Almanya’da eylül ayında Saksonya-Anhalt, Berlin ve Mecklenburg-Vorpommern eyaletlerinde yapılacak seçimler, sadece eyaletlerde değil, ülke siyasetinin geleceğini de test etme özelliği taşıyor. Yerleşik düzen partilere biriken öfke, derinleşen sosyal kesintiler ve AfD’nin Doğu’daki etkisi ülke siyasetini yeni bir evreye doğru sürüklüyor. Neoliberal saldırılara karşı toplumsal tepki ve mücadelenin yeniden kendisini göstermesi aynı zamanda yükselen ırkçılığın, aşırı sağın, milliyetçiliğin, militarist politikaların püskürtülmesi için de yeni olanaklar sunuyor. Türkiye kökenli göçmen işçi ve emekçilerin de bu sürecin parçası olması büyük bir önem taşıyor.
İçinde bulunduğumuz eylül ayı Almanya’da toplumsal ve siyasal gelişmeler açısından adeta bir dönüm noktası olma özelliği taşıyor. Son birkaç yıldır işsizlik, yoksulluk, savaş tehlikesi ve gelecek kaygısıyla yerleşik düzen partilerine karşı biriken öfke ve buna bağlı ortaya çıkan yeni arayışların hangi yöne doğru evrileceği, siyasi dengelerin nasıl şekilleneceği, kesin olarak belirlenmese de bazı ipuçlarını içinde taşıyacak gelişmelere sahne olacak.
Gelişmeleri farklı boyutlar ve sınıfsal özellikleriyle şu başlıklar altında sıralamak mümkün:
1- Toplumsal muhalefet ve işçi eylemleri
Yaz öncesinde CDU/CSU-SPD koalisyon hükümeti tarafından sağlık, bakım, emeklilik başta olmak üzere değişik alanlara yönelik “reform” adı altında başlatılan sosyal saldırılara karşı ortaya çıkan protesto eylemleri 26 Eylül’de 14 kentte büyük mitinglere dönüşecek. IG Metall sendikası ağır sanayideki işten atmalara karşı 21 Eylül’de fabrikalarda eylem çağrısında bulundu. On binlerce işçinin işten atılmasının planladığı VW’de mücadele devam ediyor. Düzenlenen işyeri toplantılarında işçiler tekel yönetimine tepkilerini açık olarak ifade ediyor.
Tabandan yükselen tepkiler üzerinden sendikaların çağrısını yaptığı eylemlere katılım düzeyi hem sermayenin saldırıları hem de işçi sınıfı ve emekçilerin mücadelesi bakımından önemli olacak. Miting ve gösterilere katılımın güçlü olması durumunda hükümet partileri, özellikle de koalisyonun küçük ortağı SPD içinde daha çekimser bir hava yaratabilir. Askeri harcamaların rekor düzeyde arttırılması nedeniyle hız verilen sosyal kesinti planlarının olduğu gibi devam etmesi hükümet içinde yeni tartışmalara vesile olabilir. Saldırı planlarının ilan edilmesiyle zaten çöküş döneminde bulunan SPD için eylül seçimleri önemli olacak.
Aynı seçimler CDU Genel Başkanı ve Başbakan Merz’in siyasi geleceği bakımından da önemli. Bir süredir basında, seçim sonuçlarına bağlı olarak Merz’in başbakanlığı bırakması gerektiği dillendiriliyor. Parti içinde bu yönde eğilim güç kazanabilir. Zira CDU da SPD gibi her üç eyalette de kaybeden durumunda. Pek çok kez aşırı sağcı-ırkçı Almanya için Alternatif (AfD) ile koalisyon kurmayacağını söyleyen Merz’in yerine, işbirliğine doğrudan kapıyı kapatmayan yeni bir isim hazırlanabilir. AfD’nin artık “Almanya siyasetinin bir gerçeği” olduğunu savunanlar bir süredir, CDU’nun kapıyı açmasını sağlamaya çalışıyor. AfD yetkilileri de her fırsatta CDU’ya ortaklık çağrısı yapıyor. Bu nedenle aşırı sağın yükselişinin bir siyasi krize, istikrarsızlığa yol açmamasının koşulları hazırlanıyor. Aşırı sağın yükseliş nedenlerini ortadan kaldırmak yerine yükselişini kabullenmeyi ve normalleştirmeyi esas alan bu yaklaşımın asıl olarak ırkçı partinin işine yarayacağı biliniyor.
