Written by 00:32 TOPLUM

Hastaların çaresizliği, sistemin sessizliği

Selçuk Kozan/Bielefeld

Almanya’nın sağlık ve bakım sistemi giderek daha büyük sorunlarla karşı karşıya. Personel açığı, artan bakım ihtiyacı, yoğun çalışma koşulları, yükselen maliyetler ve hizmetlere erişimde yaşanan sorunlar eleştirilerin odağında. Özellikle ambulant Pflege (evde/ayaktan bakım) hizmetleriyle ilgili hastalar ve yakınları tarafından çok sayıda sorun dile getiriliyor. Bielefeld’de görüştüğümüz hasta ve hasta yakınlarının anlattıkları ise daha temel bir soruyu gündeme getiriyor: Bakıma muhtaç bir kişinin hakkını kim savunacak?

Yaşlanan nüfus ve artan bakım ihtiyacı, ambulant Pflege (ayaktan bakım) ve Assistenz (kişisel destek) hizmetlerini milyonlarca insan için her geçen gün daha önemli hale getiriyor. Ancak bakım hizmetlerinin aksaması veya eksik verilmesi, sık personel değişiklikleri, iletişim sorunları ve tartışmalı faturalar, bakıma bağımlı kişiler için basit bir hizmet sorunundan çok daha ciddi sonuçlara yol açabiliyor. Bielefeld’de görüştüğümüz hasta ve hasta yakınları, farklı bakım kuruluşlarıyla yaşadıkları deneyimlerde benzer sorunlarla karşılaştıklarını anlatıyor. Ortak nokta ise dikkat çekici: Birçok hasta sorun yaşamasına rağmen şikayet etmekten çekiniyor.

Şikayet edersem bakımım sona erecek

Uzun yıllardır tekerlekli sandalye kullanan ve bakım hizmetine bağımlı bir hasta, hizmetlerde sık sık aksama yaşandığını, bazı hizmetlerin eksik kaldığını ve faturalar ile hizmet kayıtlarının imzalanması konusunda baskı hissettiğini öne sürüyor. Hasta, sorunlarını dile getirdiğinde bakım hizmetinin sona erdirilebileceği yönünde ifadeler kullanıldığını iddia ediyor. “Ben bakıma muhtaç biriyim. Bir yandan hastalığımla mücadele ediyorum, diğer yandan kendimi savunmaya çalışıyorum. Bakımımın kesilmesinden korkuyorum.” Bakım sırasında birkaç kez düştüğünü ancak şikayetlerinin yeterince ciddiye alınmadığını belirten hasta, yaşadığı baskı nedeniyle sonunda hizmeti sonlandırdığını söylüyor. “Kaç kere düştüm. Yaşadığım olayları anlattım ama ciddiye alınmadım. Hakaret ve baskılara artık dayanamadım ve bakım hizmetini sonlandırdım.” Şimdi hem haklarını aradığını hem de yeni bir bakım hizmeti bulmaya çalıştığını belirten hasta, yaşadığı stresin sağlık durumunu da olumsuz etkilediğini düşünüyor.

“Bakım hizmetinden önce sağlık durumum daha iyiydi. Şimdi tamamen yatağa bağımlı hale geldim. Yaşadığım stresin ve psikolojik baskının sağlığımı daha da kötüleştirdiğini düşünüyorum.” Hasta daha önce farklı bakım kuruluşlarından da hizmet aldığını, ancak kurum değiştirmesine rağmen benzer sorunların devam ettiğini belirtiyor. “Çalışanların da zor şartlarda çalıştığını biliyorum. Ama sistemde bir problem varsa bunun bedelini sürekli hasta ödememeli.”

Verbraucherzentrale de sorunları araştırıyor

Ambulant bakım hizmetlerindeki sorunlar tüketici hakları kuruluşlarının da gündeminde. Verbraucherzentrale (Tüketici Danışma Merkezi), Nisan 2026’dan itibaren Almanya genelinde ambulant Pflegedienst (ayaktan bakım hizmeti) kullanan hastaların ve yakınlarının deneyimlerini toplamaya başladı.

