azaltmak da mümkündür.

Çeviren: Semra Çelik 

↑
Close