Written by 14:06 POLITIKA

Almanya, Solingen’den ders çıkarmadı!

Yücel ÖZDEMİR
Köln

Tam 25 yıl önce, 28 Mayıs’ı 29 Mayıs’a bağlayan gece saat 02.00’de Almanya’nın Solingen kentinde Türkiye kökenli Genç ailesinin üç katlı evinden yükselen alevler bir anda dünyanın dört bir yanında duyuldu. Geçmişi karanlık Almanya’da bir kez daha Neonaziler göçmenlere ait bir evi ateşe vermiş ve ikisi çocuk olmak üzere toplam 5 kişi ateşler içerisinde can vermişti. 14 kişi de yangından yara alarak kurtulmuştu.

Dört Neonazi tarafından gerçekleştirilen saldırıya karşı günlerce antifaşistler, demokratlar, ilericiler Solingen başta olmak üzere Almanya’nın dört bir yanında gösteriler düzenlemiş, ışıklı gece nöbetleri tutmuş, insan zincirleri oluşturmuş ve bir kez daha benzer cinayetlerin olmaması için hükümete, güvenlik örgütlerine çağrılarda bulunmuştu. Saldırıyı düzenleyen Neonaziler, daha sonra suçlarını itiraf etmiş, üçü gençlik cezasına, birisi de en yüksek ceza olan 15 yıl hapse mahküm olmuştu. Cezalarını çeken katiler şimdi halkın arasında ellerini kollarını sallayarak dolaşıyorlar.

Katliamda hayatını kaybeden Saime, Hülya, Gülüstan, Hatice ve Gülsüm Genç için ise her yıl değişik anma etkinlikleri düzenleniyor. Ateşe verilen evin bulunduğu Unter Werner Caddesi’ndeki evin arsasına hayatını kaybeden her bir can için bir ağaç dikildi. Önüne ise cinayette hayatını kaybedenler için tabela yerleştirildi. Genç ailesinin çocuklarından birisinin gittiği Mildred-Scheel Meslek Okulu önünde ise büyük gençlerin katılımıyla anlamlı bir anıt dikildi. Hamile bir kadın ve bir erkek, Nazilerin sembolü olan gamalı haçı parçalarken, etraflarında binlerce halka oturtulmuş. Her halkanın üzerinde ırkçılığa ve yabancı düşmanlığına karşı mesaj vermek isteyen ünlü ve ünsüzlerin isimleri bulunuyor.

ANNE GENÇ: ÖLENE KADAR SOLİNGEN’DE KALACAĞIM

Saldırıda iki kızını, iki torunun, bir de yeğenini kaybeden Mevlüde Genç, gösterilen dayanışmadan güç alarak Alman halkıyla arasında hiç mesafe koymadı. Tersine önceki gün Köln’de düzenlenen toplantıda da söylediği gibi, “Bizim memleketimiz Almanya. Ölene kadar da Solingen’de kalacağım. Torunlarımı Solingen’de büyüttüm. Onlara hiçbir zaman nefreti ve kötülüğü aşılamadım. Burada barış içerisinde bir arada yaşamak istiyoruz. Benzer açılar bir kez daha hiç yaşanmasın” diyerek duygularını ifade ediyordu.

Başta Almanya ve Türkiye’de olmak üzere, dünyanın pek çok yerinde insanların yüreklerini yakan Solingen katliamını unutmamak için Almanya cephesinden 25 yıl içinde anıtlar dikildi, anma törenleri düzenlendi. Ancak o günden bu yana izlenen politikalarla yüzleşme, yeni katliamların olmasının önüne geçme konusunda bir arpa boyu yol alınamadı. Bunu yapmadığı için de Solingen’den sonra da göçmenlere, sığınmacılara, Alman yoksullarına karşı ırkçı saldırılar artarak devam etti. İki Almanya’nın birleşmesinden bu yana 190’ın üzerinde insan ırkçı cinayetlerin kurbanı oldu. Dahası 2000-2007 yılları arasında ırkçı terör örgütü NSU tarafından devletin istihbarat örgütlerini gözleri önünde 8’i Türkiye’den olmak üzere 9 göçmen ve bir Alman polis katledildi.

