DİDF-Berlin GKB, IJV ve DİDF Gençlik çağrısıyla düzenlenen Berlin Barış Konferansı, 27 Eylül Pazar günü Berlin’de IG Metall binasında gerçekleştirildi. Konferansta dünyada artan savaşlar ve silahlanma, Almanya’nın militarist politikaları, bunlara bağlı olarak “zorunluluk” adı altında yapılan sosyal saldırılar, zorunlu askerlik tartışmaları ve bunların gençlere, işçilere ve emekçilere yansımaları ele alındı. Konferans boyunca gençler tarafından hazırlanan antimilitarist sanat sergisi de katılımcıların ziyaretine açık tutuldu.
Konferans, lise ve üniversite öğrencileri ile işçi, işyeri temsilcisi ve sendikacıların katıldığı iki ayrı atölye çalışmasıyla başladı.
Gençler zorunlu askerliğe karşı nasıl mücadele edeceklerini tartıştı
“Okullarda ve üniversitelerde silahlanmaya ve savaşa karşı ne yapabiliriz?” başlıklı ilk atölyede lise ve üniversite öğrencileri zorunlu askerlik, militarizm ve buna karşı nasıl mücadele edilebileceğini tartıştı. “Zorunlu askerlik kimin işine yarıyor ve bizi gerçekten daha güvenli hale getiriyor mu?” sorusunun öne çıktığı tartışmada gençler, zorunlu askerliğe karşı olduklarını, artan silahlanma ve savaş tehlikesinin geleceklerine ilişkin kaygıları büyüttüğünü dile getirdi.
Silahlanmanın işyerlerine ve sosyal yaşama etkileri
İkinci atölyede ise artan askeri harcamaların işyerlerine, çalışanlara ve sosyal yaşama etkileri tartışıldı. Federal bütçe ve savunma harcamalarındaki gelişmeler; eğitim, sağlık, emeklilik ve kamu altyapısındaki sorunlarla karşılaştırıldı.
Bir öğretmen, çalıştığı okulda hemen her yıl bütçe kısıtlamaları yaşandığını, tuvaletlerin ve okulun diğer bölümlerinin yıllardır yenilenemediğini anlattı. Tartışmalarda, “Savunmaya ayrılan her euro çocuklarımızın ve torunlarımızın ihtiyaçlarından eksiliyor” görüşü dile getirilirken, silahlanmanın ekonomik ve sosyal sonuçlarının işyerlerinde daha fazla tartışılması gerektiği vurgulandı.
Sendikaların rolünün de ele alındığı atölyede, “Sendikalar hem iyi çalışma hem de iyi yaşam koşulları için mücadele eder” yaklaşımından hareketle, çalışanların ekonomik ve sosyal hakları için verilen mücadele ile barış mücadelesinin birbirinden ayrı düşünülemeyeceği ifade edildi.

Barış hareketini nasıl güçlendirebiliriz?
Konferansın ikinci bölümünde sunumlar yapıldı. Gazeteci-yazar Gazi Ateş ise sunumunda günümüzde yaşanan savaşların yalnızca devletler arasındaki güncel anlaşmazlıklar veya tek tek siyasi aktörlerin kararları üzerinden açıklanamayacağını belirterek, savaşların arkasındaki ekonomik ve siyasal nedenlere bakılması gerektiğini vurguladı. Ateş, bugünkü dünya tablosunu kapitalist gelişmenin ve uluslararası güç ilişkilerinde yaşanan uzun dönemli değişimlerin bir sonucu olarak değerlendirdi.
Berlin Barış Koordinasyonu’ndan (FRIKO) Jutta Kausch-Henken de Almanya’daki silahlanma ve militarizm politikalarını ele aldı. “Operationsplan Deutschland” üzerinden ulaşım, sağlık ve üretim gibi sivil alanların olası bir savaş durumunun ihtiyaçlarına göre planlanmasına dikkat çeken Kausch-Henken, zorunlu askerlik tartışmasını da toplumun militaristlestirilmesinin bir parçası olarak değerlendirdi. Konuşmaların ardından; Almanya ve Avrupa’daki savaş hazırlıkları, artan silahlanma ve karşıt eylemleri konu alan kısa film gösterimi yapıldı.
Savaş tehlikesi döneminde barış hareketi nasıl güçlendirilebilir?
Ardından Taylan Çiftçi’nin yönettiği “Savaş tehlikesi ve kriz döneminde barış hareketini nasıl güçlendirebiliriz?” başlıklı podyum tartışmasına geçildi.
Avrupa Parlamentosu Sol Parti milletvekili Özlem Alev Demirel, asıl tartışılması gereken sorulardan birinin Ukrayna’daki savaşın nasıl sona erdirilebileceği olduğunu söyledi. Almanya’nın silahlanmasını daha fazla “egemenlik” kazanılması üzerinden açıklamanın yanlış olduğunu savunan Demirel, ekonomik güç ilişkilerinin yeniden şekillendiği bir dönemde Almanya’nın kendi çıkarlarını askeri araçlarla da hayata geçirebilmek istediğini ifade etti. Ulrike Eifler ise sanayinin silah üretimine dönüştürülmesinin işçiler açısından kalıcı bir istihdam güvencesi olarak görülemeyeceğini söyledi. Sanayi sendikalarını işçi hareketinin en örgütlü kesimi olarak nitelendiren Eifler, barış mücadelesinin işyerlerinden ve sendikal mücadeleden ayrı ele alınamayacağını belirtti.
Verdi Göçmen Komisyonu başkanı Yusuf As da militarizm yalnızca askeri alanla sınırlı kalmadığını; gençlerden üniversitelere, hastanelerden çalışma yaşamına kadar toplumun farklı alanlarına yayıldığını söyledi.

