YÜCEL ÖZDEMİR
ABD, Kanada ve Meksika’da devam eden Dünya Futbol Şampiyonası vesilesiyle milliyetçilik, ırkçılık ve göçmenler üzerinden tartışmalar bir kez daha alevlendi. Dünya çapında aşırı sağın, ırkçılığın yükseldiği günümüzde milli takımların başarısıyla “ulusal üstünlük” arasında bağlar kurularak, futbol yine bir oyun olmaktan çıkarıldı, uluslar arasındaki rekabet sahasına düştü. Üzerinde milliyetçiliğin sosyal, politik ve kültürel bakımdan yeniden pompalandığı milli takımların, artık etnik bir topluluğu temsil etmekten çok, ülkeyi temsil ettiği gerçeği ise görmezden geliniyor.
Kuzey Amerika’daki turnuvaya katılan takımların kadroları incelendiğinde, futbolun artık bir ulusal kimliği temsil etmediği, milli takımların kadrosunda çok sayıda göçmenin olduğu görülüyor. Bu nedenle okunan ulusal marşlar milli takımların ruhunu ve yapısını yansıtmıyor. Ama sistem buna ihtiyaç duyduğu için ısrarla bir ulus için söylenen, çoğu milliyetçi-ırkçı içerikteki marşlar söylenmeye devam edilyor.
İtalyan spor dergisi Rivista Undici’nin verilerine göre, bu turnuvada doğduğu ülkenin dışında bir milli takım forması giyen 289 futbolcu bulunuyor. Bu, Dünya Kupası tarihinin en yüksek rakamı.
Örneğin Fransa Milli Takımı’nın kadrosundaki 26 futbolcudan 21’i Afrika asıllı. Bu listeyi 15 oyuncuyla İngiltere, 14 oyuncuyla Hollanda ve 11 oyuncuyla İsviçre takip ediyor. Turnuvaya hızlı başlayan Almanya’nın ise kadrosunun yarısından fazlası göçmen kökenli.
Mediendienst’in araştırmasına göre, 2026 Dünya Kupasında Alman milli takımında yer alan 26 oyuncunun 14’ü, yani yüzde 54 göçmen kökenli. Bu oran Almanya’da düzenlenen 2024 Avrupa Şampiyonası’nda bu oran yüzde 35 idi. 2025’te ülke genelinde göçmenlerin nüfus içindeki oranı yüzde 31,1 olduğu göz önünde bulundurulduğunda oran epey yüksek.
Bu kupada Alman milli takımının formasını giyen göçmen kökenli futbolcular şunlar: Deniz Undav (Türkiye), Nadiem Amiri (Afganistan), Antonio Rüdiger (Sierra Leone), Leroy Sané (Senegal), Jamal Musiala (Nijerja), Jonathan Tah (Fildişi Sahili), Malick Thiaw (Senegal), Nathaniel Brown (ABD), Felix Nmecha (Nijerya), Assan Ouédraogo (Burkina Faso), Aleksandar Pavlović (Sırbistan), Waldemar Anton (Özbekistan).
Alman milli takımında forma giyen ilk Türkiye kökenli futbolcu Mustafa Doğan olmuştu. Doğan 1999 yılında dönemin Almanya Teknik Direktörü Erich Ribbeck tarafından kadroya davet edilmiş ve Almanya formasıyla ilk maçına 30 Temmuz 1999‘de, Konfederasyon Kupasında Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı çıkmıştı. Bugün AKP MYK üyesi olan Mesut Özil de Almanya’yı dünya şampiyonluğuna taşıyan kadro içinde yer almıştı.
Göçmen kökenli futbolcuların Alman milli takımının başarısında büyük bir payı bulunuyor. İlk iki maçı kazanan Almanya’da en dikkat çekici olan Kürt kökenli Deniz Undav’ın attığı goller oldu. Göçmen kökenli futbolcuların başarısı önyargıların kırılmasına vesile olurken, göçmen kökenli futbolcular tarafından atılan her gol aynı zamanda ırkçıların, milliyetçilerin kalesine atılmış sayılabilir.
“MİLLİ OLMAYAN MİLLİ FUTBOLCU TRANSFERİ”
Dünya kupası maçları sırasında daha çok göçmen kökenli futbolcuların durumu üzerinde durulurken, doğmadıkları ülke için milli formayı giyenlerin sayısı da bir hayli. Tarihinde ilk kez bu sahneye çıkan, ilk maçında Almanya’ya karşı 7-1 yenilen Karayipler temsilcisi Curaçao’nun kadrosunun neredeyse tamamı Hollanda doğumlu göçmenlerden oluşurken, 52 yıl sonra geri dönen Haiti’nin gücü ABD, Kanada ve Fransa’daki diaspora futbolcularına dayanıyor. Yeşil Burun Adaları ise Portekiz ve Fransa’da büyüyen çocuklarıyla turnuvanın en renkli hikayelerinden birini yazıyor.
