Written by • 09:23• POLITIKA

Elif Eralp’in korkusu, Der Spiegel’in paniği ve gerçekler

Yücel Özdemir

Der Spiegel dergisi bu hafta, Berlin’de eyalet başbakanlığı koltuğuna oturmaya hazırlanan Elif Eralp’i kapağa taşıdı. “Elif Eralp’in korkusu” başlığıyla yayınlanan haberde, hem medya etiği hem de Eralp’in özel yaşamı ve güvenliği hiçe sayıldı.

Eralp’in dergiye yüz yüze verdiği söyleşide ismini telaffuz etmediği ancak gazetecinin kullandığı Filistinli İbrahim İbrahim’in adının, sonradan söyleşiden çıkarılmasını istemesi olay haline getirildi. Eralp ve basın danışmanları tarafından Der Spiegel tarafından yazılı gönderilen söyleşi üzerinde yaptığı çalışmadan kalan özel notlarda, Eralp “Eşim ve ben, çocukların güvenliği için kimsenin adını anmamaya karar verdik” diyor. Daha önce güvenlik nedeniyle Berlin emniyeti de Eralp’e güvenlik nedeniyle doğrudan kimsenin adını anmamasını önermiş.

Basın danışmanı tarafından yanlışlıkla dergiye gönderilen versiyon üzerinde kalan notta ayrıca Eralp “Kendimi ve ailemi, Spiegel için tehlikeye atamam” diye yazmış. Tehlikeden kasıt Hamas ve sempatizanları.

Eralp’in Hamas ve sempatizanlarından korktuğunu ifade etmesi, Der Spiegel tarafından “Böyle biri başkentte güvenliği sağlayabilir mi?” sorusuyla sunuldu. Yazı boyunca Berlin’deki kriminal olaylar, çeteler, radikal İslamcılar sıralanarak, kenti yönetmeye aday ve korku içerisinde olan birisinin Berlin’e başbakan olmaması gerektiği fikri işleniyor. Sol Parti’nin “tehlikeli göçmen ve Arap gruplarla bağlantıları” olduğu da hatırlatılıyor.

Yanlışlıkla gönderilen özel düzeltme notları haber haline getirildi

Bütün olup bitenlerin merkezinde ise muhabirin “Bununla, terör sempatizanı İbrahim İbrahim’i kastediyorsunuz. O, 7 Ekim 2023’te Hamas’ın İsrail’e düzenlediği saldırının baş planlayıcısını ‘şehit’ olarak nitelendirmiş ve Neukölln’deki seçim partisine katılmıştı” şeklindeki sorusuna Eralp’in “Ja (Evet)” yanıtı vermesi oturtuldu.

Yazılı düzeltmede Eralp ve danışmanları bu soru ve yanıtın silinmesini isterken, yanına “Eşim ve ben somut isimleri ifade etmek istemiyoruz. Bu insanlardan korkuyoruz” notu düşülmüş. Metin üzerinde çalışma yapılırken güvenlik endişesi ve kaygısıyla yer almasını istenmediği ismin Der Spiegel tarafından bu denli büyütülmesi üç açıdan sorunlu.

Birincisi: Almanya’da söyleşi veren kişiler ve kurumlar, yayınlamadan önce son halini görme hakkına sahip ve istedikleri değişikleri yapabilirler. Değişikliklerin dikkate alınmaması durumunda söyleşinin yayınlanmasını durdurabilirler. Gazeteciler ve medya organları söyleşiyi verenin düzeltmelerini dikkate almak zorunda.

İkincisi: Yapılan değişiklikler ve düşülen notlar yanlışlıkla olduğu gibi dergiye gönderildiği hale, bunun yok sayılarak haber haline getirilmesi, gazeteci ile söyleşiyi veren arasındaki güven yok etti.

Üçüncüsü: Der Spiegel, Eralp’in düzeltmelerini dikkate alarak yayınlama yerine, kendilerine yanlışlıkla gönderilen notları “skandal” haline getirerek, birinci durumda sözünü ettiğimiz zorunluluğu bir yana bırakarak, yayınlanması istenmeyenler haberleştirilerek yayınlamış oldu.

Yayınlanması istenmeyen özel notlar “skandal” haline getirilerek sunulması Eralp’ın güvenlik endişesi ve kaygılarının dikkate alınmadığı anlamına geliyor. Der Spiegel de bunu bildiği için şu cümleleri yazmak zorunda kaldı: “Notların yayınlanmamasını gerektiren nedenler vardı, bunların başında Eralp’ın güvenlik endişeleri geliyordu. Ancak bu notun siyasi önemi, yayın ekibinin görüşüne göre daha ağır basıyor. Spiegel, bunun kamuoyu tarafından bilinmesi gerektiğine inanarak yayınladı.”

Dolayısıyla Der Spiegel ve onun arkasındaki güçlerin siyasi çıkarı Eralp’in güvenliğinden ağır bastığı için, söyleşiye düşülen özel notlar yayınlandı. Basın etiği açık şekilde ihlal edildi.

İşin en ilginci de Der Spiegel, Eralp ile yaptığı asıl söyleşiyi yayınlamadı. Yayınlamış olsaydı, ileri sürülen tezlerin pek çoğunun gerçeği yansıtmadığı da anlaşılmış olacaktı. Bu nedenle gazetecilerin olayı çıkararak, bu olayı kapağa çıkardıkları bir durum söz konusu.

Eralp 20 Eylül’den bu yana hep hedefte

20 Eylül’de yapılan senato seçimlerinden Sol Parti’nin açık arayla sandıktan birinci parti olarak çıkmasından sonra, başbakan adayı Elif Eralp, konutların kamulaştırılmasına karşı çıkan sermaye basını ve partileri tarafından hedef haline getirilmişti. Önce, Eralp ve Sol Parti’nin İsrail’in varlığını kabul etmediği ileri sürülerek yoğun bir tepki gösterildi. 150 Yahudi aydının kampanyaya gösterdiği tepki havanın kısmen dağılmasına neden olduysa da, tepki henüz dinmiş değil. Sonunda, Sol Partili milletvekillerine İsrail’in varlığını tanıdıklarına dair bir belge imzalatıldı, ardından SPD ve Yeşiller ile koalisyon görüşmelerine başlandı.

Buna rağmen Der Spiegel’in de aralarında olduğu medya organları durumu kabullenmek istemedi. Bu nedenle Eralp ve Sol Parti’yi teşhir etmek için röportaj yapmayı önerdiler. Yöneltilen sorular ağırlıklı antisemitizm ve İsrail merkezli oldu.

Bütün bunlara rağmen koalisyonun önündeki engeller adım adım aşılırken Der Spiegel’in gündeme getirdiği “Elif’in korkusu” ortaklığın kurulmaması için son bir fırsat olarak piyasaya sürüldü. Der Spiegel bu nedenle “Röportajda bir terör sempatizanının adını doğrulamaktan çok korkan bir kadın, tüm Berlinlilerin güvenliğinden sorumlu olabilir mi?” sorusunu sorarak, Sol Parti öncülüğünde bir ortaklık kurulacaksa bile başbakanın Elif Eralp olmaması gerektiğini üstü örtülü olarak gündeme getiriyor.

Ancak, ilk günden itibaren hem muhtemel koalisyon ortakları SPD ve Yeşiller hem de Sol Parti, Eralp’e sahip çıkarak, Der Spiegel’i mahkum ettiler. Eralp de yaptığı açıklamada “Kimse beni sindiremez” diyerek, Der Spiegel’in sindirme hamlesine anlamlı bir yanıt verdi.

↑
Close