Written by 17:27 POLITIKA

Essen’de sosyal yıkıma karşı eylem

Sosyal kesintilere karşı ortak mücadele çağrısıyla 1 Haziran pazartesi günü Essen’de düzenlenen eylemde, kamusal hizmetlerdeki tasarruf politikaları ve sosyal yardım alanlara yönelik yaptırımlar protesto edildi.

Ozan Dağhan / Essen

Essen’de “Es reicht! Der Ruhrpott wehrt sich!” (Artık yeter! Ruhr Bölgesi direniyor) sloganıyla düzenlenen protesto eylemi kapsamında çok sayıda insan akşam saatlerinde Viehofer Platz’ta bir araya geldi. Alanda kırmızı bayraklar, pankartlar ve dövizler dikkat çekti. “Krizinizin bedelini biz ödemeyeceğiz! İnsanlar için koruma kalkanı” yazılı pankart, eylemin ana mesajlarından birini öne çıkarıyordu: Sosyal kesintilerin bedeli, geçim sıkıntısı yaşayanlara yüklenmemeliydi.

Eylem çağrısını Die Linke (Sol Parti), çeşitli inisiyatifler, gençlik örgütleri, sosyal kuruluşlar, Ruhr bölgesindeki parti örgütleri ve DİDF ile birlikte yaptı. Protestoda federal hükümetin planladığı sosyal kesintiler, sosyal yardım alanlara yönelik yaptırımlar, temel güvence, bakım, sağlık ve çalışma yaşamındaki hak kayıpları eleştirildi. Eylemciler, kamusal hizmetlerde tasarruf politikalarına son verilmesini ve milyarderlerden servet vergisi alınmasını talep etti.

Eylemi düzenleyenlerin bu protestoyu tek seferlik bir miting olarak görmediği daha ilk konuşmalarda kendini belli ediyordu. Essen’deki eylem, ülke çapına yayılması hedeflenen sosyal protestoların ilk adımlarından biri olarak görülüyordu. Meydanda, “Bu sosyal kesintilere artık sessizce boyun eğmeye hiç niyetimiz yok” sözleri yankılandı. Tartışma yalnızca hükümetin sosyal güvenceyi karşılayıp karşılayamayacağı sorusuyla sınırlı değildi. Daha temel bir soru öne çıkıyordu: Nasıl bir ülkede yaşamak istiyoruz?

Kortej, bayraklar, pankartlar ve sloganlar eşliğinde şehir merkezine doğru hareket etti. Kırmızı parti bayraklarının arasında göçmen örgütleri, antifaşist gruplar ve gençlik örgütleri de görünüyordu. Alandaki atmosfer mücadeleci ama düzenliydi: Katılımcılar konuşmaları dikkatle dinliyor, alkışlarla karşılık veriyor, sloganlara eşlik ediyor; bir konuşma başladığında meydanda yeniden dikkat kesiliyordu. Eylem boyunca sosyal politika soyut bir bütçe başlığı olarak değil, gündelik hayatın içinden konuşuldu: iş, kira, sağlık, bakım, eğitim ve gelecek.

‘Hiçbir şeyi değiştiremeyiz’ duygusundan kurtulmalıyız

Die Linke milletvekili ve partisinin sosyal politika sözcüsü Cansın Köktürk, katılımı güçlü bir sosyal devlete duyulan ihtiyacın göstergesi olarak değerlendirdi. Köktürk, özellikle sosyal yardım alanlara yönelik yaptırım tehditlerini eleştirdi; geçimini güçlükle sağlayan insanların daha fazla baskı altına alınmaması gerektiğini söyledi. Ona göre bu gösteri bir son değil, bir başlangıçtı.

Die Linke’den Alexandra Mehdi ise protestoların demokrasi açısından önemine dikkat çekti. İnsanların “zaten hiçbir şeyi değiştiremeyiz” duygusundan kurtulması gerektiğini belirten Mehdi, siyasetin yalnızca parlamentoda değil, sokakta ve insanların katılımıyla da şekillendiğini vurguladı: “Politika insanlar tarafından şekillendirilir.”

DİDF Gençlik: Göçmen gençler kent görüntüsü için kötü, cephede için yararlı

DİDF Gençlik Örgütü Essen’den Ekin ise konuşmasında daha geniş bir çerçeve çizdi. Sosyal yıkımı göç, silahlanma, gençlik ve çalışma yaşamıyla birlikte ele aldı. Ekin’e göre sosyal kesintiler yıllardır “başka seçenek yokmuş” gibi sunuluyor; devletin kimi hizmetleri artık karşılayamayacağı söylenerek herkesten “kemer sıkması” isteniyordu. Oysa aynı süreçte sosyal sorunlar göçmenlerin üzerine yıkılıyor ve asıl bölüşüm meselesi görünmez hale getiriliyordu. Ekin, göçmen kökenli gençlerin bir yandan sorun gibi gösterilip diğer yandan iş gücü piyasası ve Alman ordusu için ihtiyaç duyulmasını sert sözlerle eleştirdi: “Biz göçmen gençler kent görüntüsü için kötü, ama cephede işe yarar görülüyoruz.” Ekin’e göre mesele, çalışanları, göçmenleri, sosyal yardım alanları ya da mültecileri birbirine karşı konumlandırmak değil; kriz dönemlerinde kimin kazandığını ve bedelini kimin ödediğini sormaktı. Konuşmasının mesajı açıktı: Kamusal hizmetler herkes için demokratik bir hak olarak görülmeliydi.

Yeni başlayan bir sürecin havası hakimdi

Eylemde verilen mesaj, tartışmanın yalnızca sosyal yardım ya da tek tek sosyal desteklerle sınırlı olmadığı yönündeydi. Çalışma koşullarının ağırlaşmasının, bakım hizmetlerinin zayıflamasının ve kamusal altyapının yetersizliğinin birçok insanın gündelik hayatına doğrudan yansıdığı vurgulandı. Lojistikte, ulaşımda, bakım ve sosyal hizmet alanlarında çalışanlar ile kamusal desteğe ihtiyaç duyanlar için sosyal politika soyut bir kavram değil, hayatın kendisi. Bu nedenle sekiz saatlik iş gününe yönelik saldırılar, güvencesiz çalışma koşulları ve işyerlerinde artan baskı da konuşmalarda sık sık eleştirildi. Katılımcılara göre kamusal tartışmanın merkezinde, toplumsal zenginlikten kimlerin yararlandığı, krizin bedelini kimlerin ödediği ve tasarruf politikalarının neden en çok desteğe ihtiyaç duyanların hayatını etkilediği sorusu yer almalıydı.

Sonuç olarak meydanda, tamamlanmış bir etkinlikten çok yeni başlayan bir sürecin havası hakimdi. Sloganların ve konuşmaların etkisi meydanda yankılanmayı sürdürdü. Eylemin mesajı kısa ve netti: Sosyal protestolar sürecek; krizin faturası geçim sıkıntısı yaşayanlara çıkarılmayacaktı.

Close