AYNI DÜŞMANCA HAVA BUGÜN DE VAR

Solingen katliamının 25. yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen toplantılar ve gösterilerde, haklı olarak dönemin siyasi koşullarına dikkat çekiliyor. Çünkü Solingen katliamı durup dururken olmamış, adeta “Geliyorum” diyen bir katliamdır. Tıpki Sivas katliamı gibi…

Yugoslavya’daki savaşın da etkisiyle Almanya’ya gelen sığınmacı sayısında yaşanan artış üzerinde medya ve dönemin hükümet partileri CDU/CSU ve FDP ile muhalefetteki SPD, “Gemi artık doldu”, “Sınırlar kapatılsın” diyerek prapaganda yapmış ve bunu gerçekleştirmek için de Sığınma Yasası, üç partinin oylarıyla Federal Parlamento’da sertleştirilmişti. Bu sertleştirme kararının alındığı 26 Mayıs 1993’den üç gün sonra, 29 Mayıs’ta ise Neonaziler, Genç ailesinin evini ateşe vermişlerdi. Öncesinde de Rostock ve Hoyerswerda da saldırılar gerçekleşmişti. Keza aynı politik atmosfer içinde 23 Kasım 1992’de Mölln’de Arslan ailesine ait ev benzer şekilde ateşe verilmiş, üç kişi katledilmişti.

GÖÇMENLERE HÂLÂ DÜŞMANCA YAKLAŞILIYOR

Almanya’nın Solingen katliamından ders çıkarmadığını gösteren olaylardan birisi ırkçı saldırıların ve cinayetlerin devam etmesi olurken ikince ise sığınmacılar ve göçmenlere karşı kullanılan söylemin aynı şekilde devam etmesi. Bugün de Suriye başta olmak üzere değişik ülkelerden gelen sığınmacılara karşı benzer içerikte düşmanca bir söylem kullanılıyor ve sığınmacı düşmanlığı ırkçı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin hızla şekilde yükselmesinde önemli bir rol oynadı.

Diğer sermaye partileri de her fırsatta sığınmacılar, göçmenler ve Müslümanları suistimal ederek, açık hedef haline getirdiler ve bunun üzerinden gerici politikalara hız verdiler.

Bu nedenle ne siyasi partiler ve basın ne de istihbarat örgütleri Solingen katliamından bir ders çıkarıp, bir kez daha benzer katliamların ve cinayetlerin olmasının önüne geçmediler.

Bugüne kadar izlenen politikalara bakıldığında geçmeleri de pek mümkün görünmüyor. Sadece yıl dönemlerinde propaganda amaçlı verilen mesajlar geriye kalıyor. Antifaşistler ise aynı taleplerini her anma etkinliğinde haykırmaya devam ediyorlar.

33 GÜN SONRA SİVAS KATLİAMI

Solingen katliamı ile 2 Temmuz’daki Sivas katliamı arasında  pek çok benzerlik ve paralellikler bulunuyor. 25 yıl içinde iktirdarda olan Türkiye hükümetleri ve onların Almanya’daki uzantıları da her yıl Solingen dolayısıyla açıklamalar yapıyor, mesajlar veriyorlar. Ancak, aynı örgütler ve hükümetler Solingen’den 33 gün sonra gerçekleşen ve 33 cana mal olan Sivas katliamı konusunda ise bir söz söylememeye özen gösteriyorlar. Her yıl Türkiye’den hükümet temsilcileri Solingen etkinliklerine katılıp bir kez daha benzer katliamların olmaması çağırında bulunurken, Sivas’a gidip bir çelenk bırakmayı dahi çok gördüler. Bu nedenle Türkiye hükümetlerinin Solingen’e gösterdikleri hassasiyetin bir benzerini Sivas katliamı konusunda göstermemeleri, ikiyüzlü yaklaşımlarını yeterince özetliyor.

Close