Almanya’da sendika, bilim ve kültür dünyasından 200’ü aşkın kişi, ekonomik varlıkların toplumsal mülkiyete geçirilmesi hakkının korunmasını istedi. İmzacılar, Berlin’deki büyük konut şirketlerini kamulaştırma girişimlerinin federal bir yasayla engellenmesine karşı çıktı.
Bilim, kültür ve sendika çevrelerinden 200’ü aşkın isim, kamulaştırma hakkının korunması talebiyle açık mektup yayımladı. İmzacılar, federal hükümete Almanya Anayasası’nın 15’inci maddesini etkisiz hâle getirecek bir yasal düzenlemeden vazgeçme çağrısında bulundu. Taz gazetesinin haberine göre, yayınlanan açık mektupta kamulaştırmayı engellemeyi amaçlayan bir yasanın anayasal açıdan sorunlu olacağı savunuldu. Ekonomist Isabella Weber, Birleşik Hizmet Sendikası (ver.di) Genel Başkanı Frank Werneke, IG BAU Genel Başkanı Carsten Burckhardt ile oyuncular Corinna Harfouch ve Katharina Thalbach da mektubu imzalayanlar arasında yer aldı.
Berlin’deki konut planları tartışmanın merkezinde
Tartışmanın odağında Berlin’de büyük özel konut şirketlerinin mülkiyetindeki konutların kamulaştırılması planı bulunuyor. Berlin’deki koalisyon görüşmelerde Sol Parti, Yeşiller ve Sosyal Demokrat Parti (SPD), büyük konut şirketlerinin elindeki konutların kamu mülkiyetine geçirilmesi konusunda uzlaşmaya vardı.
Plan kapsamında şirketlerin 10 bin konuta kadar mülkiyetlerini koruyabilmesi, bunu aşan konutların ise tazminat karşılığında ortak mülkiyete devredilmesi öngörülüyor. Daha önce 3 bin konut sınırının gündeme geldiği, ancak bu seçeneğin SPD’nin desteğini alamadığı belirtiliyor. Düzenlemeye ilişkin yasa tasarısının 2028 ortasına kadar hazırlanması hedefleniyor.
Federal hükümet ise Berlin’deki girişimin önünü kesebilecek yeni bir yasal düzenleme üzerinde çalışıyor. Başbakan Friedrich Merz’in liderliğindeki Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ve Sosyal Demokrat Parti’den oluşan federal koalisyon, söz konusu planları engelleme niyetini daha önce açıklamıştı. Ancak bunun hangi hukuki yöntemle yapılacağı henüz netleşmiş değil.
“Anayasal değişiklik olmadan engellenemez”
Açık mektubun imzacıları, federal hükümetin eyaletlerin kamulaştırma girişimlerini yasaklamasının veya bu girişimleri ağır koşullara bağlamasının Anayasa’nın 15. maddesini fiilen işlevsiz bırakabileceğini belirtiyor. Mektupta, böyle bir müdahalenin anayasa değişikliği için gereken Federal Meclis ve Federal Konsey’deki üçte iki çoğunluk sağlanmadan gerçekleştirilmesinin hukuka aykırı olacağı savunuluyor.
İmzacıların gerekçeleri yalnızca hukuki çerçeveyle sınırlı da değil. Mektupta, Almanya Anayasası’nın 1949’da hazırlanırken ekonomik gücün kötüye kullanılmasının ve Nazi döneminde Yahudilerin mülklerine el konulmasının yarattığı tarihsel deneyimlerin de dikkate alındığı vurgulanıyor.
Anayasa’nın 14. maddesi özel mülkiyeti güvence altına alırken, mülkiyetin topluma karşı sorumluluk taşıdığını da belirtiyor. 15. madde ise toprak, doğal kaynaklar ve üretim araçlarının kamusal mülkiyete geçirilmesine olanak tanıyor.
Ekonomist Isabella Weber ekonomik gücün belirli ellerde yoğunlaşmasının demokrasi açısından taşıdığı risklere dikkat çekerken, kamulaştırma olanağının anayasal güvence altında tutulması, ekonomik gücün toplum yararına yeniden düzenlenebilmesi açısından önemli olduğunu ifade ediyor.
2021’deki referandum hatırlatıldı
Açık mektupta Berlin’de 2021 yılında yapılan referandum da önemli bir dayanak olarak gösteriliyor. Referandumda, 3 binden fazla konuta sahip özel şirketlerin konutlarının kamulaştırılması önerisine seçmenlerin yaklaşık yüzde 60’ı destek vermişti. İmzacılar, halkın demokratik süreçte ortaya koyduğu iradenin daha üst düzeyde alınacak bir kararla etkisizleştirilmesinin, ekonomik çıkarların söz konusu olduğu durumlarda seçmen iradesinin dikkate alınmadığı yönünde bir mesaj vereceğini savunuyor.
Federal hükümetin kamulaştırmayı engellemek için Anayasa’da yapmayı planladığı düzenlemenin ayrıntıları henüz açıklanmadı. Federal İçişleri Bakanlığı, hükümet içindeki değerlendirmelerin sürdüğünü açıkladı. Federal Adalet Bakanı Stefanie Hubig ise kamulaştırmalara ilişkin eleştirel yaklaşımına rağmen, bunları engelleyecek bir yasanın anayasal açıdan kolayca çözülebilecek bir mesele olmadığını belirtti.
Tartışmanın önümüzdeki dönemde hem hukuk hem de konut politikası alanlarında Almanya’nın gündeminde kalması bekleniyor. (YH)

