Written by 11:49 ÇALIŞMA YAŞAMI

DGB kongresi sonuçlandı: Silahlanma konusunda hükümete tam destek

11-13 Mayıs tarihleri arasında Berlin’de düzenlenen Alman Sendikalar Birliği (DGB) 23. Olağan Genel Kongresi’nde zorunluk askerlik ve savaş hazırlıklarına karşı çıkıldı. Ancak barış kabiliyeti” isteyen yönetim, silahlanmaya ise açıktan karşı çıkmıyor.

Susanne Knütter / Junge Welt

Sendika delegeleri, Çarşamba günü sona eren Alman Sendikalar Birliği (DGB) Genel Kongresinde barış politikası açısından önem taşıyan iki önerge kabul etti: Yüzde 74’ü, Federal Gençlik Komisyonu’nun önergesini destekleyerek zorunlu askerlik yükümlülüğünün yeniden getirilmesine karşı oy kullandı. Daha fazlası ise DGB Federal Yönetimi tarafından son dakikada sunulan “Savaşa değil, barışa hazırızBelirsiz zamanlarda sendikal görevimiz” başlıklı inisiyatif önergesini destekledi.

İçerik açısından bu inisiyatif önergesi, büyük olasılıkla artan sendika içi baskıya verilen bir tepki niteliğinde idi ve sınırsız yeniden silahlanmanın yıkıcı sonuçlarına ilişkin bir farkındalığı yansıtıyordu. Toplumun militarizasyonu, “savaşa hazır olma” söylemini benimseyen bir politikayı reddedilmektedir. Bunun yanı sıra ABD orta menzilli füzelerinin konuşlandırılmasına ve zorunlu askerlik yükümlülüğünün yeniden getirilmesine karşı çıkılmakıldı. Sendikacıların barış hareketinin bir parçası olduğu bir kez daha vurgulandı.

Salı akşamı inisiyatif önergesini verme görevi Verdi Genel Başkanı sıfatıyla Frank Werneke’ye düştü. Werneke, NATO’nun yüzde beş hedefinin —Almanya hükümetinin benimsediği bu hedefin— hayata geçirilmesi halinde gelecekteki askeri harcamaların ulaşacağı “rekor düzeyi” eleştirdi. 220 milyar Euro anlamına gelecek bu rakam, gayri safi yurt içi hasılanın yarısına karşılık gelecektir. Harcamalar yalnızca borçla finanse edilse dahi bu kabul edilemez diyen Werneke, “Faizler işlemeye başladığında en geç o zaman bu harcamalar federal bütçeye yansıyacaktır” dedi. Werneke, ayrıca Almanya’nın neden Avrupa’daki tek ülke olarak Rusya’dan daha yüksek bir askeri bütçeye sahip olmak zorunda olduğunu sordu ve bunu bir “dengesizlik” olarak nitelendirdi.

İnisiyatif önerge, bu bağlamda hem federal hükümete yönelik bir talep hem de “sendikaların içindeki tartışmalar için bir çerçeve” olarak düşünülmüştür.

Delegelerden Ulrike Eifler (IG Metall Würzburg), özellikle bu son noktayı tartışmadaki konuşmasında ele aldı. jW’nin edindiği bilgilere göre sendika aygıtı içinde organizatörleri bu nedenle yoğun eleştiriye maruz kalan barış politikası sendika konferanslarının tam da bu amacı olduğunu söyledi ve ekledi: “Sendikaların neden barış hareketinin bir parçası olması gerektiği konusundaki tartışmaya yürütülmeli” dedi.

“Silahlanmaya ve Savaşa Karşı Sendikalar” inisiyatifi de bir açıklamada, önergenin “özellikle sendikaların bugüne kadarki pratiğiyle kıyaslandığında” DGB ve üye sendikalarda barış politikasına ilişkin tutumlar ve tartışmalar için “önemli bağlantı noktaları” sunduğunu vurguladı. Bununla birlikte değişiklik önergelerine yansıyan güçlü bir eleştiri de dile getirildi; ancak bu önergeler görünüşe göre 50 destekçi bulunamaması nedeniyle düşürüldü. “Önergenin çıkış noktası ve öncülü, Batı, NATO ve özellikle AB cephesiyle özdeşleşme idi.” Önergede Rusya’nın tehdit oluşturduğuna dair efsanenin benimsendiği ve bunun argümanın temeli haline getirildiği, buna karşılık “NATO’nun saldırgan ve savaşçı rolünün” gözardı edildiği belirtildi.Yeniden silahlanma ve yüzde beş hedefinin kendisi değil, bunların keyfi ve rastgele belirlenmesidir.” Almanya hükümetinin ve AB’nin politikası “Rusya’ya karşı bir savaşa hazırlık” olarak değerlendirilmemesi gerektiği ileri sürülerek, “Ukrayna’daki savaşın diplomatik yollarla sona erdirilmesine dair herhangi bir perspektif ve talep de” önergede yer almadı. Silah ihracatı sınırlandırılmalı denilmekle birlikte İsrail’e yapılan ihracata tek bir kelime ile değinilmedi.

DGB Genel Başkanlığına yeniden Yasmin Fahimi seçildi. (Foto: dgb.de)

Özetle: DGB Federal Yönetimi, önerge metninde AB ve Almanya’nın savaşa hazırlık eksenindeki politikasının çıkış noktasını benimsemekte; örneğin şu ifadeler bunu açıkça ortaya koymaktadır: “DGB ve üye sendikaları prensipte Ukrayna savaşı ve ABD’nin güvenilir koruyucu güç konumundan çekilmesi, AB için yeni bir tehdit ortamı yaratmış ve askeri tehditlere ve şantaj girişimlerine karşı savunma kapasitesinin güçlendirilmesini zorunlu kılmaktadır”. Metinde birçok noktada belirginleşen şudur: DGB’nin hedefi, AB’nin “barış gücü” olarak güçlendirilmesidir; ancak bunun da ötesinde Rusya, ABD ve Çin’e karşı rekabet içinde konumlandırılması isteniyor.

Öte yandan askeri harcamalar ile sosyal alanlardaki kesintiler arasındaki bağlantı kabul edilmektedir. Ne var ki bundan zorunlu olan “Top yerine ekmek” sonucu çıkarılmamaktadır.

Önerge bazı delegelere fazla ileri gidilmiş görünüyordu. Daniel Friedrich (IG Metall Küste) önergenin “berraklığından” yakındı ve “Savunma kapasitesine ihtiyacımız yok mu?” ile “Sadece isteyenleri oraya göndermek yeterli mi?” diye sordu. Sven Hüber (GDP) için ise önerge gerçek anlamda bir ikilem önergesiydi. İçinde “80’lerin ve 90’ların eski tonunu” saptadı ve “Silahsızlandıracak ve barışı tesis edecek kapasitede bir Bundeswehr’e ihtiyacımız yok mu?” diye sordu. Ralf Becker (IG BCE) de benzer bir tutum sergiledi: “Demokrasi içinde yaşamamızı, müttefiklerin müdahalesine borçluyuz.”

Ancak son sözü başka delegeler de söyledi: “Silahlanma yoluyla daha fazla güvenlik vaadi her gün bozulmaktadır” diyen DGB Köln Başkanı Witich Roßmann, önergeye tepki gösterdi. Sarah Suchfort (IG Metall) ise Hannover’da askerlik yükümlülüğüne karşı çıkılması talebinin tabandan geldiğini aktardı ve net bir ifadeyle şunu vurguladı: “Bu tür toplumsal meseleler, insanların sendikaya üye olup olmayacağı konusunda kararında belirleyici” dedi.

Close