25 Şubat’ta Berlin’de yapılan büyük barış gösterisi, ülkedeki savaşçı söylemin etkisini kırmaya başladı. Bu nedenle sermaye partileri ve basını dört koldan karalama kampanyası başlattı. Sol Parti’nin de bu koroya dahil olması, parti içindeki dengeleri sarsmaya başladı.

Almanya’da ülkeyi savaş arabasına bindirip, tam gaz Ukrayna’ya doğru yıla çıkaran hükümet partilerine 25 Şubat cumartesi günü Berlin’de anlamlı bir yanıt verildi. 10 Şubat’ta internet ortamında imzaya açılan gösteriye çağrı mahiyetindeki “Barış Manifestosu”nu imzalayanların sayısı kısa sürede yüzbinleri buldu. 6 Mart itibariyle çağrıya imza atanların sayısı 740 bine ulaştı.

25 Şubat’ta Berlin’de Brandenburg Kapısı’nda yapılan gösteriye kısa süre olmasına rağmen, düzenleyicilerin verdiği bilgiye göre 50 bin kişi katıldı. Katılımcı sayısını ilk etapta beş bin olarak açıklayan Berlin polisi daha sonra bunu 13 bin olarak düzeltti. 50 bin ile 13 bin arasında elbette çok büyük bir fark var. Birisi minimumu diğer maksimumu ifade ediyor. İkisinin ortalamasını aldığımızda eyleme en az 30 bin kişinin katıldığı söylenebilir. Junge Welt gazetesi de katılımın 35 bin civarında olduğunu yazdı.

Soğuk havaya, kar yağışına rağmen en az 30 bin kişinin Berlin’de “Silah gönderme yerine müzakerelere başlansın” talebiyle, Ukrayna savaşının birinci yılının dolmasının ardından düzenlenen gösteriye katılması anlamlı olduğu kadar, savaş politikalarının püskürtülmesi açısından da değerli. Keza aynı gün Köln’de aynı taleple yapılan gösteriye de beklenenin üzerinde, yaklaşık iki bin kişi katıldı.

Özellikle Berlin gösterisi, Almanya’dan başlayarak Avrupa ülkelerinde savaş ve militarist politikalara karşı halk arasında tepkinin oldukça yüksek olduğunu bir kez daha gösterdi.

Berlin’de bir gün önce de Ukrayna’ya daha fazla silah gönderilmesi talebiyle, asıl katılımcılarının Ukraynalıların olduğu, 7-10 bin kişilik bir gösteri yapılmıştı. Hükümet partileri SPD, Yeşiller ve FDP’den siyasetçiler de bu eyleme katılmıştı.

KARALAMA KAMPANYASI BİTMEYECEK

Silahların susması, Almanya’nın savaşa dahil olmaması, NATO’nun bölgeden çekilmesi gibi taleplerin dillendirildiği gösteriye ve “Barış Manifestosu”na yönelik eleştiriler, 25 Şubat’tan önce olduğu gibi sonrasında da devam etti. Bu eleştirilerin bir kısmının, kendisini “barış partisi” olarak adlandıran Sol Parti cephesinden gelmesi ise ayrıca dikkat çekici. Sol Parti Genel Başkanı Katina Schubert, eylemde ““Faşizmin akıl almaz bir şekilde görecelileştirildiğini” ileri sürdü. Gazeteler bu açıklamaya geniş yer verdi.

Eylemin ve manifestonun çağrısını yapan Sol Parti Milletvekili Sahra Wagenknecht ve sosyal demokrat çizgisiyle bilinen kadın hakları savunucusu, feminist yazar Alice Schwarzer’in “aşırı sağcılar”ın işbirlikçisi” olduğunu söylemenin, zorlamadan öte karalama amaçlı olduğu açık. Yıllardır medyada görüşlerini ifade eden Wagenknecht ve Schwarzer’in “sol-ulusalcı”, “sol-popülist” bir çizgiye sahip oldukları söylenebilir, ancak bunların aşırı sağcı olduğunu söylemek için epey art niyetli olmak gerekiyor.

