Written by 11:00 POLITIKA

Eğitimde fırsat eşitliği: Almanya sınıfta kaldı!

Zahide Yentür / Frankfurt

Leipniz Eğitim Araştırmaları ve Eğitim Bilgileri Enstitüsü 2026 yılı itibariyle Almanya’da eğitimin başarılarını ve sorunlarını ele alan bir ulusal eğitim raporu yayınladı. “2026’da Almanya’da Eğitim” başlıklı rapor, okul öncesi eğitimden yetişkin eğitiminin çeşitli olanaklarına kadar konuyu bir çok açıdan irdeliyor. Raporda en dikkat çeken nokta, toplumdaki sosyal ve sınıfsal köken nedeniyle yaşanan eğitimdeki fırsat eşitsizliği ve göçmen kökenlilerin bundan daha fazla payını aldığı. Rapor, toplumda göç, ekonomik kriz, doğum oranları ve kadınların istihdamı konularını ele alıyor. Değişen toplumsal koşulların eğitime yansımalarını da gözardı etmiyor.

Ulusal Eğitim Raporun’da elde edilen veriler bir önceki PISA sonuçlarla örtüşürken eğitimde iyileşmelerin kaydedilmediği ve belirli toplumsal gruplar ve sınıflar açısından durumun daha da zorlaştığı ortaya çıkıyor.

Toplumsal koşullardaki değişim:

– Almanya’ya göç azalmıştır. Almanya’ya yönelik göç, artık 2015 ve 2022 yıllarında görülen tarihi zirve seviyelerine ulaşmamakta. 2024 yılında yaklaşık 430.000 kişi olan net göç dengesi, şu anda 2014 yılındaki seviyeyle aynıdır. 2008’den bu yana ilk kez, diğer AB ülkelerinden Almanya’ya taşınanların sayısı, bu ülkelere gidenlerin sayısından daha düşük. Özellikle Polonya, Romanya ve Bulgaristan’dan gelenlerin sayısında, bir önceki yıla kıyasla 2024 yılında belirgin bir düşüş yaşandı.

– 2024 yılında Almanya’da yaklaşık 21,4 milyon göç kökenli insan yaşıyordu; bu da nüfusun yüzde 26’sına denk gelmekte. Bunların yüzde 75’i kendileri göç eden, geri kalanı ise Almanya’da doğmuş göçmenlerin çocuk ve torunları.

– Doğum sayılarında belirgin düşüş: Doğum sayısı 2022’den bu yana hızla azalıyor. 2024 yılında yaklaşık 677 bin olarak gerçekleşen toplam doğum sayısı, doğum oranlarının önemli ölçüde daha yüksek seyrettiği 2010’ların ortalarında başlayan bir dönemin ardından, 2010’ların başındaki seviyelere geri döndü.

– Uzun süreli ekonomik zayıflık dönemi: Almanya’da ekonomi 2023’den beri gerilemekte. 2023 ve 2024 yıllarındaki verilere göre ayarlanmış gayri safi yurtiçi hasıla 2025’te sadece yüzde 0,2 oranında hafif bir büyüme gösterdi. Ekonomik gerileme işgücü piyasasında, işsizlik oranının 2025’te yüzde 6,3 olmasıyla da görülüyor .

– Kadınların işgücüne katılımı artmış olsa da, hala önemli bir kullanılmamış potansiyel mevcut: 2024 yılında, reşit olmayan çocukları bulunan annelerin yüzde 71’i aktif olarak çalışmaktaydı (yani ebeveyn izni veya doğum izninde değillerdi); bu oran, babalar için kaydedilen yüzde 92’ lik seviyenin oldukça altında. Ayrıca annelerin yarı zamanlı çalışma olasılığı, babalara kıyasla çok daha yüksek.

– Göçmenler, ekonomik yaşama uyumda zorluklar yaşıyor: Raporda “göçmenlerin işgücü piyasasına başarılı bir şekilde entegre olması, yaşlanan işgücünün etkilerini hafifletmek açısından hayati önem taşır” deniyor. Mülteciler genellikle önce dil öğrenimi ve uyum sürecinden geçmek zorundayken, Almanya’ya istihdam amacıyla gelen göçmenler Alman işgücü piyasasına daha özel bir şekilde hazırlanma imkânı bulabiliyor. Genel istihdam oranı ülkede kalış süresiyle birlikte artış gösterse de, cinsiyetler arasındaki belirgin farklar varlığını sürdürmekte.

