Written by 15:30 AVRUPA, POLITIKA

AB’nin Türkiye’ye bakışı değişiyor mu?

YÜCEL ÖZDEMİR

Türkiye kamuoyu ve basını, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in, pazar günü Hamburg’da düzenlenen Die Zeit gazetesinin 80. kuruluş yıl dönümü etkinliğinde sarf ettiği sözleri yoğun şekilde tartışıyor. Von der Leyen, konuşmasında şu cümleyi kullandı: “Avrupa kıtasını, Rus, Türk veya Çin etkisine girmemesi için tamamen birleştirmeyi başarmalıyız. Daha büyük ve jeopolitik bir bakış açısıyla düşünmeliyiz.” (Zeit.de)

Alman basınında, örneğin Kuzey Almanya Radyo Televizyon Kurumu (NDR) sitesinde konuyla ilgili yer alan haberde, tartışmalı cümledeki “Türk” çıkarıldı. Diğer yayınlarda da “Türk” eksenli vurgu ve tartışma pek dikkat çekmedi.

Birçok gazete ve haber portalında asıl olarak von der Leyen’in “Avrupa yeniden yapılandırılmalı” çağrısı önde çıkarıldı. Bu yapılandırmanın bir ayağında karar mekanizmasındaki “oy birliği” ilkesini değiştirme yer alırken, diğer ayağını AB’nin Avrupa’ya hakim ve bağımsız bir güç olması oluşturuyor. Konuşmanın Türkiye basınında üzerinde pek durulmayan bu bölümünde von der Leyen şöyle diyor: “Uzun süredir rekabet gücümüzün temelini oluşturan model, çok basit şekilde şöyleydi: Rusya’dan ucuz enerji, Çin’den ucuz işgücü, ABD’den ucuz güvenlik garantisi. Bu artık geride kaldı.”

Dolayısıyla Avrupa’nın emperyalist hegemonya mücadelesinde ayrı bir güç olmak istemesi, Avrupa kıtası içinde yer alan Ukrayna ve Batı Balkan ülkelerine tam üyelik perspektifinin somutlaştırılarak, rakip güçlerin kıtadaki ekonomik ve politik etkisinin azaltılması hedefleniyor. Güney Kıbrıs’ta dün başlayan AB Zirvesi’nin en önemli gündemlerinden birisi bu nedenle “genişleme” oldu. Özellikle Ukrayna’nın üyelik sürecinin hızlandırılmasına dair çağrılar var. Önümüzdeki haziran ayındaki zirvede, genişleme konusunda bazı adımların atılması öngörülüyor.

Türkiye cephesinden gelen tepkilerin çoğunda ise, Türkiye’nin AB aday üyesi olması nedeniyle Rusya ve Çin ile aynı cümlede kullanılmasına karşı çıkılıyor. Türkiye yönetimi konunun açıklığa kavuşturulması için Avrupa Komisyonu’na başvuruda bulundu, yanlışın düzeltilmesini talep etti.

AB Komisyonu yetkilileri ise von der Leyen’in sözlerinin “bağlamından koparıldığını” ileri sürerek, Türkiye’nin AB için önemli olduğunu anlatmaya çalıştılar. Ancak ortada ne bağlamdan çıkarılma ne de yanlış anlaşılma var. Konuşmanın içeriğine bütünlüklü bakıldığında, Türkiye’nin, Balkanlarda “aday üye ”den çok “rakip” olarak görüldüğü için Rusya ve Çin ile aynı cümlede bilinçli olarak kullanıldığı görülüyor. Zira, Avrupa kıtasının AB’nin etkisi altında birleştirilmesine dair yıllardır üzerinde çalışılan plan bunu gerektiriyor. “AB’nin etkisi ”nden de asıl olarak Birliğin politikasına yön veren Almanya, Fransa… gibi ülkelerin çıkarlarını anlamak gerekiyor.

Von der Leyen’in kendisinin bugüne kadar sözleriyle ilgili bir düzeltmede bulunmamış olması da Türkiye’ye “rakiplik” üzerinden sarf ettiği sözlerin arkasında olduğuna inanmasından kaynaklanıyor.

Emperyal bir güç olarak AB, kontrol ettiği ya da etmek istediği bütün bölge ve ülkelerde önüne çıkan her gücü doğal olarak rakip olarak görüyor ve etkisini zayıflatmak istiyor. Bu bağlamda, üye olmayan Türkiye de izlediği “bölgesel aktör olma” çabası nedeniyle müttefik değil, rakip olarak gruplandırılıyor.

AB’nin Sırbistan başta olmak üzere Balkanlarda diğer güçlerin etkisinin artmasından rahatsızlığı yeni değil. Özellikle de AB üyesi olmayan ülkelerde. Son Bulgaristan seçimlerinde de olduğu gibi AB üyesi ülkelerde de Rusya’nın etkisi değişik düzeylerde hissediliyor. Bunun AB içinde sorunlara yol açtığı, Macaristan ve Slovakya örneklerinde görüldü. AB’nin düşman olarak gördüğü Rusya, -AB ya da NATO üyesi olup olmamasından bağımsız olarak- birçok Balkan ülkesinde halen etkili bir güç.

Son yıllarda Çin ile Sırbistan arasındaki ilişkilerde bir derinleşmenin olduğu biliniyor. Daha doğrusu Sırbistan giderek daha fazla Çin ve Rusya eksenine kayıyor. AB yanlısı güçlerle Rusya ve Çin yanlısı kesimler arasındaki dengeler sürekli değişebiliyor.

Bölgenin eski hamisi Türkiye de ekonomik, siyasi, kültürel etkisini arttırmak için hep yoğun bir çaba içerisinde oldu. Bu nedenle Balkanlar, Türkiye’nin dış politikasında önemli bir yer tutuyor. Yugoslavya’nın dağılması sonrasında Türkiye’nin Balkan politikası önemli ölçüde değişti. Dışişleri Bakanlığı Türkiye’nin Balkan politikasını dört ana eksen üzerine inşa ediyor: Siyasi diyalog, güvenlik, ekonomik entegrasyon ve kültürel etki. Türkiye’nin Balkanlardaki etkisini artırmak izlediği strateji genel olarak “Yumuşak güç politikası” olarak tanımlanıyor.

Rusya ve Çin’in yanı sıra son yıllarda Türkiye’nin de bölge üzerinde etkili olma çabaları bu nedenle AB merkezlerinin dikkatinden kaçmıyor. AB’nin Türkiye’ye yaklaşımı ise uzun süredir “tam üye olacak bir ülke” yaklaşımı değil. Ekonomik, politik, güvenlik ve bölgesel çıkarlarına bağlı olarak yedekleme esas politika haline gelmiş durumda. Çıkarların çatıştığı bölge ve ülkelerde ise yedekleyemediği koşullarda rakip olarak görülüyor. Bu nedenle von der Leyen’in söylediklerinde yeni olan bir şey yok.

Close