2- Aşırı sağ ilk kez başbakanlığa çok yakın
6 Eylül’de Saksonya-Anhalt, 20 Eylül’de Berlin ve Mecklenburg-Vorpommern eyaletlerinde yapılacak seçimlerden çıkacak sonuçlar ülkenin siyasi atmosferi ve partiler arasındaki güç dengeleri bakımından önemli olacak. Bu üç seçimin ardından SPD’de eş başkanların değişmesi gerektiğine dair tartışma alevlendi. Saksonya-Anhalt’ta SPD’nin yüzde 5 barajını geçememesi söz konusu. Gerçekleşmesi durumunda bu İkinci Dünya Savaşı sonrasında SPD açısından bir “ilk” olacak.
Bir diğer “ilk” ise aşırı sağcı AfD’nin Saksonya-Anhalt seçimlerinin ardından mecliste salt çoğunluğu sağlayarak başbakan çıkarma ihtimali… Son anketlere göre AfD yüzde 42 ile açık arayla önde gidiyor. En yakın rakibi CDU ile oy farkı yüzde 20. Yüzde 5-6 civarında oyu görünen SPD ve Yeşiller’in yüzde 5 barajını geçmemesi durumunda AfD’nin 83 sandalyeli mecliste salt çoğunluğu sağlaması, partinin faşist kanadının temsilcilerinden Ulrich Siegmund’u başbakan seçmesi neredeyse kesin gibi. Salt çoğunluğu sağlayacak bir sonucun çıkmaması durumunda meclisteki diğer partilerin (CDU, Sol Parti, SPD) birleşerek AfD’ye karşı “Geçilmez Duvar Koalisyonu” (Brandmauer) kurup kurmayacağı belirsiz. Özetle, Saksonya-Anhalt seçimleri ve sonrasında AfD konusunda atılacak adımlar Alman siyaseti için bir “laboratuvar” olma özelliği taşıyor. Laboratuvardan çıkacak sonuçlar, normal koşullarda 2029’da yapılacak genel seçimler sonrası için bir veri oluşturacak. Keza AfD, anketlerde ülke genelinde de açık arayla birinci parti olmaya devam ediyor.
3- Sol Parti’nin yükselişi
Bir diğer “laboratuvar” da Berlin seçimleri olacak. 20 Eylül’deki senato seçimlerinde Sol Parti ve başbakan adayı Elif Eralp, son haftalarda açık arayla birinci görünüyor. Konut tekellerinin satın alma yöntemiyle kamulaştırılarak halka uygun fiyata kiraya verilmesini seçim kampanyasının merkezine koyan Sol Parti’nin sandıktan birinci çıkması, göçmen kökenli bir adayı başbakan seçmesi de neoliberal saldırıların hız kazandığı, aşırı sağın zirve yaptığı koşullarda önemli bir mesaj olacak. Başta belirttiğimiz hükümetin sosyal kesinti planlarına karşı tabandan yükselen sosyal mücadelenin büyümesinden en fazla faydalanacak olanın Sol Parti olacağı görünüyor. Bu nedenle ekonomik ve sosyal sorunların etkisiyle güç kazanan AfD’ye karşı Sol Parti bir seçenek olarak öne çıkıyor. Özellikle gençlik arasında…
Bu arada Sol Parti’den ayrılanların kurduğu, AfD’ye sözde alternatif olma adına göçmen ve mülteci düşmanlığına sarılan Sahra Wagenknecht İttifakı (BSW), anlam ve önemini yitirmeye devam ediyor. “Milliyetçi sol” çizgiye daha belirgin bir şekilde kayan Wagenknecht, sistem partilerine tepki adına ırkçı-faşist AfD ile açıktan ya da dolaylı işbirliğine açık. Temel argümanları ise AfD’nin artık kalıcı bir parti hâline geldiği, Almanya gerçeğine dönüştüğü vb.
4- Türkiye kökenli göçmen işçiler sessiz mi kalacak?
Nüfus ve ekonomik açıdan Avrupa’nın en büyük ülkesi Almanya’da yaşanan sosyal, siyasal ve ekonomik gelişmelerin hangi yönde ilerleyeceği, aşırı sağın yükselişinin kurumsal bir siyasi krize dönüşüp dönüşmeyeceği eşiği bütün Avrupa açısından önemli. Bu nedenle neoliberal saldırılara karşı sınıf mücadelesinin yeniden kendisini göstermesi aynı zamanda yükselen ırkçılığın, aşırı sağın, milliyetçiliğin, militarist politikaların püskürtülmesi için yeni olanaklar sunuyor. Bütün bu olup bitenler Almanya’da yaşayan, ırkçılıktan, ayrımcılıktan, yoksulluktan en fazla etkilenenler arasında yer alan Türkiye kökenli göçmen işçi ve emekçileri de çok yakından ilgilendiriyor. Bu nedenle sosyal kısıtlamalara ve ırkçılığa karşı mücadelenin parçası olmaları büyük bir önem taşıyor. (YH)

