Written by 09:00 ÇALIŞMA YAŞAMI

Yeter Artık!

Kitlesel işten atmalar ve fabrika kapatma tehditleri, ücret gaspları ve çalışma sürelerinin olabildiğince esnetilmesi, emeklilik yaşının yükseltilmesi ve özel emekliliğin yaygınlaştırılması, sağlık ve bakım alanında kesintiler milyonlarca işçi ve emekçinin, emekli ve gencin çalışma ve yaşam koşullarını kötüleştirecek. Almanya’nın birçok bölgesinde işçiler sermaye ve hükümetinin saldırılarına “yeter artık” diyorlar. 21 Eylül günü otomotiv sanayisinin yüzlerce fabrikasında işçiler üretimi durdurup saldırıları protesto edecekler. 26 Eylül günü ise Almanya’nın 15 şehrinde, DGB’nin çağrısıyla on binlerce emekçi alanlara çıkacak. Mücadeleci işçiler, “bu eylemler uzun soluklu mücadelemiz için başlangıç olacak” diyorlar. Sermayenin rekabet mantığını üstlenen sendika yönetimleri, yaptıkları “mücadele” çağrılarında bile sermaye ve işçilerin çıkarının aynı olduğu izlenimini yaratıyorlar.

UMUT YAŞAR

Sermaye ve hükümeti, işçi sınıfının a’dan z’ye bütün kazanımlarına karşı topyekûn bir saldırı başlattı. “Almanya tarihinin en büyük reform girişimi” olarak lanse edilen saldırılar milyonlarca işçinin yaşam ve çalışma koşullarını kötüleştireceği gibi gençlerin ve çocukların geleceğini karartacak, yaşlıları yoksulluğa mahkum edecek kapsamda.

Sermaye ve hükümetinin planlarına göre bundan böyle işçiler 45 yıl aidat ödemelerine karşın maaşlarında kesinti olmadan emekliliğe ayrılamayacaklar, 1967 yılında doğanlardan itibaren emeklilik yaşının adım adım yükseltilmesi gündemde: Sermaye, “70’inde emekliliğin alternatifi yok” diyor. CDU/CSU/SPD hükümeti sayesinde, milyonlarca işçi için bundan böyle “mezarda emeklilik” gerçek olacak!

Diğer yandan 8 saatlik işgününü 13 saate kadar uzatmak, haftalık çalışma sürelerini 48 saate çıkarmak, süreli iş sözleşmelerinin gerekçe gösterilmeden uzatma süresi 48 aya çıkarılması ve bu süre içinde sözleşmenin 6 kez yenilenmesi için yasa tasarıları hazırlanıyor!

SAĞLIK, BAKIM VE SOSYAL YARDIM…

Emeklilik sigortasının yanı sıra sosyal güvenlik adına ne varsa sermaye ve hükümeti tarafından masaya yatırıldı: Sağlık sigortalarının hizmetleri sınırlanması, ilaç ve tıbbi malzemelere katkı payının yükseltilmesi, eşlerin ücretsiz sigortalı olmasının iptal edilmesi planlar arasında.

Bakım sigortasının birinci kademesinin iptal edilmesi, yaşlılar yurtlarında yaşamak zorunda olanlara yapılan ödeme yardımlarının yok denecek düzeye düşürülmesi gündemde.

Sermaye ve hükümeti daha önce gerçekleştirdiği sosyal yardım “reformuyla”, ev yardımı alma hakkını sınırlamış, en küçük bir usul hatasında sosyal yardımın kesilmesini yürürlüğe koymuştu.

Bütün bu saldırılar ise “sosyal devleti korumak ve geleceğe hazırlamak” adına yapılıyor! Emekçi kitlelerin sosyal güvenlikleri giderek egemenlerin bir lütfu olarak düzenleniyor.

KİTLESEL İŞSİZLİK VE İŞTEN ATMALAR

Federal Çalışma Ajansı BA’nın verdiği bilgiye göre ağustos ayında Almanya’da 3,1 milyon işçi işsizdi. Yine BA’nın verdiği bilgiye göre ağustos ayında “gizli işsizlik” ise 3,6 milyon düzeyindeydi. Buda 6,7 milyon emekçinin işsizlik ve yoksullukla boğuştuğu anlamına geliyor. Yılın ilk aylarında 500 binden fazla emekçi kısa çalışmadaydı!

Önümüzdeki ay ve yıllarda işsizliğin, kitlesel işten atmalarda daha da büyüyecek. 2025 yılında sadece sanayi işletmelerinden 120 binden fazla işçi işten çıkarıldı. 2026 ve gelecek yıllarda on binlerce işçinin daha işten çıkarılması şimdiden kararlaştırıldı. VW, Audi, BMW, Mercedes, Ford, Opel tekelleri önümüzdeki dört yıl içinde 150 binden fazla işçiyi çıkarmayı, fabrika kapatmayı planlıyorlar. Ana sanayide işten çıkarmalar arttıkça bunun yan sanayiye yansıması daha da olumsuz oluyor. 2025 yılında 10 milyon euro üste ciroya sahip 60 civarında otomotiv yan sanayi şirketi iflas ederken bu yılın ilk altı ayında aynı büyüklükte 30 şirket daha iflas etti.

İflaslar otomotiv ile sınırlı değil: 2025 yılında değişik işkollarında 10 milyon üzerinde ciroya sahip 450’den fazla şirket iflas başvurusunda bulunmuştu. İflas başvuruları bu yılın ilk altı ayında 433’ü geçerek yeni bir rekor düzeye (Bkz.: https://insolvenzkarte.de/) çıktı.

