İnsanca yaşam umuduyla Türkiye’den Almanya’ya göç eden işçilerin ağır ve zor koşullarda çalıştığı biliniyor. Gelenlerden bir kısmı sonradan Türkiye’ye dönerken büyük çoğunluğu Almanya’da kaldı ve kök saldı. Hamm’da konuştuğumuz Hasan Basri Kütük ve Nami Tanrıöver’in göç hikayeleri göç tarihine ayna tutuyor.
YÜCEL ÖZDEMİR
İsviçreli yazar Max Frisch’in “İşgücü çağırdık, insanlar geldi” sözünü 65 yıl önce Türkiye’den Almanya’ya göç eden her işçinin hayatında can buluyor. Yoğun sağlık taramalarından geçirilerek Almanya’ya getirilen genç işgücü, bir süre tıpkı bir makine gibi kullanılıp, fabrikalarla işçi yurtları arasına sıkıştırılsa da karşılık bulmadı. İnsanca yaşam umuduyla Türkiye’den Almanya’ya göç eden işçilerin ağır ve zor koşullarda çalıştığı biliniyor. Gelenlerden bir kısmı sonradan Türkiye’ye dönerken büyük çoğunluğu Almanya’da kaldı ve kök saldı. Hamm’da konuştuğumuz Hasan Basri Kütük ve Nami Tanrıöver’in göç hikayeleri göç tarihine ayna tutuyor.
Hasan Basri Kütük, tam 54 yıl önce Almanya’ya göç etmiş. Türkiye ve Almanya’daki işçiliği, madende yaşadığı kaza sonrasında bacağını kaybetmesi, sonrasında olanlar, onu göçün hem karanlık hem aydınlık yüzünün tanıklarından biri haline getiriyor.
ÇORUM’DAN ALMANYA’YA UZANAN YOLCULUK
Çorum Dodurga’da maden ocağında çalışırken sarı sendikacılığa karşı verilen mücadeleye katılan, işçi temsilcisi seçilen Hasan Basri Kütük, askerliğinin bitmesinden sonra asıl hedefinin Kemal Türkler gibi bir sendikacı olmak olduğunu anlatıyor. Ancak yeniden iş arama çalışmaları sırasında karşılaştığı iki arkadaşının Almanya’dan söz etmesi, bir anda kararını değiştiriyor. Gittikleri İş ve İşçi Kurumu’nda madenci olarak Almanya’ya gitmek için kayıt yaptırıyorlar ve üç ay gibi kısa sürede kendilerine çağrı geliyor. Bu şekilde başlayan göç yolculuğunda Almanya’ya ayak bastığı günü hiç unutamamış. Üzerine basarak “Yıl 1973, on ikinci ayın dördü” diyor. Almanya’ya ayak bastığı o günleri şu şekilde anlatıyor: “Ben ilk önce Hamm’daki Sachsen maden odağında çalışmaya başladım. Şirket Türkiye’den madenci istediği için bizi de oraya gönderdiler. Madene indiğimde hangi meslekten olduğumu sordular. Ben de Türkiye’den araba tamir bonservisim olduğu için onu söyledim. Hemen Hagen’deki madendeki makinelerin tamir işlerine verdiler.”
MADENDEKİ KAZA HAYATINI DEĞİŞTİRDİ
Uzun yıllar madende makinelerin tamir işlerini yapan Hasan Basri Kütük, hayatının dönüm noktası sayılabilecek kazayı, henüz 40 yaşındayken, 1989’da yaşamış. O günü şu şekilde anlatıyor: “Üçüncü ayın ikisinde, gece saat 11.00’de yer altında indik. Makineleri kontrol etmeye başladık. Gelen usta başları bize kömür oluklarını tekile koyarak yukarıya çekmemizi söylediler. Altı tonluk tekili yukarı çekerken, zincirin takılı olduğu cıvata sağlam bağlanmadığı için, olduğu gibi aşağıya düştü. İnanın ki, önümdeki ağaç başı olmasaydı ben şu anda hayatta olmazdım. Bacağım altında kaldı. Hemen hastaneye kaldırdılar. Biri yedi, diğeri sekiz olmak üzere 15 ay hastanede kaldım. Bir ara öldüğümü düşünerek morga kaldırmışlar. Kendime gelip bağırınca hemşire gelip beni kurtardı, yatak odasına götürdü. İnanır mısınız, o acıları hiçbir zaman unutamadım. Hep aklımda.”
Doktorlar bir ara kazada yaralanan sağ bacağını kesmeyi düşünmüş. Ancak son anda vazgeçmiş. Aksamasına rağmen, protez yerine kendi ayağıyla yaşamaktan memnun olduğunu ifade eden Kütük, zorunlu emekli olduktan sonra hiçbir zaman Türkiye’de dönmemiş. Almanya’da kalıp çocuklarını büyütmek, okutmak adeta tek hedefi haline gelmiş. Bugün en büyük gururu, kaza geçirdiğinde küçük yaşta olan çocuklarını okutup, makine mühendisi, avukat ve endüstri mühendisi yapması.
