Written by 11:00 POLITIKA

Merz’in bir yıllık icraatları: Militarizm, milliyetçilik, sosyal hakların tasfiyesi

YÜCEL ÖZDEMİR

Avrupa’nın en büyük ekonomisine sahip Almanya’da geçen yıl şubat ayında yapılan erken seçimlerden sonra Friedrich Merz’in başbakanlığında kurulan Hristiyan Birlik Partileri (CDU/CSU) ile Sosyal Demokrat Parti (SPD) koalisyon hükümeti mayıs ayının ilk haftasında birinci yılını dolduruyor.

Dünya, Avrupa ve Almanya’daki ekonomik gelişmeler, ABD’li finans tekeli BlackRock’tan şansölyeliğe transfer edilen Merz’in, askeri harcamaları arttırma ve sosyal haklarda kısıtlama konularında önemli adımlar atacağı az çok öngörülebiliyordu.

Merz daha başbakanlık olduğuna oturmadan, eski meclisle Anayasa değişikliği yaptırarak, bütçede borç frenini kaldırırken, asıl maksadın askeri harcamaların önündeki engelleri kaldırarak Avrupa’nın en büyük askeri gücü olmak istediğini gizlemiyordu. Bir yıllık sürede bu konuda epey mesafe katedilmekle birlikte, henüz hedefe varılmış değil.

Almanya, Merz’in başbakanlığında kısa sürede NATO’nun belirlediği yüzde 2 şartı yerine getirirken, askeri harcamaları 90 milyar euronun üzerine çıkarmış, NATO’nun bu şartı gayri safi milli hasılanın yüzde 5’ine çıkarmasına da onay vermişti. Yeni hedef 2029’a kadar askeri harcamaları 150 milyar euroya çıkarmak.

Göçmen ve mülteci düşmanlığına Merz’in ağzından “Stadtbild” tartışmasıyla devam edilirken, bu durumun en çok aşırı sağcı AfD’nin işine yaradığı son yerel seçimlerde bir kez daha görüldü. Son anketlere göre, AfD ülke genelinde birinci parti. Sadece bu durumun kendisi bile işbaşındaki hükümete ve başbakana tepkinin arttığını ve AfD’nin bir alternatif olarak önce çıktığını gösteriyor.

Ve aşırı sağın yükselişi bu nedenle kolay bir şekilde çözülebilecek durumda değil. Çünkü, Almanya’nın sorunları bir yıl öncesinde göre hafiflemek yerine daha da ağırlaştı. Süddeutsche Zeitung’dan Henrike Foßbach’ın da dikkat çektiği gibi, “Ülke, iki krizin ortasında. Ortadoğu’daki savaşın yol açtığı akut kriz ve zayıf büyüme rakamları, yüksek vergiler, sanayide yaşanan işten atmalar ve yetersiz altyapı ile kendini gösteren yapısal kriz.” (21.04.2026)

Askeri harcamaları artırmayla sosyal hakları budama arasındaki bağlantının tahterevalli misali olduğu bu süreçte net olarak görüldü. Askeri harcamalar arttıkça sosyal haklar azalıyor. Sosyal hakların görece iyi olduğu dönemlerde ise askeri harcamalar düşüktü. Yani, kapitalizmde hem askeri harcamaları arttırma hem de sosyal hakları iyileştirme birarada olamıyor, olması da ekonomik olarak mümkün değil.

Emperyalist paylaşında rol kapmak için askeri harcamaların arttırılmasına hız veren Merz hükmeti, kazanılmış sosyal haklara yönelik geniş kapsamlı bir saldırı dalgası mesajını “Reform Sonbaharı” sloganıyla vermişti.

Yapılması planlar önce soyut olarak adlandırılarak toplum psikolojik açıdan kısıtlamalara hazırlanırken, ardından sosyal yardım, sağlık ve sosyal alanlarda yapılacak kesintiler “uzman komisyonlarının” tavsiyesiyle ilan edildi. Yakında bunlara bir de emeklilikte yapılacak kesintiler de eklenecek. Bundan anlaşılması gereken emeklilik maaşlarının sosyal yardım düzeyine indirecek bir planın yapıldığı… Yani, emeklilikte “iyi yaşam standardı” olmayacak. Keza, Merz her fırsatta yaşlılıkta çalışmaya devam edilmesi gerektiğini savunmuş, emekli olduktan sonra çalışmaya devam edenlerin aylık iki bin euroya kadar olan gelirlerinin vergiden muaf kalması için bir düzenleme de yapmıştı.

