Written by 09:00 POLITIKA

Merz Hükümeti’nin bir yıllık bilançosu: Göçmenlere yönelik saldırılarla geçen bir yıl

YÜCEL ÖZDEMİR

6 Mayıs 2025’de Friedrich Merz’in başbakanlığında göreve başlayan CDU/CSU-SPD koalisyon hükümetinin bir yılı, sosyal hak gaspları ve silahlanmanın yanı sıra göçmenlere yönelik saldırılarla geçti. Başından itibaren göçmenlerin var olan haklarının sınırlandırılması anlayışı üzerine kurulan hükümetin icraatları sert şekilde devam etti. Bu nedenle farklı inançlardan ve ulusal kökenlerden emekçiler arasında önyargıları körükleme politikasına karşı her zamankinden çok birlikte mücadele etmek gerekiyor.

“Perşembenin gelişi çarşambadan belli” misali, CDU/CSU-SPD koalisyon hükümeti döneminde göçmenlere yönelik başlatılan saldırılar önceki SPD-Yeşiller-FDP koalisyonu döneminde atılan adımların devamı oldu. Dönemin Başbakanı Olaf Scholz’un ilan ettiği “Büyül ölçüde sınır dışı edeceğiz” politikası, Merz tarafından sürdürüldü. Bu nedenle bir yılda alınan kararlar atılan adımlar sözde “göçmen dostu” görünen SPD’nin onayı olmadan gerçekleşemezdi.

Seçimlerin ardından CDU/CSU ve SPD arasında yapılan görüşmelerin ardından “Almanya için sorumluluk” adıyla yayınlanan koalisyon sözleşmesinin “Güvenli birlikte yaşam, göç ve entegrasyon” (Sicheres Zusammenleben, Migration und Integration) bölümünde yer alan kararlar, hükümetin dört yıl boyunca göçmenlere karşı kapsamlı saldırılar içerisinde olacağını net olarak gösteriyordu. Bu nedenle, anlaşmada yer alan ve uygulananların SPD’nin bilgisi dahilinde olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Bu temelde kısa sayılacak bir yıl içinde şu adımlar atıldı:

1- Turbo vatandaşlık kaldırıldı: Daha önceki SPD-Yeşiller-FDP koalisyon hükümeti tarafından karar altına alınan ve “Turbo Vatandaşlık” olarak bilinen üç yıl içinde Alman vatandaşlığına geçiş hakkı hemen kaldırıldı. Almanca bilen, bir iş sahibi olan ve hızlı bir şekilde entegrasyonu başaranların Alman vatandaşlığına geçişi için yapılan bu düzenleme daha çok yüksek kalifiye göçmenlere yönelikti. Görüşmeler sırasında 5 yıla düşürülen vatandaşlığa geçiş süresinin yeniden 8 yıla çıkarılması da ele alındı, ancak üzerinde anlaşmaya varılmadığı için yazılmadı. “Turbo Vatandaşlığın” kaldırılması konusunda ise hemen anlaşmaya varıldı. Vatandaşlığa geçiş için gerekli görülen yeterli gelir, yeterli Almanca bilgisi ve uyum şartlarına bir de İsrail’in varlığını tanıma koşulu eklendi. İsrail devletinin Filistin halkına yönelik uygulamalarını eleştiren kişiler arasında Alman vatandaşlığı verilmeyenlerin sayısı arttı.

2- Sığınma hakkı rafa kaldırıldı: Alman hükümetinin de baskısıyla hazırlanan Avrupa Ortak Sığınma Sistemi (GEAS) ile iltica hakkı fiilen rafa kaldırıldı. 12 Haziran’da yürürlüğe girecek ve Almanya tarafından da kabul edilen pakta göre, iltica başvurusunda bulunmak üzere yola çıkanlar sınırdan çevrilebilecek. Sınırlarda kampların kurulmasını da öngören düzenlemenin özünü asıl olarak savaşın, çatışmanın, açlığın ve sefaletin sürdüğü ülkelerden daha az insanın Avrupa’ya ulaşmasını engellemek. Hükümet kurulur kurulmaz ilk vaatlerinden birisi GEAS anlaşmasını onaylamak oldu. Bu kapsamda sorunsuz şekilde sınırdışıların yapılacağı “güvenli ülkeler” sayısı da arttırıldı. Bu kapsamda ilk olarak Cezayir, Hindistan, Fas ve Tunus’u güvenli menşe ülkesi ilan edildi. Son beş yıldır sığınma kabul oranı yüzde beşin altında kalan ülkeler güvenli menşe ülkesi olarak sınıflandırılmaya başlandı.

