Geçtiğimiz yıllarda işçilerin ekonomik durumları giderek kötüleşti. Resmi istatistiklere göre yüksek enflasyon sorunu çözüldü ve reel ücretler her yıl yükseliyor. Resmi istatistikler gerçeği ne kadarını yansıtıyor ve ne kadarını perde arkasına bırakıyor? Özellikle ücret toplu iş sözleşme dönemlerinde bu tür veriler önem kazanıyor. 2026 yılı TİS dönemi değişik sektörlerde devam ederken metal-elektro sanayisinde, demir-çelikte, temizlik işkolunda henüz başlamadı: Bu TİS görüşmelerinde ileri sürülecek talepleri tartışmak ve belirlemek için henüz geç değil.
UMUT YAŞAR / ANALİZ
Her yıl milyonlarca işçiyi kapsayan ücret toplu iş sözleşmeleri gündemde. 2026’da toplam 10 milyon işçinin ücretleri pazarlık masasında. Kimya, enerji, ağaç işleri, tekstil ve eyalet kamu TİS süreçleri sona erdi. Perakende satış, toptancılık, metal-elektro, temizlik işleri, demir-çelik gibi daha milyonlarca işçinin çalıştığı işkollarında görüşmeler ya devam ediyor ya da henüz başlamadı.
ÜCRETLER DONDURULDU, ENFLASYON YÜKSELİYOR
Şimdiye kadar imzalanan ücret sözleşmelerine bakıldığında 5, 6, 7 ve 10 ay “sıfır aylar” (“Nullmonate”) ve uzun süreli (18 ila 27 ay arası) sözleşmeler dikkat çekiyor. Ücretlerin pratik olarak dondurulduğu “sıfır ayları” gerçekte işçilerin cüzdanlarına reel ücret kaybının hızla yansıdığı aylar olarak görmek gerekiyor: TİS tarafları ücretleri donduruyor ama enflasyon donmuyor. Enflasyon aktüel olarak yüzde 2,9 dolayında.
Sözleşmenin ilk on ayı “sıfır aylar” olarak geçecek olan kimya sanayisinde ilk ücret artışı ancak 1 Ocak 2027’de yüzde 2,1 düzeyinde, ikinci ücret artışı ise 1 Ocak 2028’de yüzde 2,4 düzeyinde ödenecek. Kimya sendikası IG BCE sözleşmeyi imzalarken, “acı sınırına kadar” (“Bis zur Schmerzgrenze”) gittiklerini söylüyor.
Bir önceki TİS dönemi de durum çok farklı değildi. O dönemde değişik işkollarında imzalanan sözleşmelerle reel ücretler düşmüştü. Ama buna rağmen kamuoyunda yayınlanan haberlerde çizilen tablo ise bambaşka: “Alman halkının reel ücretleri geçen yıl bir kez daha artış gösterdi: 2024’e kıyasla yüzde 1,9 artarak üst üste ikinci yıl artış kaydetti” (Bkz.: “Deutsche Reallöhne erneut spürbar gestiegen”, www.tagesschau.de/, 27.02.2026).
Kimya işkolunda imzalanan sözleşmeye bakıldığında bunun ilk günden itibaren 27 ay boyunca reel ücret kaybı anlamına geldiği çok açık görülüyor. Buna rağmen basında çıkan haberlerde kimya işkolunda ücretlerin “yüzde 4,5” dolayında arttığı ileri sürüldü.
Sözleşmeyi imzalayan IGBCE yönetim kurulu üyesi Oliver Heinrich daha temkinli bir açıklama yaptı: “İşsizlik korkusu ve satın alma gücündeki düşüş, şu anda kimya ve ilaç sektöründe çalışan birçok kişinin iş yaşamını etkiliyor – bu toplu sözleşme görüşmelerinde bu duruma uygun bir çözüm bulmak istedik. Bu gerçekten zorlu bir mücadeleydi. Sonunda her iki talep konusunda da ilerleme kaydettik.” (Bkz.: //igbce.de/igbce/chemie26-abschluss-zusammenfassung-269470)
ENFLASYON YÜKSEK, REEL ÜCRETLER DÜŞÜK SEVİYEDE
Geride bıraktığımız yıllarda olağanüstü bir satın alma gücü kaybı yaşandı. Enflasyon 2021’de %3,1, 2022’de %6,9, 2023’te %5,9, 2024’te %2,2, 2025’te %2,2 düzeyinde yaşanırken aktüel %2,9 oranında. Hemen belirtmekte fayda var: Enflasyon verilerini yayınlayan Federal İstatistik Dairesi (DESTATIS), Şubat 2023’te aldığı bir kararla tüketici sepetindeki ağırlıkları yeniden belirledi ve geriye dönük olarak bütün verileri yeniledi. Örneğin enflasyonun en yüksek olduğu 2022 ve 23 yıllarının verileri “eski hesaba” göre yüzde 7,9 ve yüzde 6,9 dolayındaydı.
