Son haftalarda sermaye ve hükümeti düzenli olarak sosyal saldırı planlarını açıklıyorlar: Sağlık sigortasının pratik olarak tasfiyesi yönelik “66 öneri”, çocuk, gençlik ve engellilere sunulan hizmetlerin tasfiyesine yönelik 70 öneri. Hükümet tarafından kurulan “Emeklilik Komisyonu” kapalı kapılar ardında saldırı planlarını hazırlarken Başbakan Merz, “Yasal emeklilik sigortası, en iyi ihtimalle artık yaşlılık için temel güvence olmaktan öteye gidemeyecektir” diyerek söz konusu planların özünü ortaya koydu. DGB ise “önce işimiz, sonra kârlarınız” sloganı altında “sosyal partner” olarak ciddiye alınmaya çalışıyor… Sermaye açısından ise o sayfa çoktan kapandı.
UMUT YAŞAR
Almanya sosyal politika açısından adeta bir savaş alanına dönüştü… Sermaye ve hükümeti son aylarda “taarruza kalkmış bir ordu” gibi sürekli yeni planlar ve stratejiler geliştirip işçi sınıfına saldırıyorlar.
Sermaye bir yanda on binlerce işçiyi işten atarak geleceksizliğe mahkum ediyor diğer yanda ise işten atılmayanların çalışma sürelerini uzatmaya, ücretlerini gasp etmeye girişiyor. Örnek mi? Almanya’nın gözde tekellerinden Volswagen’e bakmak yeterli: tekel genelinde (VW, Audi ve Porsche) 50 bin işçinin önümüzdeki yıllarda işten çıkarılacağı kesinleşti. Yıllık 2 milyar euro tasarruf etmek için geride kalan işçilerin ücretleri ise yüzde 10 düşürülecek– IG Metall ve VW yönetimi arasında müzakere devam ediyor. Taraflar ücretlerin düşmesi gerektiği konusunda anlaştılar. Görüşmeler, nasıl uygulanacağı üzerine yapılıyor.
GÜNLÜK 13 SAAT VE DAHA FAZLA ESNEKLİK!
Ülke genelinde kitlesel işten atmalar devam ederken daha az işçiyle daha fazla üretmenin yol ve yöntemleri de geliştiriliyor. Bu konuda ilk adım olarak çalışma gününün uzatılması öngörülüyor: Sermayenin planlarına göre 8 saatlik işgünü artık çağa uymuyor. Bunun yerine haftalık 48 saatin temel alındığı ve günlük çalışma sürelerinin ihtiyaca göre 13 saate kadar uzatılabileceği yeni bir uygulama gerekiyor. Bu da sermayenin işçi sınıfına reva gördüğü “yeni yaşam tarzı” (“New Lifestyle”) olsa gerek!
KİMSEYE ‘AMAN’ TANINMIYOR!
Sosyal politik saldırılar işçi sınıfının bütün kesimlerini hedefliyor, kimseye aman tanınmıyor. Emekliler ve emekliye ayrılacak olanlar, bütün çalışanlar ve işsizler, çocuklar, gençler, yaşlılar, engelliler… herkes hedefte.
Bugün emekli maaşı yetmediği için 1,3 milyon 65 – 74 yaş grubundan insan* çalışmak zorundalar. Bu bütün emeklilerin yüzde 13’üne tekabül ediyor.
Bu yetmezmiş gibi bu yılın başından itibaren “aktif emekli” (“Aktivrente”) adı altında, emekli olup çalışmak isteyenlere (!) 2 bin euroya kadar vergiden muaf “çalışma hakkı” tanındı! Bugün düşük ücretli işlerde çalışmak zorunda olanlar bayram edebilirler: Hükümet bundan böyle “mezarda emekliliği” laf olmaktan çıkarıp mümkün kılıyor!
Sermaye ve hükümetinin emeklilerle ilgili planları bu kadar değil, arkası geliyor. “Emeklilik Reform Komisyonu” (“Rentenreformkommission”) kapalı kapılar ardında saldırı planlarını hazırlarken Başbakan Friedrich Merz, Alman Bankalar Birliği’nin 75. Kuruluş yılı resepsiyonunda** yaptığı konuşmada, “Yasal emeklilik sigortası, en iyi ihtimalle artık yaşlılık için temel güvence olmaktan öteye gidemeyecektir” diyerek söz konusu planların özünü ortaya koydu. Böylece son alınan maaşın yüzde 48’inin emeklilik maaşı olarak ödeneceği konusunda verilen “devlet garantisinin” artık garanti olmadığı da ilan edilmiş oldu…
Merz, bankerlerden destek istedi: “Bu konuda sadece maddi değil, manevi ve toplumsal-politik açıdan da desteğinize ihtiyacımız var. Sermayeye dayalı emeklilik sistemlerinin (“kapitalgedeckte Altersversorgungssysteme”) demografik gelişmelerden ve işgücü piyasasından daha bağımsız hale geldiğini göstermek, hepimizin, sizlerin de dahil olduğu, bu emeklilik sisteminin reformuna yapabileceğimiz ve yapmamız gereken önemli bir katkı olacaktır.”
Bankalar yasal emeklilik sigortasının “temel güvenceden öteye gidemeyeceği” konusunda propaganda yapmakta hükümete yardımlarını esirgemeyeceklerdir: Sonuçta bu alan en fazla kâr vaat eden alanlardan biri konumunda!
