Bochum’da 9 Mayıs’ta düzenlenen 2. Göç Konferansı’nda, yapısal dönüşüm ile göçün Ruhr Bölgesi’nde insanların çalışma ve sosyal yaşamını bugüne kadar nasıl şekillendirdiği; bunun katılım, dışlanma ve toplumsal birliktelik açısından ne anlama geldiği tartışıldı. Konferans kapsamında düzenlenen forumda konuşan kurum temsilcileri arkadaşımız Ozan Dağhan’ın sorularını yanıtladı.
Düsseldorf Göçmen Kadınlar Birliği temsilcisi Avukat Dr. Esma Çakır-Ceylan: Göçmen kadınlar Ruhr Bölgesi’nin inşasına önemli katkılar yaptı
Göçmen kadınlar sosyal güvencesizlik, ayrımcılık ve katılım açısından hangi özel deneyimleri yaşıyor?
Göçmen kadınlar Ruhr Bölgesi’nin ekonomik olarak inşa edilmesine önemli katkılarda bulundu. Ancak bugün yapısal dönüşümün olumsuz sonuçlarından özellikle güçlü biçimde etkileniyorlar. Daha çok düşük ücretli ya da güvencesiz işlerde çalışıyorlar; örneğin temizlik, bakım ya da hizmet sektöründe. Yaşlılıkta yoksulluktan daha fazla etkileniyorlar.
Ayrıca “çoklu prekarya” yaşıyorlar. Yani güvencesiz çalışma, istikrarsız konut koşulları ve iş piyasasına sınırlı erişim birbirine ekleniyor. Bunun yanında etnik ve sosyal ayrışmadan da etkileniyorlar; çünkü daha kötü konut koşulları ve daha sınırlı eğitim olanaklarıyla daha sık karşı karşıya kalıyorlar.
Düşük gelir, dil engelleri ve sınırlı yükselme imkânları nedeniyle göçmen kadınlar daha sık yoksulluk riski altında bulunuyor. Dil engelleri de daha sık ayrımcılık deneyimlerine yol açıyor. Bu etkenler bir bütün olarak, ama bazen tek tek de, toplumdan “dışarıda bırakılmaya” neden olabiliyor. Böylece toplumsal katılım ancak sınırlı ölçüde mümkün oluyor.
Hakların görünür kılınması ve siyasal katılımın güçlendirilmesi açısından göçmen kadın örgütleri nasıl bir rol oynuyor?
Çok önemli bir rol oynuyorlar. Çünkü hem toplumdaki fiili sorunlara hem de hukuki eksikliklere odaklanıyor; köprü ve sözcü işlevi görüyorlar. Kadın hakları alanındaki örgütlenmeler de federal bir yapıyla çalışıyor. Yerel düzeydeki sorunları çatı örgütleri aracılığıyla federal düzeye taşıyor ve Alman Kadın Konseyi’nde delegeleriyle yer alıyorlar.
IG Metall Sendikası Sprockhövel Eğitim Merkezi Direktörü Dr. Moritz Müller: Dayanışma işyerinde başlar
Sosyal değişim, sağa kayış ve çalışma yaşamında artan belirsizlik karşısında sendikalar nasıl bir rol oynuyor?
Büyük değişim dönemlerinde birçok insan güvensizlik yaşıyor, cevap ve yön arıyor. Ne yazık ki sağ güçler, bölüşüm ve sınıf mücadelelerini kültür savaşlarına dönüştürmekte başarılı oluyor. Sendikalar olarak şunu açıkça ortaya koymalıyız: Durum, burada başka kültürlerden çok fazla insan yaşadığı için ya da “gençler” çalışmak istemediği için kötü değil. Asıl sorun, siyasetin ve sermaye tarafının bir bölümünün krizi ücretli çalışanların sırtına yıkmak istemesidir.
Sosyal sorunlar, çalışma koşulları ve göç politikalarına ilişkin tartışmalar sendikal açıdan neden birlikte düşünülmeli?
Göç kökenli çalışanlar da göç kökenli olmayan çalışanlar gibi faturalarını ödemek ve geçimlerini sağlamak zorunda. Aynı zamanda göç kökenli çalışanlar daha sık kötü çalışma koşullarıyla karşı karşıya kalıyor, daha fazla baskı altında çalışıyor ya da şirketler ve siyaset tarafından daha kolay hedef hâline getirilebiliyor.