Tüketici sepetinde değiştirilen en önemli kalem “04” numaralı “konut, su, gaz, akaryakıt” kalemi oldu. 2015 yılının temel alındığı dönem tüketici sepetinde bu kalemin ağırlığı %32,5 iken 2020 yılının temel alındığı yıl ise bu kalem %25,9’a düşürüldü. (Bkz.://de.wikipedia.org/wiki/Warenkorb) Kira ve yan giderlerinin sürekli arttığı, enerji fiyatlarının sürekli yükseldiği bir dönem bu kalemin ağırlığının yüzde 6,6 düşürülmesi özellikle dar gelirlilerin karşı karşıya oldukları enflasyon sorununu gizlemek amaçlı olduğu ortada.
Oysa tüketici sepetinde beş yılda bir yapılan yeni düzenlemeyle, aktüel tüketim alışkanlıklarının enflasyon hesaplamalarına yansıtılması ve gerçekçi bir sonuç elde edilmesi gerekiyor.
Diğer yanda enflasyon oranı işçi hanelerine daha farklı yansıyor. DGB’ye bağlı Makroekonomi ve Konjonktür Araştırmaları Enstitüsü’nün (IMK) bir analizi, düşük gelirli hanelerin enflasyondan özellikle ağır bir şekilde etkilendiğini göstermektedir. Düşük gelirli haneler, gelirlerinin büyük bir kısmını konut, enerji, yakıt ve gıda harcamalarına ayırdıkları için, enflasyondan yapısal olarak daha fazla etkileniyorlar.
Sayfada yayınlanan grafiğe bakıldığında bu gerçek daha iyi anlaşılacaktır: 2019 – 2025 arası genel enflasyon yüzde 25,9 artarken gıda giderleri ise aynı dönemde yüzde 40’ı aşan bir düzeyde pahalılaştı. Diğer yandan ücretlere bakıldığında reel ücretlerin aynı dönem yüzde 1,3 dolayında gerilediğini görmekteyiz. Tüketici sepetindeki dengesizliği, enflasyon oranının düşük gelirli hanelere yansıması da gözetildiğinde işçilerin alım gücünün son yıllarda çok daha fazla düştüğü anlaşılacaktır.
BİR KERELİK ÖDEMELER İŞE YARIYOR MU?
Toplu iş sözleşmelerinde işçiler ücretlerinin kalıcı yükselmesi için mücadele ederken sermaye tarafı ise ücretlerin düşürülmesi için mücadele eder. Tabii ki hiçbir sermaye temsilcisi, “biz ücretleri düşürmek üzere masaya oturuyoruz” demez. Fakat ücretlerin aylarca dondurulması ve ardından enflasyonun altında bir ücret zammı verilmesi ücretlerin reel olarak düşürülmesi anlamına gelir.
Mücadeleci işçiler ve sendika temsilcileri bu durumu tespit edip sonuca itiraz ettiklerinde kendilerine sendika bürokratları ve sermaye temsilcileri tarafından, “Ama siz bir kerelik ödemeleri gözetmiyorsunuz. Bunu da hesaba kattığınızda itirazın haksız olduğunu göreceksiniz” deniliyor.
Öncelikle “bir kerelik ödeme” (“Einmalzahlung”) ücretlere kalıcı yansımıyor, fazla mesai, izin parası gibi ödemelerde bir etkisi olmuyor ve sosyal güvenlik primlerine de yansımıyor. Saman alevi gibi harlayıp gidiyor!