TÜRK MİLLİ TAKIMINDAKİ GÖÇMENLER
Benzer bir durum Türk milli takımı için de geçerli. 26 kişilik milli takım kadrosunda yer alan Kaan Ayhan Gelsenkirchen, Mert Müldür Viyana, Ferdi Erenay Kadıoğlu Arnhem (Hollanda), Hakan Çalhanoğlu Mannheim, Orkun Kökçü Haarlem, Salih Özcan Köln, Oğuz Aydın Lahey, Can Yılmaz Uzun Regensburg, Kenan Yıldız Regensburg, ve Deniz Daniel Gül Stockholm doğumlu. Çoğu yurtdışında oynayan bu futbolcuları da Türk milli takımında oynayan göçmenler olarak değerlendirmek gerekiyor. 24 yıl aradan sonra büyük umutlarla Kuzey Amerika’ya gönderilen mili takım, ilk iki maçında yenilerek beklentilere yanıt veremedi.
Türk milli takımında oynayan göçmen kökenli futbolcuların katkısı elbette büyük. Avrupa’da doğup büyüyen, Türkiye’de sadece milli takım hazırlıkları nedeniyle gidenlerin önemli bir kısmının Türkçe konuşmakta zorlandığı da biliniyor. Bu nedenle sadece “soy”a bakarak takımın gerçek anlamda bir milli takım olduğu söylenemez.
Milli takımın bu bileşimi Türk milliyetçilerinin “saf soy” veya “homojen kültür” iddialarını yeşil sahada tamamen çürütüyor. Benzer bir durum diğer ülkeler için de geçerli. Bugün bir ulusun bayrağını göklere çıkaran goller, çoğunlukla o ulusun dışladığı, gettolara mahkum ettiği veya sınır kapılarında beklettiği göçmen ve mülteci ailelerin çocuklarından geliyor. Bu nedenle milli takımların bir ulusu değil bir ülkeyi temsil ettiği gerçeği bir kez daha kanıtlanıyor.
YEŞİL SAHADA ZENGİNLİK, DIŞARIDA IRKÇILIK VE AYRIMCILIK
Yeşil sahadaki bu çok kültürlü zenginlik, turnuvanın en büyük ev sahibi olan ABD’de esen siyasi rüzgarlar tamamen farklı bir yöne savruluyor. Başkan Donald Trump yönetiminin yürürlüğe koyduğu sert göçmen politikaları, sınır dışı operasyonları ve seyahat yasakları, turnuvayı jeopolitik bir gerilim hattına taşımış durumda. Uluslararası Af Örgütü ve ACLU gibi 120’den fazla örgüt, turnuva öncesinde ciddi uyarılarda bulunarak bir “korku iklimi” yaratıldığına dikkat çektiler. Nitekim seyahat yasakları ve katı vize politikaları nedeniyle Haiti, İran, Senegal ve Fildişi Sahili gibi ülkelerden gelmek isteyen binlerce taraftar ABD’deki maçları stadyumlarda izleyemiyor. Bazı takımların teknik heyetleri ve Afrikalı hakemler dahi havalimanlarında saatlerce sorgulanıp geri çevrildi.
Dallas, Houston ve Miami gibi şehirlerde yerel polisin göçmenlik bürosu (ICE) ile iş birliği yapması, tribünlerde takımlarını desteklemek isteyen yerleşik göçmen toplulukları üzerinde de ciddi bir baskı oluşturuyor. Futbol, küresel bir birleştirici olarak pazarlanırken; ev sahibi devletin milliyetçi tutumu bu birleştiriciliğin önüne kalın duvarlar örüyor.
Özetle, milliyetçiler ve ırkçılar tarafından bir kez daha halk arasında önyargıların körüklenmesi için kullanılan 2026 Dünya Kupası, modern dünyadaki en büyük açmazlardan birine bir kez daha ayna tutuyor. Milli takımlar artık bir ulusu temsil etmediği halde bu gerçek kabul edilmiyor. Ne var ki, futbolun ve futbolcunun başarısı bu gerçeği kabul etmeyenlerin yüzüne şamar gibi çarpıyor.

