YÜCEL ÖZDEMİR
Hafta başından bu yana Almanya’da “Z kuşağı”nın yarın ülke genelinde çağrısını yaptığı eylemler tartışılıyor. Henüz ortada bir eylem yokken özellikle muhafazakar politikacılar ve basın, Fransa, İtalya ve İspanya’da olduğu “Z kuşağı’nın eylem dalgasının Almanya’ya ulaşmaması için yaygın bir karalama ve marjinalleştirme kampanyası başlattı. Eylemlerin yasaklanması, büyük kentlerde askerlerin görevlendirilmesi yapılan öneriler arasında.
Bu yolla gençliğin öfkesinin bastırılması için her türlü yola başvurulması isteniyor. “Geleceğimiz bizim ellerimizde” sloganıyla yapılan çağrıya çarşamba günü itibarıyla yaklaşık 150 bin kişi olumlu yanıt vermişti. Bu kapsamda 32 kentte eylemlerin yapılması planlanıyor.
Avrupa’nın pek çok ülkesinde sokağa çıkarak tepkisini ortaya koyan “Z kuşağı”nın protesto dalgasının Almanya’ya ulaşmaması, eylemlerin marjinal kalması hükümet partileri ve devletin kolluk kuvvetlerinin en büyük beklentisi. Özellikle Berlin ve Hamburg gibi kentlerde polisin yoğun güvenlik önlemleri aldığı ifade ediliyor. Hamburg’daki eyleme izin verilmeyeceği ileri sürülüyor.
Provokasyonlar üzerinden hareketin bastırılacağı şimdiden ifade ediliyor. Dahası, çatışma görüntülerinin ortaya çıkması için birçok provokasyon girişiminin olacağı da bugünden öngörülebilir.
Almanya’da da gençliğin diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi öfkesini sokağa taşımasının maddi koşulları bulunuyor. Gençlik, sermaye partilerine tepkisini son birkaç yılda yapılan seçimlerde açık olarak gösterdi. Geçtiğimiz yıl yapılan erken genel seçimlerde, yerleşik düzen partilerini eleştiren Sol Parti (Die Linke) 18-24 yaşları arasındaki gençlerden en fazla oy alan parti oldu. Keza eylül ayında Saksonya-Anhalt, Mecklenburg-Vorpommern ve Berlin eyaletlerinde yapılan seçimlerde de düzenin klasik partileri gençlerden çok az oy aldı. Bu dört seçimde gençlerin üçte ikisi yerleşik düzen partilerini protesto etmek için, aşırı sağcı-ırkçı Almanya için Alternatif (AfD) ile Sol Partiye oy verdi.
Dolayısıyla Almanya’da yerleşik düzen partilerinin özellikle 30 yaş altı gençleri kaybettiği söylenebilir. Benzer bir tablo diğer Avrupa ülkelerinde de söz konusu. Geleneksel partilerin kaybettiği gençler haklı olarak geleceğine sahip çıkmak, insanca yaşam koşulları için yeni arayışlar içerisinde. Sosyal medya kanallarında gösterdiği tepkisini sokaklara taşıyınca daha da görünür hale geldi.
Zira gençliğin yaşam koşulları çekilmez halde. Bu nedenle sosyal patlamaya hazır bir bomba gibi. 2023 verilerine göre Avrupa’nın en zengin ülkesi Almanya’da, eğitime ayrılan pay, gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 4.5’inde kaldı. Harabeye dönen okullar, öğretmen yetersizliği ve iptal edilen dersler, Fransa’da olduğu gibi Almanya’da da eğitim sisteminin kronik sorunları. PISA araştırmasında, Almanya bugüne kadar görülmemiş bir çöküş yaşadı. 15 yaşındaki her üç öğrenciden biri okuma ve matematikte asgari temel becerilere bile sahip değil. Dahası, diploma alamadan okulu terk etme oranları yükseliyor. Geçen yıl yaklaşık 65 bin liseli genç eline diploma almadan okulu bırakmak zorunda kaldı.
Federal İstatistik Dairesinin verilerine dayandırılan araştırmaya göre öğrencilerin yaklaşık yüzde 82’si yoksulluk riski altında yaşıyor. Paylaşımlı evlerde yaşayan öğrencilerde bu oran yüzde 70’e yaklaşıyor. Ailesiyle veya çalışan biriyle yaşayan öğrencilerde ise yoksulluk oranı yaklaşık yüzde 42. Almanya’da tek başına yaşayan öğrenciler aylık yaklaşık 900 avro burs alıyor.
Üniversiteye gidemeyen gençler arasında işsizlik ve düşük işlerde çalışma, ortalamanın üzerinde. 15-24 yaş grubu gençler arasındaki işsizlik oranı temmuz/eylül 2026 döneminde, ülke ortalamasının üzerinde, yaklaşık yüzde 7.4 idi.
AB ortalamasında gençler arasında işsizlik yüzde 15.4 oranında. 2025 verilerine göre işsizlikte yüzde 25 ile Estonya başı çekerken, Romanya yüzde 24.8, İspanya yüzde 24, İtalya yüzde 20, Yunanistan yüzde 19, Fransa yüzde 17 ile takip ediyordu. Özellikle son dört ülkede gençliğin ayağa kalkmasına, işsizliğe ve yoksulluğa öfkenin patlamasının yol açtığı söylenebilir. Almanya’da henüz benzer bir patlamanın olmaması, gençlerin hayat pahalılığına, yüksek kiralara ve düşük ücretlere rağmen “Bir işe sahip olmaları”ndan kaynaklanıyor olabilir. Zorunlu askerliğe karşı başlayan eylemler de geniş kitleler yerine politik kesimlerle sınırlı kalmıştı.
Ancak bütün bunlara rağmen ekonomik-sosyal koşullar Almanya’daki gençlikte de önemli bir öfke patlaması potansiyeli barındırıyor. Bu nedenle, “Z kuşağı”nın öfkesini sokağa taşıyıp, kitlesel bir boyut kazanmaması için her türlü yola başvuruluyor. Buna rağmen gençliğin olup bitenlere sessiz kalmayacağı bugünden söylenebilir.
20 Kasım’da Avrupa çapında gençliğin koordineli yapacağı eylemlerin, “Z kuşağı”nın saldırılar karşısında sessiz kalmayacağını göstermesi bakımından önemli bir dönemeç olacağı söylenebilir.