Sözleşme sonucu işçilere sunulurken, “bir kerelik ödeme” özellikle öne çıkarılmasına karşın bir yönü gizleniyor. Örneğin bu paranın ödenmesinin işletmenin maddi durumuna bağlı ertelenebileceği veya hiç ödenmeyebileceğinden söz edilmiyor. Diğer yanda son TİS döneminde Ver.di bu bir kerelik ödemenin sadece sendika üyelerine ödenmesini de (Ver.di enerji işkolu, Bkz.: www.wsi.de/de/tarifrunde-2026-abschluesse-73424.htm) sözleşmeye yazdırdı. Sermayenin işçilerin bölmesinin önüne geçmek ve ücret pazarlığını kolektif olarak sürdürmek için düzenlenen TİS görüşmeleri bu yoldan da işlevsiz hale getiriliyor.
Bir kerelik ödemeler ancak reel ücret artışı sağlandıktan sonra bir ikramiye olarak bir anlam ifade eder. Bugün gündeme geldiği biçimiyle “kızgın taşa bir damla su” olarak bile değerlendirilemez.
GELECEK TİS DÖNEMİNE HAZIRLANALIM
Devam eden ve 2026’nın ikinci yarısında gündeme gelecek olan toplu iş sözleşmesi müzakereleri de ekonomik ve sosyal zorlukların gölgesinde gerçekleşiyor. 2019-2025 yıllarında sanayide ve hizmet işkollarında reel ücretler geriledi ve 2026’da imzalanan sözleşmelerde de bu eğilim sürdü.
Özellikle düşük ücretli (temizlik, gastronomi vb.) sektörlerde ve toplu sözleşmeye tabi olmayan işçilerin maddi durumu çok daha kötüleşti. Kimya, metal-elektro (M&E), demir-çelik ve enerji gibi işkollarında imzalanan sözleşmelerin düzeyi ne kadar iyi olursa bunun örgütlülüğün zayıf olduğu, asgari ücretin ödendiği bütün işkollarına yansıması da o kadar iyi oluyor.
Bu nedenle önümüzdeki dönem başlayacak olan TİS görüşmelerinde şu talepler
Yaşam maliyetlerinin artmaya devam etmesi potansiyelinin yüksek olduğu, özellikle gıda ve enerji fiyatlarındaki artışın işçi hanelerine yansıması da gözetilerek, 2026 M&E toplu sözleşme müzakerelerinde geçmiş dönemin kayıplarını telafi edecek ve en az yüzde 4–5 oranına tekabül edecek gerçek reel ücret artışı sağlayacak bir ücret talebi ileri sürülmelidir.
Düşük ücret gruplarında çalışan işçileri gözeten ve işçiler arasındaki ücret farkının daha fazla büyümesinin önüne geçmek için “yüzdeli talep” yerine aylık 300 euro gibi sabit ücret zammı
Ekonominin genel gidişatına ve enflasyonist gelişmelere daha çabuk tepki verebilmek için, TİS süresinin en fazla 12 ay ile sınırlı olması konusunda ısrarcı olunmalıdır.
Çırak ve genç işçilerin ücretlerinin, devletten ve aileden bağımsız geçinebilmelerini sağlayacak düzeye getirilmesi talebi de gündeme alınmalıdır, meslek eğitimini bitirenler süresiz işe alınmalıdır.
TARTIŞMALARI TABANDA BAŞLATALIM
Başarılı bir toplu sözleşme döneminin en önemli ayağı bu sürece yapılacak olan hazırlıktır. Yukarıda önerilen taleplerin toplu sözleşme komisyonlarında karar alınabilmesi için öncelikle işçiler arasında tartışılması ve kararlaştırılması gerekir. Yıl sonuna kadar TİS müzakerelerinin gündemde olduğu bütün sektörlerde bu tartışmalara şimdiden başlanmalı, sendika temsilciliği (VK-VKL) toplantılarında karar altına alınarak sosyal medya üzerinden en geniş kesimlere duyurulmalı.
Böyle bir yol izlendiğinde tartışmaların henüz gündeme gelmediği fabrika ve işletmeler olumlu etkilenebileceği gibi sendika yönetimleri üzerinde de ciddi bir baskı oluşturulacaktır.
Sendikaları, temel görevlerini yapmaya, işçilerin yaşam ve çalışma koşullarını korumaya ve iyileştirmeye zorlamakta bu yoldan geçer. Bu, sadece reel ücretlerin artması için değil, aynı zamanda sermaye hükümetinin sosyal saldırı planlarını geri püskürtmek için de gereklidir.