Araştırmada kısa süreli sözleşme fesihleri, anlaşılmayan maliyetler, tartışmalı faturalandırmalar, verilmediği iddia edilen hizmetlerin faturaya yansıtılması ve iletişim sorunları ele alınıyor. Hastalara ayrıca hizmet verilmeden önce Leistungsnachweis (hizmet belgesi) imzalamalarının istenip istenmediği de soruluyor. Verbraucherzentrale’nin dikkat çektiği önemli noktalardan biri de hastaların bakım hizmetini kaybetme korkusu nedeniyle sorunlarını açıkça dile getirememesi. Özellikle ağır bakım veya Assistenz (kişisel destek) ihtiyacı olan bir kişi için yeni bir Pflegedienst bulmak her zaman kolay değil. Bu nedenle hastalar açısından ciddi bir ikilem ortaya çıkıyor: Hakkını aramak mı, mevcut bakım hizmetini kaybetmemek için susmak mı?

Bielefeld’de şikayet kaynaklı incelemeler yüzde 90 arttı

Bielefeld’de bakım ihtiyacı giderek büyüyor. Kentte 2023 yılı sonu itibarıyla 22.590 kişi bakıma muhtaç olarak kayıtlıydı. Bunların 16.722’si, yani yüzde 88,2’si evde veya ayaktan bakım hizmetlerinden yararlanıyordu. Bu tablo, bakım hizmetlerinin Bielefeld’de on binlerce insanın günlük yaşamı açısından ne kadar kritik olduğunu gösteriyor.

Bielefeld WTG-Behörde’nin (Konut, Yaşam ve Bakım Denetim Kurumu) son yılları kapsayan faaliyet raporu da şikayetlerin boyutuna ilişkin dikkat çekici veriler içeriyor. Rapora göre şikâyetler üzerine gerçekleştirilen Anlassprüfungen (şikayet üzerine yapılan denetimler), önceki raporlama dönemine göre yaklaşık yüzde 90 arttı. 2023 ve 2024 yıllarında toplam 155 şikâyet kaynaklı inceleme gerçekleştirildi. Son yıllarda bunun daha da arttığı düşünülüyor. Şikayetlerin önemli bölümü bakım ve destek hizmetleri ile personel konularında yoğunlaştı. Raporda bazı durumlarda personel eksikliğinin bakım alanındaki sorunların nedenlerinden biri olduğu da belirtiliyor.

Bu incelemelerin yalnızca ambulant Pflegedienst ile sınırlı olmadığını belirtmek gerekiyor; farklı bakım ve destek hizmetleri de denetimlerin kapsamında yer alıyor. Aynı dönemde Bielefeld’de §72 SGB XI kapsamında faaliyet gösteren ambulant Pflegedienst sayısı 63’ten 67’ye yükseldi. Ancak kuruluş sayısındaki artış, her hastanın ihtiyaç duyduğu hizmete sorunsuz şekilde ulaşabildiği anlamına gelmiyor.

Göçmen hastalar daha da savunmasız

Bakım sistemindeki sorunlar, Almancayı yeterince konuşamayan göçmen hastalar açısından daha ağır sonuçlar doğurabiliyor. Dil engeli yalnızca iletişim sorununa değil, hastanın kendi haklarını savunamamasına da dönüşebiliyor. Bielefeld’de görüştüğümüz göçmen bir hasta, Almancayı yeterince iyi konuşamadığı için yaşadığı sorunları anlatmakta zorlandığını ve bu nedenle ciddiye alınmadığını söylüyor. “Almanca kendimi yeterince ifade edemediğim için ciddiye alınmıyorum. Bana dayatılan her şeyi kabul etmem isteniyor.” Hastanın anlatımına göre, itiraz ettiğinde veya yaşadığı sorunları dile getirdiğinde üzerinde sürekli bir baskı hissediyor. Özellikle bakım hizmetinin sona erdirilebileceği yönündeki ifadelerin kendisini susturduğunu belirtiyor.

