Metal ve elektronik işkolunda toplu sözleşme dönemi başladı. Ücretlerin yüzde beş yükseltilmesi talebini ileri süren IG Metall, işletmelerin durumlarını gözeterek farklı çözümlere açık olduğunu ilan etti. Metal patronları ise ücret zammı talebinin “lüks” olduğunu ileri sürerek, bu konuda pazarlık etmeyeceklerini açıkladılar.
DEMİR YILDIRIM
Toplu sözleşme komisyonları ve IG Metall Yönetim Kurulu, metal ve elektrik sektöründe yaklaşan toplu sözleşme görüşmeleri için taleplerini belirledi.
IG Metall, 12 aylık bir süre için şunları talep ediyor:
– Çalışanlar ve çıraklar için yüzde 5 zam
Diğer müzakere konuları şunlardan oluşuyor:
– Ekonomik durumu iyi olan şirketlerde çalışanlar ve stajyerler için kâr payı
– Düşük ücret gruplarının, yarı zamanlı çalışanların ve çırakların özel olarak desteklenmesi. Çünkü bunlar enflasyondan daha özel etkileniyor.
– İş güvencesi
ŞİMDİ ÖNEMLİ OLAN
Bazıları için talep düşük, bazıları için yüksek olabilir. Ancak şimdi önemli olan, talep tartışmasını gereksiz yere sürdürerek daha fazla oyalanmak değil, işyerlerinde uyarı grevi dönemine hazırlanmaktır. Bu, sadece ekonomik talepler hakkında fikir alışverişinde bulunmakla kalmayıp, federal hükümetin ve Alman sermayesinin genel saldırıları üzerine de konuşmak anlamına gelir.
Gesamtmetall, sosyal hakların ve zorlu mücadelelerle kazanılan hakların gasp edilmesisin en saldırgan savunucuları arasında yer alıyor. Federal hükümetin izlediği yol, onlara göre hâlâ yeterince hızlı değil: 8 saatlik iş günü, hastalık durumunda ücretin ödenmeye devam etmesi, sağlık ve eğitim sistemi; hepsi Alman şirketlerinin kârını maksimize etmek amacıyla tartışma konusu haline getiriliyor. Diğer yanda Mercedes, 35 saatlik çalışma haftasına karşı bir adım atma cüretini gösteriyor.
Nitekim IG Metall’in talep kararına Gesamtmetall’in yanıtı gecikmedi. Bir basın açıklamasında metal patronları şöyle bildiriyor: “Önümüzdeki toplu sözleşme müzakerelerinde, cüzi büyümenin dağılımı konusunda pazarlık yapma lüksümüz yok.” Ve toplu sözleşme müzakerelerine ilişkin sloganını da şöyle açıkladılar: “Maliyetleri düşürmek, işyerini kurtarmak”.
Burada maliyetlerden kastedilenin öncelikle sektördeki çalışanların ücretleri olduğu, kimse için bir sır olmamalı. Tüm bu saldırılar ve bunlara karşı verilen mücadeleler birbirinden bağımsız değil, birbiriyle bağlantılıdır. İşletmelerdeki metal işçileri, sermaye tarafına haddini bildirecek güce ve imkânlara sahiptir. Bunun için, daha sert çatışmalardan çekinmeyen, cesaretli bir toplu sözleşme müzakere süreci gereklidir.
SIFIR ZAMMA VE SÖZLEŞME SÜRESİNE DİKKAT!
Hem metal ve elektronik sektöründe hem de diğer sektörlerde, sermaye örgütleri talepleri bastırmak, altını boşaltmak için değişik yöntemleri gündeme getiriyorlar. Bu yöntemlerden biri sözleşmelerin süresidir. Son toplu sözleşme görüşmelerinde 24 veya 25 aylık sözleşme geçerlilik süreleri üzerinde anlaşılmıştı– ve bu ücretlerin reel olarak düşmesine neden oldu. Bu nedenle bugün 12 aylık sözleşme süresinde ısrar etmek çok daha önemli. Çünkü süreyi uzatanlar, talep oranını basitçe yarıya indirmiş oluyorlar.
Bir diğer yöntem ise sıfır zamlı aylar ve tek seferlik ödemeler. Son toplu sözleşme görüşmelerinde bu yöntemler kullanıldı ve ücretler aylarca donduruldu. Buna bağlı olarak “tek seferlik ödeme” üzerine de anlaşma sağlandı. Toplu sözleşme görüşmelerinin tamamlanmasının hemen ardından 600 euroluk bir tek seferlik ödeme yapıldı; bu, ilk başta birçok arkadaşımızı memnun etse de, gerçekte bu tür tek seferlik ödemeler ücretlerin uzun vadeli gelişimine zarar vermekte; çünkü ücretler kalıcı olarak artmıyor, sadece kızgın bir taşa düşen damla gibi hemen yok olmakta. Ayrıca, tek seferlik ödeme, ücret artışı olmayan ayları atlatmak için kullanıldı.