3- Sınır dışılar rekor düzeye çıktı: Hükümet sözleşmesinde üzerinde en çok durulan iltica hakkının sınırlandırılması ve kitlesel sınır dışılar bu hükümet tarafından hayata geçirildi. Bu nedenle sınırdışılar rekor düzeyde attı. Federal Hükümet tarafından verilen bilgilere göre 2025’te toplam 22 bin 787 mülteci dışı edildi. Bu rakam, bir önceki yıla kıyasla yaklaşık yüzde 13’lük bir artışa tekabül ediyor. Sınır dışı anlamına geliyor. 5 bin 377 kişi Dublin III Sözleşmesi kapsamında bir AB ülkesine gönderildi. Sınır dışılar en fazla Türkiye’ye (2.297), Gürcistan’a (1.690) ve Dublin Sözleşmesi kapsamında İspanya’ya (1.162) yapıldı. Sınır dışı edilen kişilerin yüzde 21’i kadın, yüzde 16’sı ise reşit olmayan çocuklardı.

4- Balkan ülkelerinden gelen göçmenlerin sayısı 25 bin ile sınırlandırıldı. 1 Ocak 2021’de işçi ihtiyacına bağlı olarak Almanya’da yürürlüğe konulan “Batı Balkan Düzenlemesi” altı Batı Balkan ülkesinin vatandaşları için Alman işgücü piyasasına ayrıcalıklı erişim imkânını sağlamıştı. Bu düzenleme, tanınmış bir mesleki yeterliliğe bakılmaksızın her türlü istihdam için kapıları açıyordu. Yeni hükümet aldığı kararla kapıyı önemli ölçüde kapatmış oldu.

5- Aile birleşimi rafa kaldırıldı: CDU/CSU-SPD koalisyon hükümetinin hayata geçirdiği bir diğer önemli hak gasbı ise aile birleşimini engelleme ve sınırlama oldu. Bu kapsamda ilk olarak sınırdışı edilemeyen ve ikincil koruma hakkına sahip olan mültecilere aile birleşiminin iki yıllığına askıya alınması kararı alındı. Sözde “Hristiyan aile değerlerine” bağlı olduğunu ileri süren partiler böylece ailelerin parçalanmasının da altına imza atmış oldu.

6- Entegrasyon kurslarında kısıtlama: Koalisyon sözleşmesinin 69. sayfasında “Entegrasyona daha fazla yatırım yapmak ve entegrasyon kurslarını sürdürmek istiyoruz” diye yazan hükümet bu yılın başında entegrasyon kursları bütçesinde önemli kısıtlamalara gitti. Buna göre Ukraynalılar, iltica süreci devam edenler, “Duldung” (geçici oturum müsaadesi) statüsündekiler, Ukrayna’dan gelen mülteciler ve bazı AB vatandaşları için kurs ücretleri ödenmeyecek. Bu kararın siyasi sorumlusı ise Federal İçişleri Bakanlığı ve onun başındaki CSU’lu Alexander Dobrindt. Resmi gerekçe olarak da bütçe açığı gösterildi.

7- “Stadtbild” tartışması: Hükümet sadece yaptığı yasal düzenlemeler ve aldığı kararlarla göçmenlere ve mültecilere karşı adımlar atmadı, aynı zamanda yaptığı açıklamalarla önyargıları körükledi. 23 Şubat’ta yapılan erken genel seçim öncesindeki seçim kampanyası sırasında sosyal sorunların üzerini örtmek için göçmenler ve mülteciler tartışmasını alevlendiren ve yarış içerisine giren sermaye partileri seçimlerden sonra da aynı havayı sürdürdüler. Başbakan Merz’in yaptığı “göçmenler kentlerin görünümünü bozuyor” açıklaması bunun en somut örneklerinden birisi oldu. Merz, Ekim 2025’te “şehir manzarasının” göçmenler tarafından bozulduğunu, genç kızların belli yerlerde rahat hareket edemediğini iddia etti. Buna karşı on binlerce insanın katıldığı büyük gösteriler düzenlendi. Gelen tepkiler üzerine Merz asıl olarak suç işleyen ve oturum statüsü bulunmayan göçmenleri kast ettiğini açıklamak zorunda kaldı. Ancak asıl maksadın bütün göçmenler olduğu gerçeği halen ortada.

8- Sonuç: Bir yıl içerisinde göçmenler ve mülteciler alanında yapılan hak kısıtlamalarına ve sınırlandırmalarına bakıldığında, işbaşındaki hükümetin pek çok temel hakkı ortadan kaldırdığı söylenebilir. Aşırı sağcı partinin oylarını artırmasına karşı atıldığı ileri sürülen bu adımlar, bu partiyi zayıflatmak yerine güçlendirdi. Gerçekten de AfD’nin söylediklerini kopyalayarak aşama aşama hayata geçirdiler. Göçmenler ve mültecilere yönelik hak gaspları asıl olarak ırkçılık ve milliyetçiliğin, emekçiler arasındaki bölünmenin derinleştirilmesinin sadece AfD’ye özgü bir politika olmadığını, sermayenin diğer partilerinin de aynı yönde ilerlediğini gösteriyor. “Göçmen dostu” kesilen SPD’nin de bütün adımların parçası olması bu partinin, sosyal alanlarda olduğu gibi göç ve mülteciler politikasında da gerici bir çizgiye sahip olduğunu bir kez daha gösteriyor. Bütün bunlar mevcut hükümetin uyumu ve birlikte yaşamı kolaylaştırmak yerine zorlaştıracağına işaret ediyor.

Close