Sarf edilen sözler “sosyal devlet” olmanın en önemli ayaklarından biri olan emeklilik ve yaşlılıkta insanca yaşam bir yana bırakılıyor. Yeni düzenlemelerle yaşlılara yoksulluk dayatılacak ve insanlar mecburen çalışmaya zorlanacak. Bugün bile Almanya’da 65 yaşın üzerindeki her dokuz kişiden biri yoksulluk içinde yaşıyor. 2024 verilerine göre ise 75 yaşın üzerindeki her beş kişiden biri yoksulluktan etkileniyor.

Değişik alanlarda yapılması planlanan kapsamlı sosyal saldırı paketlerine her ne kadar hükümet henüz bir isim vermezse de sermaye örgütleri “Ajanda 2035” diye adlandırılmaya başlandı. Hem de Mart 2003’de dönemin SPD-Yeşiller koalisyon hükümetinin yürürlüğe koyduğu “Ajanda 2010”a göndermelerde bulunularak… Ajansa 2010, gerçekten de Almanya’da işçi sınıfının kazanımlarının budanması açısından İkinci Dünya Savaşından sonra bir dönüm noktası olma özelliği taşıyor.

İşçi ücretlerinin düşürülmesi, işsizlere yönelik çok sert yaptırımlar, düşük ücretli işlerin önünü alabildiğince açtı. Almanya, sermaye için tam anlamıyla ucuz emek cenneti haline getirildi. İşsiz kalmama adına insanlar günde birkaç işte çalışmaya başladı. Sol Parti’nin (Die Linke) soru önergesine hükümet tarafından bir süre önce verilen yanıta göre yaklaşık 10 milyon çalışan saatte 16 euronun altında, 5 milyon çalışan ise saatte 14 euronun altında bir ücretle çalışıyor. Artan hayat pahalılığı, enerji fiyatları ve yerinde sayan ücretler gelecek korkusunu ve endişesini arttırırken, tekeller, özellikle de silah tekelleri kazanmaya devam ediyor.

Gelinen aşamada, sermayenin Ajanda 2010 ile yok edemediği, halen kırıntılar halinde kalan sosyal hakların tasfiyesi için Merz eliyle kapsamlı saldırılar için düğmeye basıldığı anlaşılıyor. Ajanda 2010, Almanya’da önemli sosyal ve siyasal sarsılmalara yol açtı. Yüzbinlerce emekçinin haftalar süren protestolarına sahne oldu. O dönemki koalisyonun büyük ortağı SPD, çözülme sürecine girdi. Bunun üzerine dönemin Başbakanı Gerhard Schröder, partiyi kurtarma adına erken seçim kararı aldı. Ancak bu da kurtarmadı ve 16 yıl süren Merkel döneminin başlamasına yol açtı.

Açıklanan ya da açıklanması planlanan saldırıların ilan edilmesi durumunda sendikalardan başlayarak yeniden bir sokak hareketinin ortaya çıkıp çıkmayacağı henüz belirsiz. Ancak mutlaka tepkiler olacaktır. Koalisyonun büyük ortağı CDU/CSU ve Merz bu tepki ve hoşnutsuzluk nedeniyle güç kaybedebilir. Koalisyonun küçük ortağı SPD de küçülmeye devam edecek.

Mevcut hükümetin güç kaybetmesinden en çok yararlanan partinin aşırı sağcı AfD olduğunu son eyalet seçimleri de göstermişti. Bu nedenle, sokak hareketi yükselmediği, yeni toplumsal bir dinamik ortaya çıkmadığı takdirde, aşırı sağın güç toplamaya devam edeceği anlaşılıyor. Ancak, ekonomik, sosyal ve siyasal koşullar yeni bir toplumsal hareketin ortaya çıkabileceğini gösteriyor. Bunun nasıl ortyaya çıkacağı ise ülkedeki ilerici güçlerin, sendikaların tabanındaki muhalefetin alacağı tutuma bağlı.

Close