Almanya’da son yıllarda artan milliyetçiliğin işçilere ve işyerlerine etkisini değerlendirmek üzere DİDF Hamburg’un girişimiyle birçok işletmeden işçi temsilcileri ve sendikacının katıldığı bir toplantı gerçekleştirildi. 3 Şubat’ta GEW sendikası salonunda yapılan toplantıya aralarında Still, Aurubis, Gesamthafenbetrieb, HHLA, Stadt Hamburg, Friedrich Holst, DESY, Elbkinder, Beiersdorf, NDR, Airbus, Deutsche Bahn, Hochbahn, Stulz, Mercedes’in de olduğu birçok işletmeden işçi ve sendikacı 60 kişi katıldı.

Etkinliğin moderasyonunu DİDF gençlik Komisyonu üyesi İdil Çallı yaptı. Toplantıda ilk sözü alan DİDF yönetim kurulu üyesi Düzgün Altun,konuşmasında şu değerlendirmelere yer verdi: “Hem ulusal hem de uluslararası düzeyde, anlaşılması zor ve belirsizliği körükleyen, birçok iş arkadaşımızı bölünmeye daha yatkın hale getiren büyük çalkantılara tanık oluyoruz. İktidardakiler, mevcut saldırıları haklı çıkarmak ve insanları birbirine düşüren anlatıları yaymak için bu bölünmeye ihtiyaç duyuyor. Bu sosyal durum, AfD için verimli bir zemin oluşturuyor; son seçimlerde AfD’ye işçilerden dikkat çeken oranda oy verilmesi de aslında emek-sermaye çelişkisini milliyetçi politikalarla örtüleme çabasının bir sonucu olarak gerekiyor”.
Hamburg Limanında işyeri temsilcisi ve ver.di denizcilik endüstrisi yönetim kurulu üyesi Malte Klingforth da şu anda karşı karşıya olduğumuz işçi haklarına yönelik güncel saldırılar hakkındaki soruyu şöyle yanıtladı: “Çalışma süresiyle ilgili düzenlemelerden emeklilik haklarına yönelik saldırılara kadar her şey mevcut. Aslında ırkçılığın yeşerdiği verimli zemin bu: Elbette sosyal güvenlik sisteminde bir sorun var, ancak bu göçle ilgili değil, zengin ve fakir arasındaki dağılımla ilgili bir sorun.”
IG Metall sendikası üyesi ve STILL Hamburg’da işyeri temsilcisi Kevin Westphal ise, işyerlerindeki sağcı örgütlenmenin yakın tarihine değinerek, AfD’den Compact ve Kimlikçi Hareket’e kadar çeşitli aşırı sağcı-milliyetçi güçlerin işyerlerinde nasıl etki yarattığı konusunda “Zentrum” örneği üzerinde durarak şunları dile getirdi: “Bu aynı zamanda açık bir hedeftir; örneğin Björn Höcke şöyle demişti: ‘Şirketler olmadan, başarıya ulaşamayız.” Westphal, ‘Zentrum’ gibi sahte sendikaların, Hitler faşizmi dönemindeki “Alman İşçi Cephesi” tarafından savunulan kavramlara geri dönüldüğüne dikkat çekerek devamla şöyle konuştu: “Ulusal topluluk’ modeline dayanan ‘şirket topluluğu’, Alman işçiler ile Alman işverenler arasında sözde ortak bir çıkarı varsayıyor. Bu da, işçilerin kökenlerine bakılmaksızın ortak talep ve haklarını savunmak yerine sermayenin çıkarlarını savunmak anlamına gelir. Zentrum gibi milliyeçi çevreler her ne kadar ülke genelinde çok fazla işçi temsilciliğine sahip olmasalar da, işletmelerde işçiler üzerinde yarattıkları etkiler ciddi boyutlarda. Aynı zamanda, sendikalara yönelik eleştirilerin ve sağcı ve diğer alternatif listelerin yükselişinin somut nedenlere dayandığını görmek önemlidir. Örneğin, VW örneğinde görüldüğü gibi, sendikalar ciddi işten çıkarmalara karşı koymuyor. Sözde iş garantisine rağmen 35.000 işyeri ortadan kaldırılıyor, ancak grev yok ve işçi temsilciliği işten çıkarmalarda önemli bir rol oynuyor. Bu politika, ‘Zentrum’ gibi listelerin üzerine inşa ettiği sendikalara karşı memnuniyetsizliği büyütüyor haliyle. Bu listeler elbette üyelerinin çıkarlarını temsil etmiyor, aksine ortak karar alma ve yasal yollarla mücadeleyi kısıtlıyor ve engelliyor, ancak şu anda bu memnuniyetsizlikten faydalanıyorlar.