Yukarıda değinilen eğitimdeki risk faktörleri yoksulluk, işsizlik, çocuğunu tek büyüten annelerin sayısındaki artış, göç ve göçmenlerin entegrasyonunda yaşanan sorunlar eğitimdeki başarısızlıklarla ilişkilendiriliyor. Hatta raporda şu nokta dikkat çekiyor: Çocuğunu tek başına büyüten ebeynlerin çocukları ile göçmen kökenli ailelerin çocukları toplumsal risk faktörlerinden aynı ölçüde olumsuz etkileniyorlar.

2024 yılında Almanya’daki her dört çocuktan biri, en az bir risk faktöründen etkilenmekte. Burada risk faktörleri; ailenin yoksulluk riski altında olması, ailede yaşayan ebeveynlerin eğitim düzeyinin düşük olması veya ebeveynlerin istihdamda yer almaması şeklinde tanımlanmakta. Bu risklerden tek ebeveynli ailelerdeki çocuklar yüzde 47 oranında etkilenmekte olup, bu oran çift ebeveynli ailelerdeki çocuklarınkine (yüzde 21) kıyasla iki katından fazladır.

Söz konusu risk, özellikle göçmen kökenli çocuklar arasında belirgindir: 54 %’lük bir oranla, bu çocukların en az bir risk faktöründen etkilenme olasılığı, göçmen kökenli olmayan çocuklara (14 %) kıyasla yaklaşık dört kat daha fazladır. Bu tür risk faktörlerinin var olduğu koşullarda büyümek, çocukların ve ergenlerin gelecekteki eğitim süreçlerini olumsuz etkileyebilir ve böylece eğitimde fırsat eşitliği açısından önemli bir zorluk teşkil edebilir deniyor. Ayrıca bu tür risk faktörleriyle karşı karşıya kalan tek ebeveynli çocuklar ve göçmen kökenli çocuklar, çocuk bakım hizmetlerine erişim konusunda sıklıkla dezavantajlarla karşılaşmakta.

Eğitime katılımda, beceri ve nitelik kazanımında sistematik farklılıklar bireysel özellikler doğrultusunda eğitim eşitsizlikleri olarak adlandırılır. Bunlar tüm eğitim yolculuğu boyunca bir bireyin eğitim biyografisinde birikebilir. Eğitim eşitsizliklerinin merkezi bir boyutu sosyal köken, yani bir kişinin büyüdüğü sosyal, ekonomik ve kültürel koşullardır.

Temel becerilerin kazanılması, ileri öğrenim, nitelik kazanma ve mesleki ve sosyal katılım için kilit bir ön koşuldur. Özellikle dil ve matematik alanındaki temel beceriler, diğer birçok konuda öğrenme için önemleri nedeniyle vazgeçilmez kabul edilir.

Ancak, sosyoekonomik bakımdan dezavantajlı ailelerden gelen öğrenciler, bu temel becerileri yeterli düzeyde edinmeme riskiyle özellikle karşı karşıyalar. En son PISA araştırmasında, en dezavantajlı hanelerden gelen 15 yaşındakilerin yüzde 39’u okumada en düşük yeterlilik seviyesine, yüzde 47’si ise matematikte en düşük yeterlilik seviyesine ulaşmıştır; bu oran en avantajlı hanelerden gelen gençlerde sadece yüzde 8.

Uluslararası karşılaştırmada, sosyal arka plana bağlı yetkinlik farklılıkları belirgin olmakla birlikte, uzun vadede değişmekte: Almanya, eğitimdeki başarıların özellikle sosyal arka plana bağlı olduğu ülkeler kategorisinde yer alıyor. Benzer bulgular ortaöğretimde de görülmekte. Uluslararası karşılaştırma, farklı okul türlerinde ilk yerleştirme yaşı ve öğrenme odaklı destek kültürü gibi eğitim sistemlerinin yapısal ve pedagojik özelliklerinin, sosyal eşitsizliklerin boyutuyla sistematik olarak bağlantılı olduğunu göstermekte. Özetle PISA’nın ikinci on yılında Almanya’da eğitim alanında herhangi bir olumlu değişiklik görülmüyor.

Close