ALMANYA BANA KÜLTÜR, BEN ALMANYA’YA BACAĞIMI VERDİM
Halen Hamm’da yaşayan Kütük, 54 yıllık Almanya’daki yaşamını şu şekilde özetliyor: “Almanya bana kültür verdi. 17 yıl boyunca işçilik yaptım. Sakat kalmamdan sonra bana ve çocuklarıma sahip çıktı. Sosyal haklarımızdan yararlandık. Ben de Almanya’ya bacağımı, sağlığımı verdim. Emeğimi verdim. 37 yıldır bir acıyla yaşıyorum. Ama umudumu, yaşam sevincimi hiç kaybetmemeye çalıştım. Almanya benim ikinci vatanım diyorum. Almanya’da benim ve çocuklarımın aldı kültürü Türkiye’de almamız mümkün değildi.”
Kütük ve eşi Mesude, Almanlarla ilişkilerini anlatırken, Almancaları iyi olmasa da güçlü bağlar kurduklarını anlatıyorlar. Çocuklarının arkadaşları ve aileleriyle kopmaz bağlara sahipler. Yaşadıkları yer büyük olmadığı için, çok sayıda Alman komşu ile iyi ilişkiler geliştirmişler. Bugün de bir şey olduğunda hemen Alman arkadaşlarını ve komşularını devreye koyuyorlar.
Hasan Basri Kütük, geçmişten bugüne Almanlarla olan ilişkilerini ise şu şekilde anlatıyor: “Almanlar ile hiç sorumuz olmadı. Komşularımızda çok iyi ilişkilerimiz var. Bugüne kadar hiçbir Almanda ‘Senin burada ne işin var’ diye bir söz duymadım. Hep saygı içerisinde olduk.”

Nami Tanrıöver / Foto: Yücel Özdemir
Yıl 1964, yaş 15: Almanya’da göç
Nami Tanrıöver’in Almanya’da göçü, bugüne kadar duyup bildiklerimizden farklı bir özelliğe sahip. 30 Ekim 1965’te Türkiye ile Almanya arasında imzalanan işgücü anlaşmasıyla asıl olarak işçiler gelmeye başlarken, Tanrıöver, anlaşmanın imzalanmasından üç yıl sonra, daha 15 yaşındayken, meslek eğitimi yapmak için Almanya’ya göç etmiş.
Tanroöver bugünden geriye dönüp, küçük yaşta Almanya’ya gelme kararını ve cesaretini şu şekilde anlatıyor: “30 Eylül 1964’te Sirkeci’den Münih’e doğru yola çıkan trene bindirildik. 15 yaşında önce Duisburg’a geldim. Meslek eğitimi yaptıktan sonra kontenjandan Hamm’a gönderdiler. Almanya’ya gelişimi babam istedi. Meslek eğitimi yapmak için geldiğimiz için biz üç arkadaşı yurt yerine Alman ailelerin yanına yerleştirdiler. Almanca’yı o şekilde öğrendim. Bize çocukları gibi baktılar. Hem Almanca öğreniyordum hem de meslek eğitimi görüyordum. Diğer arkadaşların çoğu dayanamayıp geri döndü. Ben direndim ve makine mühendisi oldum.”
KALDIĞIMA HİÇ PİŞMAN OLMADIM
Küçük yaşta Almanya’da göç etmenin kendisine özgü ayrı sorunlarının olduğunu anlatan Naim Tanrıöver, “Buna rağmen geldiğime ve Almanya’da kaldığıma hiç pişman olmadım. Çırak olarak geldiğim için geri dönüş hayalim olmadı. Aklıma koyduğum mesleği madende gerçekleştirme imkanım oldu” diyor.
Madenlerdeki güvenlik konusunda Türkiye Almanya mukayese de yapan Tanrıöver, “Manisa-Soma’daki maden ocağını önceden görme fırsatım oldu. İki ülke arasında madendeki güvenlik farkını orada çok net bir şekilde gördüm. Burada maden ocağına asansörle iniyorduk. Soma’da ilk dikkatimi çeken dağın içinden yürüyerek girmek olmuştu. Türkiye’de maalesef güvenlik görmedim. Aynı durum Zonguldak için de geçerli” diyor.
Tam 62 yıldır Almanya’da yaşayan Tanrıöver, Almanya’nın hayatındaki yerini şu şekilde anlatıyor: “Ulaşmak istediğim birçok şeyi yaptım. Madenlerde işçiler arasında dostluk çok iyiydi. Madene inince kader birliği işçileri birleştirdi. Ancak o madenlerin çoğu kapandı. Toplumda ise ilk yıllara göre büyük farklılıklar söz konusu. İlk gelenler olarak bize çok iyi davranıyorlardı. 1983’ten sonra havada bir değişim oldu.”
Tanrıverdi, 65 yıl içinde Türk Alman ilişkilerinde büyük sorunların yaşanmadığını belirtirken, “Madenlerden havaalanlarına, otomobil fabrikalarından köprülere kadar her yerde bizim de emeğimiz var. Bunun bilinmesi, hatırlanması önemli. Çocuklarımız ve torunlarımız artık Almanyalı” diyor.

