Written by 21:00 ÇALIŞMA YAŞAMI

İşçiler ve işsizler birlikte hareket etmeli!

Inge Hannemann

İşsizlik artıyor: 3,7 milyon işsiz insan sadece bir yana düşülmüş bir not değil, büyüyen bir sosyal grup. Bu, işsizliği 2014’ten beri en yüksek seviyeye çıkarıyor. Ajanda 2010 ve Hartz IV’ten önce ortalama 4,4 milyondu. Bununla birlikte, sorun işgücü piyasası politikası değil, işsizlerin kendileriymiş gibi gösteriliyor.

Ancak hikâye iyi biliniyor. Hartz IV’ün getirilmesi büyük bir direnişle karşılandı. Sendikalar, sosyal kurum ve kuruluşlar, işsizlik girişimleri, sol örgüt ve partiler tarafından organize edilen yüz binlerce kişi gösteri yaptı. Başlangıç noktası, 2003 sonbaharında Leipzig’deki Pazartesi gösterileriydi. Göstericiler, Hartz IV yasalarının ve sosyal kesintilerinin, özellikle de ‘işsizlik parası 2’nin sosyal yardım seviyesinin altına düşürülmesinin iptalini talep ettiler. 30 Ağustos 2004’te, en az 200.000 kişi, işsizlerin haklarından mahrum bırakılmasına karşı 200’den fazla şehirde gösteri yaptı.

ELEŞTİRİ ÇOK AMA BÜYÜK PROTESTO YOK

Baskıcı önlemleriyle Hartz IV -şimdi fiilen Hartz V, bugün hala yürürlükte. Vatandaşlık Parasının (Bürgergeld) getirilmesiyle kısa bir süre rahatladıktan sonra, yaptırımlar genişletiliyor, bekleme süreleri kaldırılıyor ve evsizliğe karşı koruma zayıflatılıyor. Tüm bunlar artan işsizliğin ortasında gerçekleşiyor. Buna rağmen, direniş büyük ölçüde yok. Sendikalardan, sosyal örgütlerden, Sol Parti’den ve işsizlerin girişimlerinden bazı eleştiriler olsa da bu yeni eziyet sistemine karşı büyük gösteriler yok. Bunun yerine, protesto, planlanan sistemin sıkılaştırılmasının potansiyel olumsuz sonuçlarına dikkat çekmek için sendikaların, çeşitli sosyal yardım örgütlerinin ve Alman Kiracılar Birliği’nin yedi temsilcisinin Bundestag önünde yaptığı sessiz bir afiş kampanyasıyla sınırlı kaldı.

SENDİKALAR VE DERNEKLER HAREKETE GEÇMELİ

İşsizlerin protesto etmelerinin pek mümkün olmaması tesadüf değil. Kira, yiyecek ve sosyal yardımlarını güvence altına almak için mücadele edenler ülke çapında gösteriler düzenlemiyorlar. İşte tam da bu yüzden sendikalara ve büyük derneklere ihtiyaç duyuluyor. Ama onlar mesafelerini koruyorlar. Kendi üyelerini yabancılaştırma korkusu çok büyük görünüyor. Çünkü hâkim tutum şu: İşsizlik sadece ötekileri etkiliyor.

Bunun yerine, insanları ne pahasına olursa olsun çalışmaya zorlama mantrası bir kez daha baskın hale geldi. Ajanda 2010’un başlangıcında olduğu gibi, ücretliler ve işsizler arasında dayanışma ve birlik eksikliği var. Siyasi popülizm ve kasıtlı alaycılık yoluyla, işsizler “parazit” olarak damgalanıyor. Bu, bölünmeyi derinleştiriyor: Bir tarafta ücretliler; diğer tarafta, kendi kaderlerinden sorumlu olduğu varsayılan işsizler. Dayanışma genellikle ancak kişi kişisel olarak etkilendiğinde ortaya çıkıyor.

SOSYAL ZORLUKLAR NORMALLEŞTİRİLİYOR DAYANIŞMA ZAYIFLATILIYOR

Mesaj şu: Çalışanlar toplumun bir parçasıdır; çalışmayanlar kendilerini kanıtlamak zorundadır. İşsizliğin herkesi etkileyebileceği, çoğu zaman yapısal değişim, hastalık veya krizin bir sonucu olduğu gerçeği göz ardı ediliyor. Bu, sosyal zorlukları normalleştiriyor ve dayanışmayı zayıflatıyor. Gösteriler ve eylemler buna karşı koyabilir. Bunun için sendikalara, siyasi partilere, sosyal yardım örgütlerine ve her şeyden önce, duyulabilir sesler olarak işsizlerin kendilerine ihtiyacımız var. Kapitalist emek mantığından bağımsız olarak, koşulsuz sosyal haklarını talep etmelidirler. Çünkü bir konuda netlik olmalı: Korunması gereken benim onurum!

Çeviren: Semra Çelik

Close