Sürekli ‘hizmeti sona erdiririz’ tehdidiyle karşı karşıya kalıyorum

Bakıma bağımlı olan hasta için bu sözler sıradan bir tartışma olarak görülmüyor. Çünkü bakım hizmetinin sona ermesi, yerine kısa sürede başka bir hizmet bulunamaması halinde hastanın günlük yaşamını doğrudan etkileyebilir. Hasta, dil yetersizliği nedeniyle kendisini savunamadığını, kendisine söylenenleri veya dayatılan koşulları her zaman anlayamadığını ve itiraz ettiğinde daha fazla baskı hissettiğini ifade ediyor. Hastanın anlattığı son olaylardan biri ise bakım hizmeti sırasında yaşandığını belirttiği bir başka olay. Hasta, asistansının kendisini giydirdiği sırada, kapının çalınmadan bir bakım hizmeti yöneticisinin odaya girdiğini ve kendisine faturayı imzalaması yönünde baskı yaptığını anlatıyor.

“Asistanım beni giydiriyordu. Üzerimde kıyafetlerimi tamamlayamamış, yarı çıplak durumdayken bir bakım hizmeti yöneticisi kapıyı çalmadan içeri girdi. Benden faturayı imzalamamı istedi. İmzalamadığım takdirde hizmeti hemen sonlandıracağı yönünde tehditte bulundu. O durumda üzerimdeki baskı nedeniyle faturayı imzalamak zorunda kaldım. Bu yaşanan durum sonrası bu bakım hizmetiyle tamamen ilişkimi kestim” Bu durum, göçmen hastalar açısından bakım sistemindeki eşitsizliği daha görünür hale getiriyor. Bir hasta Almancayı yeterince konuşamıyorsa, yalnızca yaşadığı problemi anlatmakta değil; kendisine sunulan hizmeti anlamakta, sözleşmeleri ve belgeleri değerlendirmekte, faturaları kontrol etmekte ve gerektiğinde itiraz etmekte de zorlanabiliyor. Dolayısıyla dil sorunu, yalnızca bir iletişim problemi olmaktan çıkıp doğrudan hasta hakkı ve hak arama sorununa dönüşüyor.

Oğlumun bakımını kendim üstlendim

Sorunlardan etkilenenler yalnızca yetişkin hastalar değil. Engelli bir çocuğun annesi de benzer deneyimler yaşadığını anlatıyor. Kimliğinin açıklanmasını istemeyen anne, oğlunun bakımı için birden fazla Pflegedienst denediğini ancak zamanla çocuğunun sağlığı konusunda daha fazla endişelenmeye başladığını belirtiyor. “Birçok Pflegedienst denedim. Oğlumun sağlığı konusunda endişelenmeye başladım. Sonunda bakımını kendim üstlendim.” Bu deneyim, bakım hizmetlerindeki sorunların yalnızca hastaları değil, aileleri de sistemin yükünü kendi üzerlerine almaya zorlayabildiğini gösteriyor.

Bizi savunması gerekenler de yeterince destek olmuyor

Hasta ve yakınlarının anlattığı sorunlar yalnızca Pflegedienstlerle sınırlı değil. Bielefeld’de görüştüğümüz bazı hasta ve yakınları, Eingliederungshilfe (engelli bireylere sosyal katılım desteği) ve gesetzliche Betreuung (mahkeme tarafından atanan yasal temsilcilik) sistemi kapsamında da sorunlar yaşadıklarını ifade ediyor. Bazıları, kendilerini savunması ve haklarını takip etmesi gerektiğini düşündükleri kişilerin yeterince destek olmadığını söylüyor. Hastalardan biri, kendisi için görevlendirilen gesetzlicher Betreuer’e (yasal temsilci) aylarca ulaşamadığını, daha sonra görev sona erdikten sonra hakkında firmalara ve mahkemeye olumsuz bir rapor yazıldığını iddia ediyor.

“Aylarca ulaşamadım. Sonra hakkımda firmalara ve mahkemeye kötü bir rapor yazıldı. Bu beni daha da mağdur etti.” Bu iddia, bakım alanında yalnızca hizmet sağlayıcıların değil, hastanın haklarını koruması beklenen mekanizmaların da ne kadar etkili çalıştığı sorusunu gündeme getiriyor.