Malte Klingforth, Hamburg Limanı’ndaki durum konusunda şunları dile getirdi: “HHLA’nın özelleştirilmesi ve MSC tarafından satın alınmasından bu yana, limandaki çalışma temposunun çeşitli nedenlerle yavaşlaması nedeniyle giderek daha fazla gemi Bremen’e yönlendiriliyor. Ve Bremen’deki arkadaşlarımızla rekabet körükleniyor, karşı karşıya getiriliyoruz. Bir sendikacı olarak, bu rekabetçi düşünce sirkine katılıp katılmamaya veya farklı bir tavır takınmaya karar vermek gerekir, çünkü tam olarak bu rekabet, işçiler arasında milliyetçiliğe ve bölünmenin arka planını oluşturuyor. Kevin Westphal da işçiler arasındaki rekabet konusunda farklı bir örnek verdi: “STILL çalışanları, şu anda kapanmaya karşı süresiz grevde olan Lüneburg’daki Jungheinrich fabrikasındaki “rakip” firmanın işçileri ile dayanışma gösterdiler.”
Bölünmeden patronlar faydalanıyor
Bremerhaven’de Ver di. sendika sekreteri olan Nonni Morisse, çeşitli sektörlerde ve şirketlerdeki çalışma deneyimlerini paylaştığı konuşmasında, işçiler içindeki bölünmeden her zaman şirket yönetimlerinin fayda sağladığını vurguladı. Yabancı işçilerin taşeronlar tarafından kullanılmasını örnek veren sendikacı: “taşeron firmalar üzerinden gelen işçiler daha ucuz ve ikametgahları işe bağlı olduğu için daha çaresizler. İşverenler, kalıcı personel ile taşeron işçiler arasındaki önyargı ve düşmanca davranışlardan memnunluk duyuyorlar. Sendikalar da uzun süre kalıcı personele öncelik verdiler. Ancak sorunun işçiler arasında değil tüm işçilerle işveren arasında olduğu gerçeği Amazon’daki grev ve hak alma mücadelelerinde görüldü.” dedi.
Birlikte Mücadele Gerektirir
Toplantıda panelistlerin dışında çok sayıda sendikacı ve işçi de söz alarak görüşlerini dile getirdi. belirtmesi panelistlerin tartışmaya açtığı konular teyit edildi ve genişletildi. Farklı sektörlerden verilen çok sayıda örneklerin ortak mesajı ise, işçiler arasındaki bölünmüşlüğün ancak ortak talepler ve mücadele yoluyla aşılabileceği oldu. Bu konuda sendikalara ve sınıftan yana sendikacı ve işçi temsilcilerine önemli bir sorumluluk düştüğünün de vurgulandığı konuşmalarda, bu yıl yapılacak işyeri temsilciliği seçimlerinin de önemli bir fırsat olduğu dile getirildi.
Tartışmaların ardından duyarlı sendikacı ve işçi temsilcileri arasında bir ağ kurulması önerildi ve işyerlerindeki milliyetçiliği ve bölünmüşlüğü konu alan etkinlik ve adımların sürdürülmesi konusu tüm katılımcılar tarafından olumlu karşılandı. (YH / Hamburg)

