19-21 Haziran tarihleri arasında Potsdam’da genel kongresini toplamaya hazırlanan Sol Parti (Die Linke) işbaşındaki koalisyon hükümetinin sosyal alanlarda yaptığı ya da yapmayı planladığı kesintilere karşı toplumsal mücadeleyi örgütlemeye başlayacağının mesajını verdi.
Son haftalarda yapılan kamuoyu anketlerinde aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisi, hükümet partilerine karşı yükselen tepkiler nedeniyle açık ara ile önde görünüyor. Anketlerde AfD’nin oyu yüzde 27’ye kadar çıkarken, hükümet partilerinin toplam oyu ise yüzde 36-37’ye kadar düşmüş durumda.
Geçen yıl yapılan erken seçimlerde yüzde 20,8 oy alan AfD’nin bir yıldan biraz fazla bir süre içerinde oyunu bu denli arttırması, aynı zamanda diğer partilerin de tepkileri toplayacak durumda olmadığını gösteriyor. Anketlerde Yeşiller’in oyu aynı seviyede seyretmeye devam ederken, dikkat çekici bir yükseliş sadece Sol Parti’de (Die Linke) görülüyor. Son seçimlerde oylarını yüzde 8,8’e kadar yükseltmeyi başaran Sol Parti’nin son anketlerdeki yo oranı yüzde 10-11 arasında seyrediyor. FDP ve BSW’nin oy oranları ise yüzde 3-3,5 arasında seyrediyor.
Meclisteki partiler cephesinde olanlara bakıldığında toplumsal korkuları, sosyal sorunları suistimal ederek oy kazanan AfD’nin yanı sıra varoluş nedenin sosyal hakların savunmasına bağlayan Sol Parti, halkın dikkatini çekiyor. Ya da henüz sınırlı da olsa bir umut olarak görülüyor. Önümüzdeki süreçte asıl belirleyici olan hangi partinin hükümet ve sermayenin saldırılarına karşı nasıl bir tutum alacağı olacak. Parlamento koridorlarına sıkışan bir muhalefet mi yoksa halkın parçası olacağı sosyal temelli bir mücadele mi? Sol Parti yöneticileri kongre öncesinde verdikleri mesajlarda hem aşırı sağcı partinin hem de sermayenin pervasız saldırılarını püskürtmenin yolunun alanlarda verilecek bir mücadeleden geçtiğine dikkat çekiyorlar.
Kısa bir süre önce Sol Parti yönetimi tarafından alınan kararda, yerelden başlayarak hükümete karşı güçlü bir sosyal hareketin yaratılması çağrısı yapıldı. Uzun bir süredir yüksek kiraları merkeze alarak bir kampanya yürüten Sol Parti, önümüzdeki haziran ayında ise sağlık ve emeklilik alanında yapılması gündeme getirilen kısıtlamaları merkeze alarak eylemler düzenleyecek. Bu temelde eyaletler düzeyinde toplantılar ve görüşmeler yapılmaya başlandı.
NASIL BİR EYLEM PLANI SÖZ KONUSU?
“Olağanüstü zamanlar, olağanüstü önlemler gerektirir” diyen Sol Parti Eş Genel Başkanı Ines Schwerdtner, bu kapsamda protesto dalgası başlatacaklarını kamuoyuna duyurdu. “Merz’i durduralım, sosyal devleti kurtaralım” sloganıyla hazırlanan plana göre, yerel ittifaklar kurulacak veya halihazırda var olanlara katılım sağlanacak. Schwerdtner, partinin mümkün olan yerlerde sosyal yardım dernekleri ve sendikalar gibi müttefiklerle birlikte bölgesel “sosyal buluşmalar” düzenlemek istediğini açıkladı.
Schwerdtner, Sol Parti’nin akaryakıt fiyatlarına ve akaryakıt şirketlerinin kârlarına bir tavan getirilmesini ve milyarder vergisi uygulanmasını talep ettiğini söyledi.
Haziran ayında ise Almanya’nın dört bir yanında; halihazırda kararlaştırılan veya planlanan kesintilerden, sağlık reformundan ya da sekiz saatlik iş gününün kaldırılması tehlikesinden etkilenen herkesle birlikte gösteriler düzenlenmesi hedefleniyor. Eylemlere katılacak toplumsal kesinler olarak da işçiler, yoksullar, kiracılar, ebeveynler ve emekliler belirlendi. Yönetim kurulu kararında, başlayacak protestoların Agenda 2010’a karşı düzenlenen “Pazartesi Yürüyüşleri” şekilde sokağa çıkma olabileceği belirtiliyor.
HEDEF AJANDA 2010’A KARŞI EYLEMLERİN SEVİYESİNE ULAŞMAK
Ağustos 2004’te, Mart 2003’te dönemin Başbakanı Gerhardt Schröder liderliğindeki SPD-Yeşiller hükümeti, yürürlüğe koyduğu Ajanda 2010 ile emekçilerin kazanılmış haklarına geniş bir saldırı dalgası başlatmıştı. Buna karşı Ağustos ilk olarak Magdeburg’da başlayan Pazartesi Yürüyüşleri, kısa sürede ülkenin dört bir yanına yayılmıştı. Ağustos 2004’te 200’den fazla şehirde en az 200.000 kişi sokağa çıkmıştı.
Direnişin gelişimi açısından bu karşılaştırma gerçekten kayda değer: O dönemde de tıpkı bugün olduğu gibi, ABD tarafından tetiklenen bir savaş, çeşitli kesinti duyurularının üzerini örtmüştü. Gerhard Schröder, Agenda 2010’u 14 Mart 2003’te, Irak Savaşı’nın başlamasından sadece birkaç gün önce bir hükümet deklarasyonuyla duyurmuştu.
Sendikalar ilk etapta sessiz kalmıştı. 2003 Kasım’ında sendika tabanından örgütlenen ilk büyük eylem kasım ayında Berlin’de gerçekleşmiş, 2004 baharında ise DGB (Alman Sendikalar Birliği) çatısı altındaki sendikaların resmi protestoları başlamıştı. Sendikaların tabanında SPD’ye eleştiriler artmış, partiden istifalar başlamıştı.
SOL PARTİ PROTESTOLARIN ADRESİ OLABİLİR Mİ?
Son birkaç yıldır sosyal alanlara yönelik saldırılara karşı emekçiler, işçi sınıfı saflarında sermaye partilerininin uyguladığı politikalara karşı başlayan hoşnutsuzluğun önemli ölçüde protestoya dönüştüğü ve bunun oy alarak AfD’ye gittiği biliniyor. Son saldırı planları da hesaba katıldığında bundan sonra asıl belirleyici olanın genel olarak ilerici kesimlerin, özel olarak da Sol Parti’nin buna nasıl tepki göstereceği olacak. Sol Parti, geçmişte ve günümüzde eyaletler düzeyinde izlediği politikalarla güven vermediği biliniyor. Üstelik partinin ideolojik-politik çizgisi de asıl olarak işçi sınıfı ve emekçiler yerine genel olarak sol söylem üzerinden şekillenmişti. Ancak, gelişmeler genel “sosyal adalet”, “eşitlik” gibi kavramlarla geçiştirilebilecek durumda değil. Özellikle aşırı sağa oy veren işçi sınıfının yeniden kazanılması, ancak sınıfın sorunlarını merkeze alan bir siyasetle mümkün. Bu ayrıca sadece bir söylem değil, aynı zamanda işçi sınıfının bulunduğu alanlarda örgütlemeyle başlayan bir çalışmayı da gerektiriyor. (YH)