İşyeri temsilcileri ve toplu sözleşme komisyonu üyelerinin tam da bu konuyu aktif bir şekilde gündeme getirmesi ve sıfır ay içermeyen kısa süreli sözleşmeler için mücadele etmesi önem kazanıyor.
Elbette, sıfır ay içermeyen tek seferlik ödemeyi “ikramiye” olarak talep etmek de mümkündür– buna karşı denebilecek bir şey yok.
“KÂR PAYLAŞIMI” NE ANLAMA GELİYOR?
Yürürlükte olan sözleşmeler kapsamında şirketler, ekonomik durumlarına göre toplu sözleşme şartlarının altında kalabilirler. Örneğin, şirketlerin net ciro kâr marjı yüzde 2,3’ün altına düştüğünde, toplu sözleşmede öngörülen “T-Zug” ödemesini erteleyebilir veya bu ödemeyi kendilerine alıkoyabilirler. Ayrıca, “Pforzheim Sözleşmesi” üzerinden şirketler, sendikayla birlikte, toplu sözleşmeler yoluyla belirlenen ücret artışlarını, Noel ve tatil ikramiyelerinin askıya alınması ya da ertelenmesi gibi ek önlemler üzerinde anlaşabiliyorlar. Buna toplu sözleşmelerin “aşağı doğru farklılaştırılması” (“Differenzierung nach unten”) da denir.
Şimdi IG Metall, talep kararında yukarı doğru bir farklılaştırmayı (“Differenzierung nach oben”) gündeme getiriyor; bunun hangi göstergelere dayandırılacağı veya bu yukarı doğru farklılaştırmanın nasıl olabileceği ise şimdilik belirsizliğini koruyor. Ancak bu tartışmada önemli olan nokta, sermaye tarafına toplu sözleşmelerin altında düşmek için ekten bir olanak sunulmamasıdır. Baden-Württemberg Toplu Sözleşme Komisyonu’nun aldığı bir mücadeleci bir kararda şöyle deniliyor: “2026 toplu sözleşme müzakereleri sırasında, bölgesel toplu sözleşmeden işletme düzeyinde sapmalara ilişkin hiçbir müzakereye prensip olarak girmeyeceğiz. İstisnalar yalnızca olağanüstü zor durumlarda mümkündür. Çalışma süresinin uzatılmasına veya toplu sözleşme koşullarının kötüleştirilmesine yönelik talepler müzakere edilmeyecektir. Böylelikle Toplu Sözleşme Komisyonu, toplu sözleşme bağlayıcılığını ve standartlarını savunmak için net bir mesaj vermektedir.”
ŞİMDİ GİRİŞKEN BİR TOPLU SÖZLEŞME SÜRECİNE İHTİYAÇ VAR!
Sermaye ve federal hükümet, yaşam ve çalışma koşullarımızın kötüleştirilmesine yönelik taleplerinden çekinmiyor. Bu nedenle, toplu sözleşme müzakerelerinde buna karşı direnişi örgütlemek ve yüzde 5’lik talebe olabildiğince yakın bir toplu sözleşme imzalanması için mücadele etmek şimdi her zamankinden daha önem taşıyor.
IG Metall bölge örgütleri tarafından bölgesel düzeyde yürütülen toplu sözleşme müzakereleri 7 Ekim’den itibaren başlayacak. “Barış dönemi” (“Friedenspflicht”) 31 Ekim’de sona eriyor ve 1 Kasım’dan itibaren uyarı grevleri gündeme gelebeilecek. Yani fazla zaman bulunmuyor– bu toplu sözleşme müzakerelerinden daha fazlasını elde etmek isteyen herkes harekete geçmelidir. Barış dönemi sona ermeden önce de uyarı grevi çağrısı yapılmaksızın müzakere günlerinde eylemler düzenlenecek. Burada işyerinde veya müzakere salonları önünde gücümüzü göstermeliyiz.
İKİ ÖRNEK:
12 aylık süre:
İlk 6 ay: yüzde 2,5
Sonraki 6 ay: yüzde 2,5
Sonuç: 12 ay için yüzde 3,75
24 aylık süre:
İlk 12 ay: yüzde 2,5
Sonraki 12 ay: yüzde 2,5
Sonuç: 12 ayda yüzde 2,5 Böylece talep yarıya inmiş oluyor