Hastalar neden susuyor?

Bielefeld’de görüştüğümüz hastaların anlattıkları, sorunun yalnızca bakım hizmetinin kalitesiyle sınırlı olmadığını gösteriyor. Asıl sorunlardan biri, bakıma bağımlı insanların haklarını ararken kendilerini güvende hissetmemesi. Bir hasta hizmetten memnun olmadığında şikâyet etmek istiyor. Ancak bakım hizmetini kaybetmekten korkuyor.Bir göçmen hasta sorununu anlatmak istiyor. Ancak Almancası yeterli olmadığı için kendisini ifade edemiyor. Bir aile çocuğunun bakımından endişe ediyor. Sonunda bakım sorumluluğunu kendisi üstleniyor. Başka bir hasta ise kendisini savunması gereken kişilere ulaşamadığını söylüyor. Böylece bakım sisteminin en savunmasız kesimlerinden bazıları, hem hizmete bağımlı hem de hak arama konusunda yalnız kalıyor.

Bielefeld’de görüştüğümüz bir hastanın sözleri yaşanan çaresizliği özetliyor: “Kimlerden yardım alacağımızı bilmiyoruz. Haklarımızı hangi kurumun savunacağını bilmiyoruz. Böyle bir durumda hayatımızı nasıl sürdüreceğimizi de bilmiyoruz.” Almanya’da bakım ihtiyacı büyürken tartışılması gereken konu yalnızca daha fazla Pflegedienst veya daha fazla personel bulmak değil. Bakıma bağımlı insanların güvenli, düzenli ve saygılı hizmet alması; sorun yaşadıklarında ise bakımını kaybetme korkusu yaşamadan şikâyet edebilmesi de sistemin temel bir parçası olmalı. Özellikle dil engeli yaşayan göçmen hastalar için ise erişilebilir danışmanlık, anlaşılır bilgi ve gerektiğinde dil desteği olmadan gerçek anlamda eşit bir hak arama mekanizmasından söz etmek zor. Çünkü hastanın mücadelesi yalnızca hastalığıyla sınırlı kalmamalı. Bir insan hastalığıyla mücadele ederken aynı zamanda bakım hizmetini kaybetmemek, kendisini savunmak ve sistemle mücadele etmek zorunda kalıyorsa burada yalnızca bireysel bir sorun değil, sistemsel bir sorun vardır.

Bazı hastalar, yaşadıkları sorunları Almanya’da “Landschaftsverband Westfalen-Lippe” (Westfalen-Lippe Bölgesel Birliği)  bildirmelerine rağmen kendilerine çoğu zaman “bakım hizmetini değiştirin” şeklinde yanıt verildiğini söylüyor. Hastalar ise bunun gerçek bir çözüm olmadığını belirterek, “Peki bu firmaları kim denetliyor? Yaşananları kim kontrol edecek? Sorun yaşayan hastanın sürekli firma değiştirmesi mi gerekiyor?” diye soruyor. Hastalara göre bakım hizmetlerinde yaşanan sorunları bağımsız biçimde inceleyecek, hastaların haklarını koruyacak ve gerektiğinde firmalar hakkında işlem yapacak etkili bir denetim mekanizmasının olması gerekiyor.

Kimliğinin açıklanmasını istemeyen bir hastanın sözleri ise haberin merkezindeki soruyu bir kez daha ortaya koyuyor: “Ben sorunlarla mücadele etmek istemiyorum. Artık bütün gücümü sağlığıma vermek istiyorum. Beni dinleyecek ve haklarımızı savunacak birilerinin olmasını istiyorum. Hastaları suçlayarak bakım hizmetlerindeki sorunlar çözülmez.” Gazetemize ulaşan hastalar, bakım hizmeti aldıkları firmaların kendilerine yönelik olumsuz bir tutum geliştirmesinden ve mağduriyetlerinin daha da artmasından endişe ettikleri için isimlerinin açıklanmasını istemediler. (YH Bielefeld)

Close