SAĞLIĞIMIZDAN KESİLİYOR, SÖMÜRÜ ARTIYOR!
Yasal sağlık sigortası hizmetlerinde 66 kesinti önerisi masaya konuldu. Hangilerinin uygulamaya alınacağı tartışılıyor. Bunların arasında sigortalıların ek ödemelerin artması, cilt kanseri taramasının sağlık sigortası kapsamından çıkarılması, iş göremezlik derecesine göre hastalık parasında kesinti yapılması (ör. %25, %50 veya %75), eşlerin ücretsiz sigortalı olma hakkının kaldırılması ve özel tedavi yöntemleri için ödemelerin (ör. homeopatik ilaçlar) sınırlandırılması yer alıyor.
Başbakan Merz, bankerlere yaptığı konuşmada, “Almanya’da yüzde 1’lik sosyal güvenlik primi, çalışanların ve şirketlerin ödediği 20 milyar euroluk sosyal güvenlik primi anlamına geliyor” dedi ve hükümetin sağlık sigortası alanından 40 milyar euro tasarruf etmeyi planladığını söyledi. Merz konuşmasında şu itiraf yer aldı: “Aslında bu tutar, yalnızca çalışanların ödediği primlerden oluşuyor. Zira şirketler ve çalışanlar arasında bölüştürülen prim oranı, gerçekte sadece bir hesaplama kaleminden ibarettir.” Kısacası “ücret yan giderleri düşürülmeli” denildiğinde gerçekte sömürü oranının yükseltilmesi talep ediliyor– başka bir şey değil!
ÇOCUKLAR, GENÇLER VE ENGELLİLER HEDEFTE
Ülkenin en önemli sosyal kurumlarından biri olan Paritätischer Gesamtverband, federal hükümet, eyaletler ve belediyeler düzeyinde çocuklara, gençlere ve engellilere yönelik hizmetlerde ciddi kesintileri gizlice planlandığını kanıtlayan bir belgeyi kamuoyuna sundu.
108 sayfalık belgede 70’ten fazla kesinti önerisi olduğunu açıklayan kurum, bu kesintilerin üçte birinden 8,6 milyar euro tasarruf edileceğini belirtirken, önerilerin yaklaşık üçte ikisi rakamlarla desteklenmediğinden, gerçek kesinti düzeyinin çok daha yüksek olacağını belirtti.
Çocukların ve gençlerin geleceğini karartacak, toplumun en zayıf kesimleri arasında bulunan engellilerin yaşam alanlarını daraltmak, zorlaştıran bir hükümetin kimin hükümeti olduğu ortadadır.
SOSYAL PARTNERLİK DÖNEMİ BİTTİ
Alman Sendikalar Birliği DGB, “önce işimiz, sonra kârlarınız” (“Erst unsere Jobs, dann eure Profite”) başlığı altında işçileri 1 Mayıs gösteri ve mitinglerine çağırıyor. Bildiriye ilk bakışta, “öncelik bizde” hissi doğabilir. Ama bu böyle değil: DGB her “önceliğin” ardından sermayeye “kâr” güvencesi vaat ediliyor.
Bu tutum yeni değil: Metal ve kimya işkollarında imzalanan toplu sözleşmelerde bir adım daha ileri gidilerek sermayeye “yüzde 2,3’lük kâr marjı” güvencesi veriliyor. Eğer kâr marjı bu oranın altında gerçekleşirse toplu sözleşmeden doğan belirli ödemeler erteleniyor veya hiç ödenmiyor!
Sorunlara dikkat çekilen DGB çağrısında bunlara karşı neler yapılabileceği konusunda laf kalabalığından başka bir şey söylenmiyor.
Silahlanmaya yüzlerce milyarın ayrıldığı ve bütün faturanın işçi sınıfına çıkarıldığı bir dönem DGB yönetiminin savaşa ve silahlanmaya karşı ve barıştan yana tek bir kelime etmemesi, sessiz kalması birçok şeyi ortaya koyuyor.
Bugün DGB ve üye sendikaların yönetimleri sömürü düzeniyle barışlarını yapmış, işçi sınıfının kırıntılarla yetinmesini öneren bir tutum içindeler, 1 Mayıs çağrısı da bunu ifade ediyor! Sermayenin kârlarını ve rekabet gücünün artmasını gözeten, Alman emperyalizmine destek veren bir çağrıdır.
Ve DGB ve üye sendikaların yönetimleri geniş emekçi kitlelerine, “sosyal partner” olarak sermaye ile masa başında göz hizasında pazarlık edebildikleri izlenimi vermeye çalışıyorlar. Ama sermaye şimdilik defterin bu sayfasını kapattı ve yeni bir sayfa açtı. Bu sayfa ise vahşi kapitalizm sayfasıdır.
Sermaye ve hükümetinin saldırılarına, bunun karşısında sendikalarımızı “kâğıttan kaplana” dönüştüren işçi aristokratlarına dur demek için fabrikalarda, şantiyelerde, hastanelerde… bulunduğumuz bütün alanlarda tabandan örgütlenmek, eylem birlikleri kurmak ve harekete geçmekten başka yolumuz yok. 1 Mayıs gösterileri de bunun ilk adımı atmak için iyi bir vesile olacak.
* Bkz.: www.destatis.de/DE/Presse/Pressemitteilungen/Zahl-der-Woche/2025/PD25_44_p002.html
** Bkz.: www.bundesregierung.de/breg-de/aktuelles/bk-rede-jahresempfang-banken-2422220

