Written by 10:57 AVRUPA

Fransa: Solda cumhurbaşkanı seçimleri adaylığı düğümü

Pierre Jacquemain
Politis/Fransa

Fransa solunda cumhurbaşkanlığı adayının belirlenmesi artık hem bir zorunluluk hem de bir tuzağa dönüşmüş durumda. “Birlik” çağrılarının arkasında ise stratejik ve ideolojik ayrılıklar sürüyor. İşte soldaki farklı seçeneklerin özeti:

Sol içinde ön seçim (primaire) fikri düzenli olarak yeniden gündeme geliyor. Bu yaklaşım, Eski Başbakan Adayı Lucie Castets çevresinde oluşturulan “Halk Cephesi 2027” girişimi tarafından savunuluyor. Aynı çizgiyi, merkez sol ve sosyal demokrat çizgideki Olivier Faure, Yeşiller Partisinin (Les Écologistes/EELV) Genel Sekreteri Marine Tondelier, sol popülist çizgideki Milletvekili François Ruffin ve eski Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) Milletvekili, bugün daha birleşik bir sol çizgiyi savunan Clémentine Autain da destekliyor. Ancak Sosyalist Parti (PS) içinde bile birlik yok. Parti içinde sosyal demokrat eğilimli Boris Vallaud’un akımı kısa süre önce yönetimden ayrıldı.

Kağıt üzerinde ön seçim yöntemi ideal görünüyor: Adayları demokratik biçimde belirlemek, seçmeni harekete geçirmek ve kazanana halk desteğiyle meşruiyet kazandırmak. 2011’de Sosyalist Partinin düzenlediği ve François Hollande’ın öne çıkmasını sağlayan ön seçim hâlâ örnek gösteriliyor. Ancak 2017 deneyiminin yarattığı travma çok güçlü. O dönemde partinin sol kanadını temsil eden Benoît Hamon ön seçimden zayıflamış şekilde çıkmış, süreç daha çok Sosyalist Parti içindeki bölünmeleri gözler önüne sermişti.

Bugün birçok kişi yeni bir ön seçimin televizyon ekranlarında açık bir iç savaşa dönüşmesinden korkuyor. Çünkü sosyal demokratlar, Yeşiller, Boyun Eğmeyen Fransa hareketi (LFI) ve daha “cumhuriyetçi” ya da “egemenlikçi” çizgiyi savunanlar arasındaki ayrılıklar artık basit görüş farklarını aşıyor. Göç, Avrupa Birliği, laiklik, Ukrayna savaşı ve ekonomi politikaları gibi konularda taraflar zaman zaman birbirleriyle bağdaşmayan dünya görüşlerine sahip.

Parti zirvesi ve dar çevre siyaseti

Bu risk karşısında bazıları başka bir yöntem savunuyor: Partiler arasında kapalı kapılar ardında bir “zirve” ya da uzlaşma süreci. Amaç, parti yönetimleri arasında asgari bir program ve uzlaşı adayı etrafında anlaşma sağlamak. Daha kontrollü ve kamuoyu önündeki çatışmaları azaltacak bir yöntem olarak görülüyor. Ancak bunun da sınırları var: Bu yöntem, solun kendi iç pazarlıklarına kapanmış olduğu görüntüsünü güçlendirebilir ve halkta gerçek bir karşılığı olmayan bir aday ortaya çıkarabilir.

Bu çizgiyi özellikle Sosyalist Parti Milletvekili Boris Vallaud, Avrupa Ekolojisi Hareketine yakın çevreci Siyasetçi Yannick Jadot, merkez sol ve Avrupa yanlısı “Place Publique” Hareketinin Lideri Raphaël Glucksmann ve Sosyalist Partiye yakın çizgideki Occitanie Bölge Başkanı Carole Delga “Construire 2027/2027’yi inşa etmek” çağrısı etrafında savunuyor.

Anket siyaseti

Bir diğer eğilim ise kamuoyu yoklamalarına dayanmak. Fransa’da siyasetin giderek daha fazla cumhurbaşkanlığı eksenli hale gelmesiyle birlikte “en iyi aday”, çoğu zaman anketlerde en güçlü görünen isim olarak değerlendiriliyor. Bu mantık, kendi siyasi kampının ötesinde seçmene hitap edebilen medya figürlerini öne çıkarıyor. Raphaël Glucksmann bu gelişmeyi dikkatle izlerken, François Ruffin (eski LFI) de benzer bir yaklaşım içinde görülüyor.

Ancak siyaseti anketlere göre şekillendirmek, stratejilerin ortak bir siyasal projeden çok sürekli değişen kamuoyu eğilimlerine bağlı hale gelmesi anlamına geliyor. Sol, 2027 seçim kampanyasına bölünmüş, yıpranmış ve ortak bir projeden yoksun biçimde girerse, bu durum birleşmesi muhtemel sağ ve aşırı sağ için önemli bir avantaj yaratabilir.

Boyun Eğmeyen Fransa’nın yaklaşımı

Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) ise dördüncü bir yaklaşımı savunuyor: “Doğal liderlik.” LFI Lideri Jean-Luc Mélenchon uzun zamandır meşruiyetin parti pazarlıklarından değil, doğrudan halk desteğinden ve seçim sonuçlarından geldiğini savunuyor. Bu anlayışa göre bir ön seçim düzenlemek, zaten oluşmuş bir liderliği yapay biçimde tartışmaya açmak anlamına geliyor. Ancak bu yaklaşım siyaseti aşırı derecede kişiselleştiriyor ve kalıcı ittifakların kurulmasını zorlaştırıyor. Bir bakıma, yeniden aday olması beklenen Eski Cumhurbaşkanı François Hollande da kendisine ait özel bir siyasal meşruiyete sahip olduğunu düşünüyor.

Çeviren: Ali Rıza Yıldırım

 

Close