Çalışanlar, birbirleriyle temas ve sohbet yoluyla, tüm farklılıklara rağmen temelde aynı çıkarlara sahip olduklarını görebilirler. Göç kökenli çalışma arkadaşlarına yönelik bir saldırının tüm çalışanlara yönelik bir saldırı olduğunu da buradan hareketle kavrayabilirler.
Sendikalar işyerinde dayanışmayı güçlendirmek ve sağcı bölme girişimlerine karşı koymak için somut olarak ne yapabilir?
Eskisinden daha güçlü biçimde, doğrudan işyerindeki sohbetlerde ve mücadelelerde şunu göstermeliyiz: Siyasetin ve sermayenin iyi niyetine değil, yalnızca kendi gücümüze güvenebiliriz.
Sağın başarılı olmasının nedenlerinden biri de birçok insanın her şeyin giderek kötüleştiği duygusunu yaşaması. Bunun sonucunda insanlar bireysel kurtuluş yollarına yöneliyor. Bu yüzden dayanışmayı sadece anlatmakla yetinmemeliyiz. Bu narin bitkiyi her gün işyerinde büyüyebilmesi için beslemeliyiz.
Çalışanlar, işyerindeki sorunlarını birlikte çözebildiklerini gördüklerinde, onları çalışma arkadaşlarına karşı kışkırtmak isteyenlere karşı daha az açık hâle gelirler.
DİDF Yürütme Kurulu üyesi Düzgün Altun: Herkesi aynı düzeyde etkilemeyen bir dönüşüm
“Ruhr Bölgesi’nde yapısal dönüşüm ve göç” konusu DİDF açısından neden önemli?
Ruhr Bölgesi, ilk işçi göçmenlerin yerleştiği ve bugün de çok sayıda göçmenin yaşadığı başlıca bölgelerden biri. Ruhr Bölgesi’nde yaşayan 5,1 milyon insanın yaklaşık bir milyonunun Alman pasaportu yok. Sonradan Alman vatandaşlığına geçenler de hesaba katıldığında bu sayı bir milyonun oldukça üzerine çıkıyor.
Kömür krizi 1957’de başladı ve 2018’de son maden ocağının kapanmasına kadar sürdü. 1970’li yıllarda buna çelik krizi eklendi. Daha sonraki süreçte Opel fabrikalarının, Nokia’nın ve başka işletmelerin kapanması yaşandı. Bütün bunlar yüz binlerce insanın işini kaybetmesine yol açtı.
Ne yazık ki burada da göçmenlerin bundan çok daha fazla etkilendiğini görüyoruz. Bütün bölge kitlesel işsizlikten ve giderek büyüyen yoksulluktan ağır biçimde etkilendi. Göçmenler açısından buna bir de dışlanma ve içinde bulunulan durumdan sorumlu tutulma eklendi.
Oysa Ruhr Bölgesi’nde insanların hem kendilerine ilişkin algısında hem de dışarıdan bakıldığında doğrudan, rahat ve açık insanlar olarak görüldüğünü de unutmamak gerekir. Bu işyerinde dostluk ve dayanışmaya dayalı birlikte yaşam, iktidar politikaları ve sağ güçler tarafından ciddi biçimde zarar gördü ve görmeye devam ediyor. Bu yüzden Ruhr Bölgesi’ne bakmak bizim açımızdan önemli.
Siyaset, sivil toplum ve göçmen örgütleri sosyal bölünmeye ve ırkçılığa karşı ne yapmalı?
Soru bir bakıma cevabı da içinde taşıyor. Çünkü bunun üstesinden ancak birlikte bir şey yaparsak gelebiliriz. Sendikalar, demokratik örgütler ve partiler, spor ve kültür dernekleri, gençler ve yaşlılar; hayatın bütün alanlarında bir araya gelmek ve sosyal haklarımıza, çalışma yaşamındaki haklarımıza yönelik saldırılara ve bölünmeye karşı nasıl mücadele edeceğimizi birlikte düşünmek zorundayız.