Kitlesel işten atmalar devam ederken kadroda kalanların ise ücretleri düşürülüyor, Noel ikramiyesi ve izin paraları kesiliyor, fazla mesai zamları düşürülüyor. Birçok fabrikada kadrolu işçileri çıkarıp yerine düşük ücretli kiralık işçi alıyorlar – bunların oranı birçok fabrikada giderek artıyor.

HEPİMİZ AYNI GEMİDE DEĞİLİZ!

Sermaye ve hükümeti, işçilerin ve sermayenin çıkarları aynıymış gibi propaganda yapıyorlar. Almanya’nın üretim merkezi olarak korunması ve işyerlerinin güvenceye alınması için şirketlerin “ücret harcamalarının ve yan giderlerinin” düşürülmesi gerektiği ileri sürülüyor. Buna görünürde karşı çıkan bir dizi üst düzey sendika yöneticisi ve işyeri işçi temsilcisi, sermaye kesiminin her istediğini onaylıyorlar.

VW tekelinde yaşananlar bu tutumu çok gözler önüne serdi: IG Metall Genel Başkanı Christiane Benner ve VW GBR Başkanı Daniela Cavallo, fabrika kapanmasına ve tekrar işten çıkarmalara izin vermeyeceklerini açıklamalarından bir gün sonra, VW Denetleme Kurulunda yapılan oylamada tekel yönetiminin bütün planlarını onayladılar.

Sendika bürokrasisi önümüzdeki TİS döneminde imzalayacakları sözleşmenin bütün fabrikaların somut durumlarını gözeten ve farklılıkları toplu sözleşme sonucuna yansıtan bir antlaşma olması gerektiğini söylüyorlar. Güya böylece, “iyi kazanan şirketlerin çalışanlarına hak ettikleri payı vermeleri” sağlanacakmış! Bu tutumun gerçekte toplu sözleşmelerin asıl hedefleri olan işçiler arası rekabeti sona erdirmenin bir aracı olmaktan çıkaracak, rekabeti sürdürmenin bir aracı olarak kalmasını sağlayacağı çok açık ortadadır!

Hakların bugüne kadar verilmediği ve her zaman grevli mücadeleler sonucu elde edildiği biliniyor. Bunun bugün içinde geçerli olduğunu her gün görüyoruz. Boyun eğdikçe, talepler için mücadele etmeyince sermaye ve hükümeti de saldırıların dozunu artırıyor. Son dört, beş yıl içinde yaşananlar bunu doğruluyor!

YETER ARTIK! ŞİMDİ DİRENİŞ, ŞİMDİ MÜCADELE ZAMANI!

Sermaye ve hükümetinin bu denli geniş saldırılarına karşı işçiler arasında yoğun bir tepki var. Bu tepki bir süre öncesine kadar kendini dışa vurmuyordu. Fakat geride bıraktığımız aylarda işçiler ve mücadeleci sendikacılar arasındaki bu tutum değişmeye başladı.

VW tekelinde 2024’ün sonunda imzalanan feragat sözleşmesini dişlerini sıkarak kabul eden VW işçileri yeni saldırı dalgası başladığında öfkelerini ortaya koydular. IG Metall Başkanı Benner’in katıldığı bir sendika temsilcileri toplantısında, “neden geri adım atıyorsunuz, biz grev dahil her türlü eyleme hazırız, neden mücadeleyi örgütlemediniz” diye sıkışırdılar. Bununla kalmayıp tekelin silah üretimine geçmesini protesto ettiler. Son saldırı dalgasıyla birlikte mücadele yanlısı sendika ve işyeri temsilcileri birlikte hareket etmeye başladılar.

VW işçileri henüz işin başındalar. Mercedes Untertürkheim ve Bremen’de durum biraz daha farklı. Tekelin Denetleme Kurulu Başkanı Martin Brudermüller’in, “yeniden haftalık 40 saate dönmeliyiz” talebine her iki fabrikadan hemen tepki geldi. Untertürkheim ve Bremen’den diğer Mercedes fabrikalarına yapılan çağrı yanıt buldu ve on binlerce işçi harekete geçti.

Untertürkheim’de yayınlanan mücadele bildirgesi bütün Almanya’da yaygınlaştırıldı. Sendika bürokrasisiyle girilen tartışma kamuoyuna yansıdı ve devam ediyor. Bir hafta önce, “ŞİMDİ DİRENİŞ!

Patronların ve hükümetlerinin genel saldırısını durduralım. Mücadeleci sendikalar için – Kazanımlarımızı savunmak için!” başlığı altında bir imza kampanyası (yan sayfaya bkz.) başlatıldı. Kampanyayı başlatan mücadeleci işyeri ve sendika temsilcileri, bu metin aracılığıyla tartışmayı bütün işkollarına yaymayı hedefliyorlar.

Ver.di tabanında da hoşnutsuzluk giderek artıyor. Kongre sürecinde olan Ver.di sendikasının yapılan onlarca toplantısında, delegeler, “neden harekete geçmiyoruz. Saldırılar pazar konuşmalarıyla geri püskürtülemez, sokağa çıkmak zorundayız” diye tartışma başlattılar.

21 Eylül günü otomotiv sanayisinin yüzlerce fabrikada yapılacak grevler ve 26 Eylül’de Almanya’nın 15 şehrinde sosyal saldırılara karşı yapılacak kitle gösterileri tabanın baskısıyla gündeme geldi. Sendika bürokratlarının böyle bir niyetleri yoktu!

Şüphesiz birkaç saatlik iş bırakmayla ve bir günlük kitlesel gösteriler karşısında sermaye ve hükümeti geri adım atmayacaklar. Sözü edilen imza kampanyasını başlatan mücadeleci işçiler, “bu eylemler uzun soluklu mücadelemiz için başlangıç olacak” diyorlar. Bu başlangıç ne kadar güçlü geçerse devamı da o kadar güçlü olabilir.

Close