Rusya yanlısı bir tutum içinde olan Almanya’daki aşırı sağcıların “ateşkes” adına açıklamaya destek vermeleri ya da aşırı sağcıların bir kısmının şov yapmak için eyleme katılmasını, genel olarak eylemi “aşırı sağcılarla işbirliğinin kanıtı” olarak göstermek, Sol Parti’nin lehine değil, aleyhine bir yaklaşım oldu.

“Aşırı sağcılarla” işbirliği yapmakla suçlanan Wagenknecht, mitingdeki konuşmasında buna da yanıt verdi. Hükümet partileri ve sermaye basını tarafından öne çıkarılan, görüşülen Ukraynalıların büyük bir bölümünün Hitler işbirlikçisi Ukraynalı faşist lider Stephan Bandera’yı “ulusal kahraman” ilan ettiklerini anlattı. Bandera’yı “ulusal kahraman” kabul eden Ukrayna’nın Berlin eski Büyükelçisi Andrij Melnyk, her fırsatta Almanya’nın daha fazla silah göndermesini talep etmeye devam ediyor.

Gösterideki pankartlar, atılan sloganlar, tutulan alkışlar halk arasında hükümetin savaş politikalarına tepkinin oldukça güçlü olduğunu gösteriyor. Wagenknecht ve Schwazer’in “Barış Manifestosu” bir taraftan bu tepkiyi açığa çıkarırken, diğer taraftan sağcıların “savaş karşıtlığı” ve “barış” üzerinden geniş kitleri yedekleme olasılığını da zayıflatmıştır.

Sol Parti cephesinden yapılan açıklamalara bakılırsa, eylemin güçlü geçmesi işlerine pek yaramamış görünüyor. Parti içi dengelerde köşeye sıkıştırılan Wagenknecht, şimdi “yeni bir barış hareketi” çağrısı yapıyor. Bunu “yeni bir barış partisi” olarak okumak da mümkün. Eylem ve çağrıya desteğin güçlü olmasının buna zemin yarattığı söylenebilir. Bu nedenle gücünü sokaktaki hareketten, parlamentoda temsil edilmediğini düşünen geniş kitlelerden alan yeni bir örgütlenmenin önü açık. Savaş ve silahlanma konusunda net bir tutum takınmayan parti ve hareketlerin, “savaş sarhoşu” partiler korusuna dahil olması güç kaybetmelerinin nedenleri arasında. Bunları başında da Sol Parti geliyor. Bu nedenle, hükümet ülkeyi savaş bataklığına çektikçe, yükselen tepkiler üzerinden oluşan yeni siyasi iklimde silahlanmaya, savaşa, nükleer savaş tehlikesine karşı mücadelenin güç toplama olasılığını yüksek olduğunu gösteriyor. 25 Şubat, son bir yıldır savaş çığlıkları atan silah lobisinin borazanlarının sesinin kısılmasının sadece bir başlangıcı olabilir. Bu açından bakılırsa hükümet partileri ve sermaye basını cephesinde son bir yıldır yoğun bir şekilde sürdürülen savaş propagandasının etkisinin kırılmaya başlandığı söylenebilir. Savaş uzadıkça, bu propagandayı tersine çevirmek daha mümkün hale gelebilir. Dolayısıyla oluşan havanın sokakta yapılacak barış gösterileriyle somut hale gelmesi, Almanya’nın savaşa dahil olmasını engelleyebilir. Aksi takdirde egemen sınıflar, daha da büyüme potansiyeli taşıyan savaşa dahil olmak için yoğun çaba harcıyorlar. Bunun önünde geçmek için barış hareketinin daha güçlü ve ısrarlı şekilde sokağa çıkması gerekiyor. Nisan ayındaki geleneksel Paskalya gösterileri bunun için iyi bir vesile olabilir. (YH)