YÜCEL ÖZDEMİR
81 yıl önce bugün Berlin’de, İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın sonunu getiren, faşist Alman ordusu Wehrmacht’ın yenilgiyi kabul edip Sovyet Kızıl Ordu’nun zaferini tescilleyen anlaşmanın altına imzalar atıldığında, insanlığın en büyük dileği bir kez daha asla aynı yıkımların, kıyımların yaşanmaması idi.
Çünkü, Hitler faşizminin Polonya’ya saldırmasıyla başlayan ve altı yıl süren emperyalist savaş, 50 milyondan fazla insanın canını aldı, kentleri ve köyleri yok etti, toplama kamplarının kurulmasına yol açtı. Bu savaştan sonra en çok sarf edilen söz “Nie wieder!” (Bir daha asla!) oldu. 8 Mayıs’ın insanlık için bir “dönüm noktası” olması temenni edildi.
8 Mayıs’ı 9 Mayıs’a bağlayan gece Wehrmacht’ın kayıtsız şartsız yenilgiyi kabul ettiği imzaların atıldığı Berlin-Karlshorst’taki kışla, bu tarih unutulmasın diye müze haline getirildi. Bugün de her yıl on binlerce insan tarafından ziyaret ediliyor.
Halklar açısından tarihin belleği canlı bir şekilde yaşamaya devam ediyor. Bugün Almanya’nın dört bir yanında on binlerce genç silahlanmaya, militarist politikalara, zorunlu askerliğe karşı çıkmak amacıyla ders boykotu yaparak sokağa çıkacak.
Halkların, gençliğin geçmişteki büyük savaşlardan çıkardığı dersler, militarizme ve savaşa karşı çıkma olurken, genel olarak kapitalist devletlerin yönetici sınıflarının tarihten ders çıkarmadığı açık. Bunu en çok da 8-9 Mayıs 1945’te Karlshorst’ta İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesi için imza atan, el sıkışan devletlerin devamcıları için söylememiz gerekiyor.
81 yıl önce kayıtsız-şartsız yenilgiyi kabul eden Almanya, bugün yeniden Avrupa’nın en büyük ordusu olmak için adım adım ilerliyor. Askeri harcamalar rekor düzeyde artırılırken, ordunun modernizasyonu hızlandırıldı. Asker sayısından bağımsız Alman ordusunun günümüzde Avrupa’nın en modern silahlarla donanmış ordularından biri olduğu söylenebilir. Ayrıca, eskiden tabu kabul edilen, ekonomik çıkarların askeri yollarla korunması ve yurt dışına asker gönderme, 1990’lı yıllardan sonra normalleştirildi. Litvanya’da 5 bin asker kapasiteli kalıcı bir üssün kurulması atılan adımların zirvesi oldu.
Son birkaç yılda yaşananlar, Almanya’nın geçmişte olduğu gibi, bugün ve gelecekte ekonomik ve siyasi nüfuz alanını genişletmek için askeri gücünü daha fazla kullanacağını gösteriyor. Askeri alandaki güç biriktirme adeta iki dünya savaşı öncesindeki hareketlenmeye benziyor. Bu nedenle sermaye siyasetçileri ve basını her fırsatta, Alman ordusunun Avrupa’nın en büyük konvansiyonel askeri gücü olması çağrısında bulunuyor. Alman silah tekelleri üretime hız vererek büyüyor. Ukrayna savaşı, Rusya tehdidi ve ABD’nin Almanya’daki askerlerinin bir kısmını çekeceğini açıklaması, bütün bunlara dolgu malzemesi yapılıyor.
Hepsi, girilecek savaşları kazanma, düşmanları püskürtme adına yapılıyor. Ancak, bugünden geçmişe bakıldığında masa başındaki hesapların sahada tutmadığı da görülüyor. Faşist Alman ordusu, önce Polonya’ya sonra Sovyetler Birliği’ne (SSCB) saldırdığında, kısa sürede galip geleceğinin hesabını yapıyordu. Hesabın Polonya’da tuttuğu söylenebilir. Ancak, Kızıl Ordu’yu yenip Hazar havzasına uzanma hayalleri Stalingrad’da son buldu.
24 Şubat 2022’de Ukrayna’ya saldıran Rusya da kısa sürede Kiev’i ele geçirip, rejimi teslim alacağını umuyordu. Ancak, Kremlin’de masa başında yapılan hesaplar sahaya uymadı ve Batı’nın tam desteğini alan Ukrayna beklenmedik bir direniş ortaya koydu. Dört yıldır süren savaşın bitirilmesi adına atılan adımlardan bir sonuç çıkmış değil. Kısa sürede çıkması da beklenmiyor. Bugüne dair tek olumlu olan, Rusya ve Ukrayna’nın 8-9 Mayıs 1945’in hatırına iki günlük ateşkes ilan etmesi. Ama iki gün sonra kaldıkları yerden savaşa devam edecekler…
Masa başındaki savaş planlarının sahada karşılık bulmadığının bir diğer örneği şu sıralar İran’da yaşanıyor. 28 Şubat’ta başlayan savaşın üzerinden iki aydan fazla bir süre geçti. Halbuki ABD Başkanı Trump ve kurmayları “2-3 hafta” diye süre de vermişti. Gelinen aşamada, Hürmüz Boğazı’nın ABD için geçilmez bir darboğaza dönüştüğü söylenebilir. Dahası, ABD, İran’da çıkması zor bir bataklığa saplanmış görünüyor. Hangi yöne adım atsa daha fazla batması muhtemel bir süreci yaşıyor.
Denilebilir ki; İran savaşı ABD’nin dünya üzerindeki egemenliğinin son bulması açısından bir dönüm noktası olmaya aday görünüyor. İran’ı yenemeyen ABD’nin eski müttefiklerini etrafında kolayca toplayamayacağı da söylenebilir.
8 Mayıs 1945’den sonraki dünya tarihini bir film şeridi gibi hızlıca gözümüzün önünden geçirdiğimizde görünen çıplak gerçek ise emperyalizm ile savaş arasındaki kopmaz bağdır. Kapitalizm var oldukça savaşlar kaçınılmaz. Kapitalist devletlerin içeride ve dışarıda egemen sınıfın çıkarları adına attığı her adım yeni savaş ve çatışmalara yol açtı ve açıyor. Bu nedenle, 8 Mayısların gerçek ve kalıcı şekilde bir kurtuluş günü olabilmesi için insanlığın kapitalizmden ve emperyalizmden kurtulması gerekiyor.

